2 Aralık 2009 Çarşamba

* Şeref nedir? (Mehmet Ali Demirbaş'ın 04.12.2009 tarihli yazısı)

bilgi@dinimizislam.com

04 Aralık 2009, Cuma

         Şeref nedir?

 

Sual: Şerefli, şerefsiz deniyor. Şeref nedir?

CEVAP

Şeref, yücelik, büyüklük, Allah katındaki üstünlük demektir. Bunun için, Müslümana şerefsiz diye hakaret etmekten çok sakınmalı.

İnsanın şerefi, Allah indindeki değeri, ilim ve edep sahibi olmasıyla ölçülür. Zenginlikle, makam ve mevki sahibi olmakla, şöhret veya soyla ölçülmez. (İslam Ahlakı)

İnsanın şerefi, ilmi ve edebiyle ölçüldüğü gibi, mekânların [yerlerin] şerefi de orada bulunanların şerefiyle ölçülür. Onun için, (Şeref-ül-mekân bil-mekîn) demişlerdir. Bir evde salih kimseler varsa, günah işlenmiyor, ibadet ediyorlarsa, orası şerefli bir mekân olur. Bir evde de, fasıklar oturuyor, orada çeşitli günah işleniyorsa, orası fısk meclisi olur.

 

İstişare

Sual: İstişare ettiğimiz kimse yanlış cevap verirse, istişarenin ne faydası olur?

CEVAP

İstişare, herkesle yapılmaz. O işin ehli olanla yapılır. Bir iş, salih olan ehliyle istişare edilirken, soran Allah rızası için sorar, cevap veren de Allah rızası için ihlâsla cevap verirse, cevap yanlış bile olsa, Allahü teâlâ o işin neticesini hayra çevirir, yani o iş mutlaka hayırla sonuçlanır.

 

Savunma savaşı

Sual: Cihad sadece savunma savaşı mıdır?

CEVAP

Cihad, insanların İslamiyet'i işitmelerine ve Müslüman olmalarına mani olan zâlimleri, sömürücüleri ortadan kaldırarak, insanların Müslüman olmakla şereflenmeleri, böylece iki cihanda da saadete kavuşmaları için yahut Müslümanlara saldıran kâfir, zâlim ordularına karşı Müslümanların mallarını, canlarını ve ırzlarını, namuslarını korumak için, canla, malla, yayın yoluyla yapılan savaştır.

Güç kullanarak cihadı yalnız devlet yapar. Fertlerin başkalarına saldırmalarına cihad değil, çapulculuk, barbarlık denir. Sözle, yazıyla cihad etmek, âlimlerin vazifesidir. Kalble ve duayla bunlara yardım etmek ise, her Müslümanın vazifesidir. (Hadika)

 

Kiracının ihmali yoksa

Sual: Tabii afetlerden ev zarar görürse veya hırsızlar eve, kapıya zarar verirse, bu zararları kiracı mı öder?

CEVAP

Hayır; çünkü bunda kiracının ihmali yoktur.

 

 

Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası

 

www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net  

1 Aralık 2009 Salı

* Avamın mezhebi (Mehmet Ali Demirbaş'ın 03.12.2009 tarihli yazısı)

bilgi@dinimizislam.com

03 Aralık 2009, Perşembe

         Avamın mezhebi

 

Sual: (Avam yani müctehid olmayan kimse, rast geldiği müftüye sorar. Sorduğu müftünün mezhebini bilmek zorunda değildir) diyenler oluyor. Mesela Hanefi bir Müslüman, Şafii olan müftüye, (Üç defa emdiğim kadının kızıyla evlenebilir miyim?) dese, Şafii müftü de, (Evlenebilirsin) dese, Hanefi olan sütkardeşiyle evlenebilir mi? Yine Hanefi bir kimse, Şafii müftüye, (Benim elim kanadı, abdestim bozuldu mu) diye sorsa, müftü de, (Bozulmaz) diye cevap verse, Hanefi’nin abdesti bozulmamış mı olur?

CEVAP

Şafii müftü, Hanefi olan avama, (Üç kere emdiğin kadının kızıyla [sütkardeşinle] evlenebilirsin) demez; çünkü Hanefi'de evlenilmeyeceğini bilir. Şafii sanarak evlenebilirsiniz dese de, evlenilmez. Bunun gibi, (Kan abdesti bozmaz) dese de, Hanefi’nin abdesti bozulmuş olur.

Rast gele müftüye sormak, Eshab-ı kiram ve Tabiin zamanındaydı; çünkü o zaman mezhepler tedvin edilmiş değildi. Her zaman aynı müctehide sorma imkânı da yoktu. Mezheplerden meydana çıktıktan sonra, rast gele bir müftüye soramaz. Sorulması gereken müftü ise, müctehid olan âlim demektir. (Feth-ul-kadir)

Mezhepler varken, avam, kendi mezhebinde olan müftüye sorar, kendi mezhebinde olan müftü bulamazsa, ancak o zaman başka mezhepteki müftüye de sorabilir. O müftüye sorarken de, kendisinin Hanefi veya Şafii olduğunu söylemesi gerekir. Şimdi müctehid müftü olmadığı için, kendi mezhebindeki kitaba bakar. İmam-ı Kurafi hazretleri buyuruyor ki:

Eshab-ı kiram zamanında herkes, herhangi bir sahabiye sorar ve öğrendiğiyle amel ederdi. Delil soran olmazdı. Şimdiyse, yeni iman edenlerin, aynı mezhepteki âlimlerden, delil aramadan sorup öğrenerek amel etmeleri, aynı mezhepte olan âlimleri bulamazlarsa, her âlimden sormaları, sonra bir mezhebi öğrenip, bu mezhebi taklit etmeleri gerektiğini âlimler sözbirliğiyle bildirmişlerdir. Yani icma hâsıl olmuştur. (Mizan-ül-kübra)

 

Allah’ın evi

Sual: Allahü teâlâya, Onun istediği gibi ibadet edilen yere Allah’ın evi denir, deniyor. Bir camiye bid’at işleyenler de geliyor, orası yine Allah’ın evi olur mu?

CEVAP

Evet.

 

Oturarak kılana uymak

Sual: Namazı ayakta kılan, oturarak kılana uyabilir mi?

CEVAP

Ayakta durarak namaz kılan kimsenin, oturduğu yerde secde edebilen kimseye uyması caizdir. Ayakta namaz kılan kimse, imayla namaz kılan kimseye uyamaz. (Hindiyye)

 

 

Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası

 

www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net  

* Kıble duvarı

www.dinimizislam.com

bilgi@dinimizislam.com

03 Aralık 2009, Perşembe

Kıble duvarına levha asmak

 

Sual: Cami ve mescitlerde yahut evde namaz kılınan odada, kıble duvarına, içinde canlı resmi olmayan tablolar Besmele veya ayet yazılı levhalar asmak caiz midir? Bir de, yere işlemeli seccadeler seriliyor, Bunlar, zihni meşgul ettiği için mekruh olmuyor mu?

CEVAP

Zihni meşgul eden şeyler, mekruh olur. Camilerin kıbleden başka duvarlarını süslemek caizse de, fazla süslü olması mekruh olur. Kıble duvarını kıymetli şeylerle, renklerle süslemek mekruhtur. (Redd-ül-muhtar)

Resimli, nakışlı seccadeler, zihni meşgul ediyorsa kullanmamalıdır. (S. Ebediyye)

Kıble duvarını sade yapmalı, hiç bir şey asmamalı ve yazı yazmamalıdır.

 

Kaza gerekir

Sual: (Oruçluyken mastürbasyon yapan kimse, bunun orucu bozduğunu bilmiyorsa kaza gerekir, biliyorsa kefaret de gerekir) deniyor, doğru mu?

CEVAP

Hayır, doğru değildir. Orucu bozduğu bilinse de, mastürbasyon orucu bozar ve sadece kaza gerekir. (Hindiyye, Bahr, Dürr-ül-muhtar)

Orucu bozup kaza gerektiren bir şeyi, aynı ramazanda, nasıl olsa kefaret gerekmiyormuş diye kasten iki veya daha çok kere yaparak orucu bozmak, kefareti de gerektirir. (Redd-ül-muhtar)

Demek ki bir ramazanda iki kere mastürbasyon yapan kimseye kefaret de gerekiyor.

 

Hanımına kızım demek

Sual: Bir kimseye, hanımıyla telefonda konuşurken, (Kiminle konuştun?) deseler, o da, (Kızımla konuştum) dese veya hanımını gösterip (Bu benim kızım) dese nikâha zararı olur mu?

CEVAP

Hayır, zararı olmaz. Bunun gibi, bizzat hanımına, kızım, anam veya kız kardeşim demekle de talak olmaz. (Artık, bundan sonra, anam, bacım ol) denirse, bir talak-ı bain olur.

 

Fani dünya

 

Bu dünya fanidir, güvenme sakın!

Geçici şeylerle övünme sakın!

 

Aklı olan buna gönül bağlamaz,

En sonunda pişman olup ağlamaz.

 

Bakınca görülür, dünyanın fendi,

Benim diyen nice insanı yendi.

 

Zelil dünya, kötü kadından pistir,

Çok erkekten arta kalmış habistir.

 

Yüze güler, üç gün yanında kalır,

Sonra bin mihnetle canını alır.

 

Yedi başlı ejderhadır bu dünya,

Ahmak olan her an yem olur ona.

 

Büyük küçük demez, yutar her şeyi,

Toprak etti nice, paşayı, beyi,

 

Nice hükümdarı, nice veziri,

Şu kara toprağın etti esiri,

 

Zaloğlu Rüstem’i koyup sapana,

Taş gibi fırlatıp attı yabana.

 

Ferhat'lara kayaları deldirdi,

Külünk ile başın ezip öldürdü.

 

Nasıl mahzun etti, Mecnun’u dünya,

Şaşırıp kalmıştı, bu hâle Leyla.

 

İskender’i dertle süründürmüştü,

Bütün cihanı ona güldürmüştü.

 

Hani, hikmet ehli hazret-i Lokman?

Saldırdı ona da, vermedi aman.

 

Ararken fanide âb-ı hayatı,

Duyuldu onun da bir gün vefatı.

 

Hiç kimseye insaf etmez bu fani,

Bunca enbiya ve evliya hani?

 

Sultan Süleyman’a kalmadı dünya,

Bütün cin ve insan mahkûmken ona.

 

Her mahlûkun lisanını bilirdi,

Rüzgâra biner de gökte gezerdi.

 

Hani dünya netti Nuşirvan’ı,

Kaplamıştı adaleti cihanı.

 

Şu yalanca dünya onu da aldı,

Kendi gitti, ismi dillerde kaldı.

 

Nice ciğerleri dağlattı dünya,

Nice anneleri ağlattı dünya.

 

Bahçeyi gülleri söküp dağıttı,

Nice bülbülleri, yabana attı.

 

Nice yanan ocakları söndürdü,

Parmağında nice Hoca döndürdü.

 

Akıllıya düşen ibret almaktır,

İbret almayanlar, birer ahmaktır.

 


Bugünkü sesli yayını dinlemek için tıklayın:

·Hüda Rabbim

 

Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası

 

www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net  

* Aralık ayı için namazla ilgili vakitler

www.dinimizislam.com

1 Aralık 2009, Salı

Aralık ayı için namazla ilgili vakitler

 

İstanbul için, Aralık ayına ait namaz vakitleri ve aşağıda açıklaması olan diğer lüzumlu vakitler, bir tablo halinde sunulmuştur. Yatay şekilde bir A4 sayfasına sığacak şekilde de ayarlanmıştır. Bu linkten indirilebilir:

Aralık 2009 İstanbul

Ayrıca Türkiye ve dünyadaki bütün şehirler için de herkes böyle bir tablo hazırlayabilir. Nasıl hazırlanacağı aşağıdaki linkte anlatılıyor.

Dünya şehirleri için namazla ilgili vakitler

Tablodaki vakitlerin açıklaması:

İmsak vakti: Şer’i gecenin bitip, oruca başlandığı vakittir.

Sabah namazı: İmsak vaktinden 15–20 dakika sonra başlayan, sabah namazının giriş vaktidir. Güneş doğana kadar sabah namazı kılınır.

İşrak vakti: Güneş doğduktan sonraki, namaz kılmak tahrimen mekruh olan vaktin sonudur. Bu vakitten, zeval kerahat vaktine [öğleye 20 dakika kalıncaya] kadar, nafile namaz ve kaza namazı kılınabilir.

Zeval kerahat: Öğle namazı vaktinden önceki, namaz kılmak tahrimen mekruh olan vaktin başlangıcıdır. Bu vakitten öğleye [20 dakika kalıncaya] kadar hiçbir namaz kılınmaz.

İkindi [Asr-ı evvel]: İmameyn’e göre öğlenin bitiş ve ikindinin giriş vaktidir. Fetva da böyledir.

Asr-ı sani: İmam-ı a’zam hazretlerine göre, ikindi namazının giriş vaktidir. Zaruret veya ihtiyaç halinde, öğle namazı bu vakte kadar geciktirilebilir.

İkindi kerahat: Akşam namazından [40 dakika] önceki, ikindinin farzı hariç, her çeşit namaz kılmak tahrimen mekruh olan vaktin başlangıcıdır. O günün ikindisini de, bu vakte bırakmak tahrimen mekruhsa da, akşama kadar kılınması farz olur.

Akşam kerahat: Akşam namazını daha sonraya geciktirmenin tahrimen mekruh olduğu vaktin başlangıcıdır. Bu vakit yaklaşık akşamın girişinden 30 dakika sonra başlar.

Yatsı [İşa-i evvel]: İmameyn’e göre, akşamın bitiş ve yatsının giriş vaktidir. Fetva da böyledir.

İşa-i sani: İmam-ı a’zam hazretlerine göre, yatsı namazınızın giriş vaktidir. Zaruret veya ihtiyaç halinde, akşam namazı bu vakte kadar geciktirilebilir.

Gecenin üçte biri: Maliki’de yatsı namazını zaruretsiz daha sonraya geciktirmenin caiz olmadığı vaktin başlangıcıdır.

Gece yarısı: Hanefi’de yatsı namazını daha sonraya geciktirmenin tahrimen mekruh olduğu vaktin başlangıcıdır.

Seher vakti: Dua ve istiğfarların kabul olduğu, şer’i gecenin son altıda birinin başlangıcıdır. İmsak vaktine kadar devam eder.

Kıble saati: Kıble saati vaktinde güneşe dönen, kıbleye dönmüş olur ve böylece o şehrin kıblesi kolaylıkla bulunmuş olur.

 

Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası 

www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net  

* Arşullah

www.dinimizislam.com

bilgi@dinimizislam.com

02 Aralık 2009, Çarşamba

Arşullah

 

Sual: Allah’ın Arş’a istiva etmesi, Allah’ın Arş’ı hâkimiyetine almasıdır deniyor. Zaten bütün mahlûkat Allah’ın hâkimiyeti altında değil mi? O zaman Arş niye özellikle belirtiliyor?

CEVAP

Allahü teâlâya göre, elbette Arş da diğer mahlûklar gibidir. Hepsini yaratan Allah’tır; fakat Arş, farklı özelliklere sahip olup yaratılmışların en büyüğüdür. Bunun için, Arş’a hâkimiyet bildirilmiştir. Allahü teâlânın âlemlerin, herkesin Rabbi olduğu bildirildiği halde, Kur’an-ı kerimde, Mekke’nin Rabbi buyurulmaktadır. Yine Peygamber efendimize hitaben, Rabbike [Senin Rabbin] ifadesi vardır. Senin Rabbin demek, âlemlerin Rabbinden ayrı değildir. Senin Rabbin ile Mekke’nin Rabbi ifadesindeki Rab, farklı değildir. Farklı olmadığı halde, Resulullahın ve Mekke’nin önemini belirtmek için ayrı ifade kullanılmıştır. Allahü teâlâ mekândan münezzehtir. Kâbe, kıymetli, şerefli yer olduğu için Beytullah, yani Allah’ın evi denmiştir. Arş da çok kıymetli, şerefli olduğu için Arş’ın Rabbi denmiştir, Arş’a istiva etti denmiş, yani Arş’ı hâkimiyeti altına aldı demiştir. Bunun gibi İstanbul valisi denince, Fatih’e, Beşiktaş’a Üsküdar’a karışmaz anlamı çıkmaz. En büyük olan İstanbul söylenince, ilçelerin de valinin hâkimiyetinde olduğu zaten anlaşılır.

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:

Arş, mahlûkların en şereflisidir. Her şeyden daha saf ve daha nurludur. Bunun için, ayna gibidir. Allahü teâlânın büyüklüğü orada görünür. Bunun içindir ki ona, Arşullah denir. Yoksa Allahü teâlâya göre, Arş da diğer eşya gibidir. Hepsi, Onun mahlûkudur. Yalnız Arş, ayna gibidir. Diğer eşyada bu kabiliyet yoktur. Aynada görünen bir insana, aynanın içindedir denilir mi? O insanın aynaya olan nispeti, karşısında bulunan diğer eşyaya olan nispeti gibidir. İnsanın, hepsine olan münasebeti aynıdır. Yalnız, ayna ile diğer eşya arasında fark vardır. Ayna, insanın suretini gösterebiliyor, diğer eşya ise göstermiyor. (2/67)

 

Cevher pula satılmaz

 

Bu gururun ve kibrin,

Daha nice sürecek?

Bu bitmeyen gafletin,

Nereye dek gidecek?

 

Ömür geçti bir anı,

Satın almak istesen,

Elbette alamazsın,

Tonlarca altın versen.

 

Ömür sermayesini,

Çöplüğe atıyorsun.

En kıymetli cevheri,

Bedava satıyorsun.

 

Nasıl hoş karşılanır,

Böyle gaflete dalmak?

Ahmaklıktır bakiyle

Fâni olanı almak.

 

Kendine niye hep,

Düşmanlık ediyorsun?

Hak yolu bırakıp,

Batıla gidiyorsun.

 

Sana bu ettiğini,

Eğer etse bir düşman,

Merhamete gelirdi,

Olurdu elbet pişman.

 

Dünyaya sarılarak,

Ömrü hiçe satarsın.

Dertten derde sokarak,

Felakete atarsın.

 

Kul hakkına girersin,

Haram lokmalar yersin.

İkaz eden olursa,

Sen kendine bak dersin.

 

Böyle bin yıl yaşasan,

Değişen bir şey olmaz.

Kabı ters çevirirsen,

İçine hiç su dolmaz.

 

Uymadan şartlarına,

Kılınan cümle namaz,

Sevap ummak bir yana,

Cezadan da korumaz.

 

İyyâkena’büdü der,

Başka yöne durursun.

Hemen itiraz eder,

Bahane uydurursun.

 

Bir şey isteyen senden,

Dönse başka bir yöne,

Bozulursun âniden,

Nasıl kızarsın yine.

 

Başka yerlerde, gönlün,

Böyle kılarsın namaz.

Neden hiç düşünmezsin,

Sanki Rabbin anlamaz?

 

Huzurdayken düşersin

Nasıl da bu gaflete?

Hep seyirci kalırsın,

Yapılan cinayete?

 

Sırf ibadet günahı,

Elbette gayet çoktur.

Diğer günahlarını,

Saymaya gerek yoktur

 

Rahat günah işlersin,

Allah affeder dersin,

Tevbe etmeden affı,

Nasıl ümit edersin?

 

Allah rızk verendir,

Günahı da affeden,

Öyleyse ikisini bir,

Eşit tutmazsın neden?

 

Hiç rızkı bekledin mi,

Oturup çalışmadan?

Kaç günün geçiyor,

Günaha bulaşmadan?

 

Yüce Rabbimiz rızkı,

Garanti etti bize,

Ama dedi mi, yatın,

Cenneti verdim size?

 

Garantili olanın,

Ardından gidiyorsun.

Garanti olmayanı,

Hep ihmal ediyorsun.

 

İsteme zararını!

Bir düşün yararını!

Ecel gelmeden önce,

Çabuk ver kararını!

 

Birazcık aklı olan,

Cevheri pula satmaz.

İmanı olan insan,

Her gün gafletle yatmaz

 

Hoca ne yapacaksan,

Söylüyorum özetle,

Sakınıp haramlardan,

Hak emrini gözetle!

 


Bugünkü sesli yayını dinlemek için tıklayın:

·Haydin Hizmete

 

Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası

 

www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net