10 Kasım 2017 Cuma

Haftalık Bülten ( 10 Kasım 2017 )

Sitemize yeni eklenen soru cevaplardan, sizin için seçtiğimiz bazılarını aşağıdaki bağlantılardan okuyabilirsiniz.
SORU CEVAP VİDEOLARIMIZ
SORU - CEVAP ARŞİVİNDEN

SEYRANGAH TV BELGESEL VİDEOLARIMIZDAN
habir

Allah'ın İsimleri

El- Habir

halim

Allah'ın İsimleri

El- Halim

azim

Allah'ın İsimleri

El- Azim

FEYYAZ YAYINLARI

Video İndir

İncil ,Tevrat ve Zeburda o kadar tahrife rağmen bir çok delil ile Hz.Muhammed (s.a.v)in son peygamber olduğunu ispat eden ve kitap ehli olan yahudi ve hristiyanları da artık insaf ile hakkı görmeye çağırıp onları İslama davet eden müstesna bir çalışma.

www.seyrangah.tv
 
ANDROID UYGULAMALARIMIZ

  
IOS UYGULAMALARIMIZ

 
Mail grubumuzdan çıkmak için buraya tıklayınız

--
--
Bu gruba aboneliğinizi iptal etmek için şu adrese e-posta gönderin:
sorularla-islamiyet+unsubscribe@googlegroups.com

---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "Sorularla Islamiyet" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için sorularla-islamiyet+unsubscribe@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin.

9 Kasım 2017 Perşembe

* Secde, sert yere yapılır (Osman Ünlü'nün 11.11.2017 tarihli yazısı)

11 Kasım 2017, Cumartesi

 

 

Secde, sert yere yapılır

 

 

 

 

Sual: Namaz kılarken, secdeye gidildiğinde, dizlerin veya ellerin yere konulmasında bir sıra, bir öncelik var mıdır ve secde yumuşak bir şey üzerine yapılabilir mi?

Cevap: Konu ile alakalı olarak İbni Âbidînde deniyor ki:

“Secde yaparken, önce iki diz, sonra iki el, sonra burun ve sonra alın yere konur. Baş parmakları, kulakları hizasında olur. Şafiide, eller omuz hizasına konur. Ayakların, en az birer parmağını yere koymak farzdır. Yerin sertçe olup, başın içine girmemesi lazımdır. Yere serili halı, hasır, buğday ve arpa böyledir. Yerde duran masa, kanepe, araba da, yer demektir. Hayvan üzeri ve hayvan üstünde bulunan semer ve benzerleri, yer sayılmaz. Salıncak ve ağaçlara, direklere bağlanarak havada gerilmiş duran bez, halı, hasır yer sayılmaz. Pirinç, darı, keten tohumu gibi kaygan şeyler üzerine secde sahih olmaz. Çuval içinde iseler sahih olur. Secde yeri, dizlerini koyduğu yerden yarım zırâ, yani oniki parmak eni ki yirmibeş santimetre yüksek olunca namaz sahih olur ise de, mekruhtur. Secdede dirsekler bedenden, karnı da uyluklardan açık tutulur. Ayak parmaklarının uçları kıbleye karşı tutulur. Rükuya eğilirken topuk kemiklerini birbirine yapıştırmak sünnet olduğu gibi, secdede dahi bitişik tutulur.”

***

Sual: Kadınlar, namazda tekbiri, ellerini bağlamayı ve secdeleri aynen erkekler gibi mi yaparlar?

Cevap: Bu konuda İbni Âbidînde deniyor ki:

“Kadınlar, namaza dururken, ellerini omuzlarına kadar kaldırır. Ellerini kol ağzından dışarı çıkarmaz. Sağ avucu sol üzerinde olarak göğüs üstüne kor. Rükuda az eğilir. Belini başı ile düz tutmaz. Rükuda ve secdede parmaklarını açmaz, birbirlerine yapıştırır. Ellerini dizleri üzerine kor. Dizlerini büker, dizlerini tutmaz. Secdede kollarını, karnına yakın olarak yere serer. Karnını uyluklarına yapıştırır. Teşehhüdde, ayaklarını sağa çıkararak yere oturur. El parmaklarının ucu dizlerine uzanır. Erkekler de dizi kavramaz. Parmakları birbirlerine yapışık olur.”

***

Sual: Kadınların kendi aralarında cemaat yaparak namaz kılmalarında dinen bir mahzur var mıdır?

Cevap: Bu konuda İbni Âbidînde deniyor ki:

“Kadınların kendi aralarında veya erkeklerin cemaati arasında imam ile kılmaları mekruhtur. Cuma ve bayram namazı kılması farz değildir.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için | Üye olmak için

 

Üyelikten ayrılmak için: Google

 

Mail grubu sayfası: Google

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

 

* Allahü teâlâ, (Kadîm)dir, (Ezelî)dir

11 Kasım 2017, Cumartesi

 

 

Allahü teâlâ, (Kadîm)dir, (Ezelî)dir

 

 

 

Sual: (Kadîm ve Ezelî) ne demektir ve nasıl anlamak gerekir? Allahü teâlâdan başkasını kadîm, ezelî bilenler, kâfir mi olur? (Allahü teâlâ, Kâdir-i muhtardır) demek ne manaya gelir?

Cevap: İmam-ı Rabbani hazretleri Mektûbât kitabının birinci cildi 266. mektupta buyuruyor ki: Allahü teâlâ, (Kadîm)dir. [Yani, varlığının başlangıcı yoktur. Varlığından önce, yok değil idi, hep var idi.] (Ezelî)dir. [Yani, hiçbir zaman yok değil idi.] Ondan başka, hiçbir varlık kadîm, ezelî değildir. Din sahipleri, kitap sahipleri, hep böyle iman etmiştir ve Allahü teâlâdan başkasını kadîm, ezelî bilenlere, kâfir demişlerdir. Bunun içindir ki, hüccet-ül-İslâm imâm-ı Muhammed Gazâlî “rahmetullahi aleyh”, İbn-i Sînânın ve Fârâbînin ve daha başkalarının, kâfir olduklarını söylemiştir. Çünkü bunlar aklın, ruhun ve [maddenin ilk hâli dedikleri] heyulanın kadîm olduğuna inanmış ve göklerin içindekilerle beraber, kadîm olduklarını söylemişlerdir.

[(Ahlâk-ı alâ’î) kitabında diyor ki, (İbni Sînâ, (Mu’âd) kitabında kıyamette dirilmeği inkâr eyledi. Öleceğine yakın, gusül abdesti alıp, vezir iken yaptığı zulümlere tevbe ettiği söyleniyor ise de, itikadı bozuk olanın guslü, namazı ve duası kabul olmaz buyuruldu)].

Allahü teâlâ, (Kâdir-i muhtâr)dır. [Yani dilediğini yapabilir. Tabiat kuvvetleri gibi, elbette işi yapmağa] mecbur değildir. Eski Yunan felsefecileri, akılları ermediğinden, kemâl, büyüklük, mecbur olmakta, herhâlde yapabilmektedir deyip, Allahü teâlânın ihtiyârını, yani seçmesini inkâr ettiler. Yapmağa mecburdur dediler. Bu ahmaklar, Allahü teâlâ, bir şeyi yaratmağa mecbur olmuş ve sonra başka bir şey yaratmamıştır dedi. Bu uydurma şeye de, akl-ı fe’âl deyip, her şeyi bu yapıyor dediler.

(Akl-ı fe’âl) dedikleri şey de, yalnız onların vehimlerinde, hayâllerinde olan bir şeydir. Bunların bozuk inanışlarına göre, Allahü teâlâ hiçbir şey yapmıyor. İnsan sıkışınca, bunalınca, Akl-ı fe’âle yalvarır. Allahü teâlâdan bir şey istemez. Çünkü Allahü teâlânın dünyada olup bitenlerle hiç ilgisi yoktur. Her şeyi yapan, yaratan Akl-ı fe’âldir derler. Hattâ Akl-ı fe’âle de yalvarmazlar. Çünkü onu, kendilerinden belâları gidermekte irade ve ihtiyâr sahibi bilmezler. Bu nasipsizler, ahmaklıkta, sersemlikte, sapık fırkaların hepsinden daha aşağıdırlar. Kâfirler, her işlerinde Allahü teâlâya sığınıyor. Belâların giderilmesini ondan istiyorlar. Bu alçaklar ise, böyle değildir. Bu nasipsizlerde iki şey, sapık ve ahmak fırkaların hepsinden daha çoktur. Bunlardan biri, Allahü teâlânın gönderdiği haberlere inanmıyorlar. Peygamberlerin bildirdiklerine inat ve düşmanlık ediyorlar. İkincisi, bozuk ön fikirler ileri sürüyor. Asılsız, çürük deliller, şahitler göstererek, boş, sapık düşüncelerini ispata kalkışıyorlar. Bozuk düşüncelerini ispat için öyle yanılıyorlar ki, hiçbir alçak böyle yanlış, çürük şey yapmamıştır. Dünyada olan her işi, durmadan giden, dönen göklerin ve yıldızların değişmeleri ve vaziyetleri yapıyor diyorlar. Gökleri yaratanı ve yıldızları icat edeni ve hepsini hareket ettireni ve aralarında nizam kuranı görmüyorlar. Bunu bir şeye karışmaz sanıyorlar. Ne kadar ahmaktırlar! Ne kadar alçaktırlar! Bunları akıllı bilen, sözlerine inanan ise, bunlardan daha alçaktır. [Fen bilgileri, modern makinalar ve elektronik âletler ve yeni bulunan her şey, Allahın Peygamberine uyarak kalpleri temizlenmiş, ahlâkı güzelleşmiş imanlı kimseler tarafından yapılmadıkça ve kullanılmadıkça faydalı olamazlar. İnsan haklarını, rahatı, huzuru sağlayamazlar. Harbin ve sefaletin ortadan kalkmasına yaramazlar. Zulme, işkenceye vasıta olurlar.] (Mektûbât Tercemesi s. 355)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için | Üye olmak için

 

Üyelikten ayrılmak için: Google

 

Mail grubu sayfası: Google

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

8 Kasım 2017 Çarşamba

* İmam yapmazsa, cemaat yapar (Osman Ünlü'nün 10.11.2017 tarihli yazısı)

10 Kasım 2017, Cuma

 

 

İmam yapmazsa, cemaat yapar

 

 

 

 

Sual: Cemaatle namaz kılarken, namazda imamın yapmadıklarını cemaatin yaptığı veya imamın yapıp cemaatin yapmadığı yerler var mıdır?

Cevap: Konu ile alakalı olarak Mevkûfâtda deniyor ki:

Dört şeyi imam yaparsa, cemaat yapmaz: 1- İmam ikiden çok secde yaparsa, cemaat yapmaz. 2- İmam bayram tekbirini, bir rekatte üçten çok söylerse, cemaat söylemez. 3- İmam cenaze namazında, dörtten çok tekbir söylerse, cemaat söylemez. 4- İmam, dört rekatlik bir namazda beşinci rekate kalkarsa, cemaat kalkmaz. Beraber selam verirler.

On şeyi imam yapmazsa, cemaat yapar. Bunlar: 1- İftitah tekbirinde el kaldırmak. 2- Sübhaneke okumak. İki imam, cemaat de okumaz dedi. 3- Rüküya eğilirken tekbir getirmek. 4- Rüküda tesbih okumak. 5- Secdelere yatıp kalkarken tekbir söylemek. 6- Secdelerde tesbih okumak. 7- İmam semiallahü demezse, cemaat rabbenalekelhamd der. 8- Ettehıyyatüyü sonuna kadar okumak. 9- Namaz sonunda selam vermek. 10- Kurban bayramında, yirmiüç farzdan sonra, selam verir vermez, tekbir okumaktır."

***

Sual: Allahü teâlânın zatına ait, sadece Ona mahsus olan sıfatları var mıdır, varsa nelerdir?

Cevap: Allahü teâlânın Sıfât-ı zâtiyyesi, zâti sıfatları altıdır. Bunlar: Vücud, Kıdem, Bekâ, Vahdâniyyet, Muhâlefet-ün lil-havâdis ve Kıyâm-ü bi-nefsihîdir. Vücûd, kendiliğinden var olmak demektir. Kıdem, varlığının öncesi, başlangıcı olmamaktır. Bekâ, varlığı sonsuz olmaktır, hiç yok olmamaktır. Vahdâniyyet, hiçbir bakımdan şeriki, ortağı, nazîri, benzeri olmamaktır. Muhâlefet-ün lil-havâdis, hiçbir şeyinde, hiçbir mahluka, hiçbir bakımdan benzemez demektir. Kıyâm-ü bi-nefsihî, varlığı kendindendir, hep var olması için, hiçbir şeye muhtaç değildir, demektir.

Bu altı sıfatın hiçbiri, yaratılanların hiçbirinde yoktur. Bunların, mahluklara hiçbir surette bağlantıları da yoktur. Bazı âlimler, Vahdâniyyet ve Muhâlefet-ün lil-havâdisin aynı olduklarını söyleyerek, sıfât-ı zâtiyye beştir demişlerdir.

***

Sual: Hadîs ile hadîs-i kudsi aynı mıdır, eğer farklı ise aralarında ne gibi bir fark vardır?

Cevap: Muhammed aleyhisselamın, manası da, telaffuzu da kendisine ait olan sözlerine Hadîs-i şerif denir. Bunlardan, manası Allahü teâlâ tarafından, kelimeleri Muhammed aleyhisselam tarafından olan hadîs-i şeriflere Hadîs-i kudsî denir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için | Üye olmak için

 

Üyelikten ayrılmak için: Google

 

Mail grubu sayfası: Google

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

 

* Allahü teâlâ, Ganiyy-i mutlakdır

10 Kasım 2017, Cuma

 

 

Allahü teâlâ, Ganiyy-i mutlakdır

 

 

 

Sual: (Allahü teâlâ, Ganiyy-i mutlakdır) buyruluyor. Bu ne demektir ve nasıl anlamak gerekir? Mahlûkatın yaratılmasından maksat nedir? (Allahü teâlânın sıfatları, kendinden ayrı olarak vardır) ne demektir?

Cevap: İmam-ı Rabbani hazretleri Mektûbât kitabının birinci cildi 266. mektupta buyuruyor ki: Allahü teâlâ, (Ganiyy-i mutlak)dır. Yani, hiçbir şey için, hiçbir şeye muhtaç değildir. Ne kendine, ne sıfatlarına, ne de fiillerine, hiçbir suretle hiçbir şey lâzım değildir. Varlıkta muhtaç olmadıkları gibi, zuhurda, belli olmakta da, ihtiyaçları yoktur. Sôfiyyenin büyüklerinin, (Allahü teâlâ, isimlerini ve sıfatlarını izhar için, bize muhtaçtır) anlaşılan sözleri, bu fakire çok ağır geliyor. Yaratılmakla, biz kıymetlendik, şereflendik. Allahü teâlâda bir şey artmadı. Böyle şeyler söylemek, çok yersiz ve çirkindir. Ez-zâriyât sûresinin, (Cinnileri ve insanları, ancak bana ibadet etmeleri için yarattım) mealindeki ellialtıncı âyeti gösteriyor ki, cinnilerin ve insanların yaratılması, Allahü teâlâyı tanımaları içindir ki, bunlar için şeref ve saadettir. Yoksa, Onun bir şey kazanması için değildir. Hadîs-i kudside, [yani Peygamberin "sallallahü aleyhi ve sellem" mübarek ağzından] Allahü teâlânın, (Ma'rûf olmak, tanınmak için her şeyi yarattım) buyurması, (Onların beni tanımakla şereflenmesi için) demektir. Yoksa, (Tanınayım ve onların tanıması ile kemâl bulayım) demek değildir. Bu mana, Allahü teâlâya lâyık değildir.

Allahü teâlâda, noksanlık sıfatları ve mahlûkların hassa ve alâmetleri yoktur. Madde değildir. Cisim değildir. Mekânlı değildir. [Yani, yer kaplayıcı değildir.] Zamanlı değildir. [Bir yerde bulunmadığı gibi, zamanı da yoktur.] Kemâl sıfatları, kusursuzluklar yalnız Ondadır. Sekiz kemâl sıfatı olduğunu bildirmiştir ki şunlardır: (Hayat), diri olmasıdır. (İlim), bilmesidir. (Kudret), gücü yetmesidir. (İrade), dilemesidir. (Sem'), işitmesidir. (Basar), görmesidir. (Kelâm), söyleyici olmasıdır. (Tekvîn), yaratmasıdır. Bu sıfatları, kendinden ayrı olarak vardır. Varlıkları ilimde değildir. [Yani, nazarî ve teorik var denilmiş olmayıp], hariçte ve hakikatte vardırlar. Kendi var olduğu gibi, bu sıfatları da ayrıca vardır. Müslümanlardan, sıfatları inkâr eden Mutezile fırkası ile kâfirlerden eski felsefeciler de, sıfatları nazarî olarak kendinden ayrı ise de, hariçte yalnız kendi vardır diyorlar. [Yani, sıfatların nazarî olarak], kendinden ayrı olduğunu inkâr etmiyorlar. Meselâ, ilim sıfatının manası, zâtın manasının aynıdır demiyorlar. Yahut, kudret ve irâdet sıfatlarının manaları, birbirinin aynıdır demiyorlar. Fakat, hariçteki varlıkları, aynıdır diyorlar. O hâlde, sıfatları inkârdan kurtulmak için, hariçte ayrı ayrı var olduklarına inanmak lâzımdır. Nazarî olarak ayrı bilmek fayda vermez. (Mektûbât Tercemesi s. 354)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için | Üye olmak için

 

Üyelikten ayrılmak için: Google

 

Mail grubu sayfası: Google

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com