23 Eylül 2024 Pazartesi

* Rızık değişmez, azalmaz ve çoğalmaz (Osman Ünlü Hocanın 23.09.2024 tarihli yazısı)

23 Eylül 2024, Pazartesi

Rızık değişmez, azalmaz ve çoğalmaz

Sual: Zamanımızda çoğu kimse, çocuklarım ileride aç kalır korkusu ile, dinini, din bilgilerini öğretmeden para kazanma yollarını aramaktadır. Rızık, çok çalışmakla değişir mi, haram yoldan gelen rızık da, ezelde takdir edilmiş rızık mıdır?

Cevap: Allahü teâlâ, her insanın ve her hayvanın rızkını ezelde takdir etmiş, ayırmıştır. İnsanların, hayvanların ecelleri ve nefeslerinin sayısı belli olduğu gibi, her insanın bedeninin ve ruhunun rızıkları da bellidir. Rızık hiç değişmez, azalmaz ve çoğalmaz. Kimse kimsenin rızkını yiyemez ve kimse kendi rızkını yemeden, bitirmeden ölmez.

Bir kimse, Allahü teâlâ emrettiği için çalışır, rızkını helal yoldan ararsa, ezelde belli olan rızkına kavuşur. Bu rızık, ona bereketli olur. Bu çalışmaları için de sevap kazanır. Eğer, rızkını Allahü teâlânın yasak ettiği yerlerde ararsa, yine ezelde ayrılmış olan o belli rızka kavuşur. Fakat, bu rızık ona hayırsız, bereketsiz olur. Rızkına kavuşmak için kazandığı günahlar da, onu felaketlere sürükler...

Şimdi, zamana uymadan olmuyor diyerek, çocuklarını para kazanmak için haram yerlere gönderenler çoğalmaktadır. Aç kalmalarından korkarak, onlara dinlerini öğretmiyor, Kur’ân-ı kerim okutmuyor, yavrularını cahillerin ellerine bırakıyorlar. Çocukları dinsiz, imansız yetişiyor. Geleceklerini kazansınlar diyerek, namusları, hayâları yok edilmesine hangi vicdan razı olur? Sıkıntılar çekerek, ezelde ayrılmış olan rızıklarına kavuşuyorlar. “Namaz karın doyurmuyor, kızların ev işlerini öğrenmesi, ekmek parası getirmiyor. Zamana uymazsak, dine bağlı kalırsak sürünürüz” gibi çılgınca konuşanlar da oluyor. Hâlbuki, oğullarına, küçük iken dinleri, imanları öğretilir, Kur’ân-ı kerim okutulur, bundan sonra da, Allahü teâlânın emirlerine uygun olarak para kazanmaya çalıştırılırsa, yine aynı rızka, hem de kolayca, rahatça kavuşurlar. Anaları, babaları ve çocuklar hem sevap kazanır, hem de kazançlarının hayrını görürler. Dünyada ve ahirette mesut olurlar. Ahireti düşünen akıllı kimse, rızkını helal yoldan arar ve kazanır.

Sual: Kur’an-ı kerimdeki  “Lâ” durağında durulursa, ne yapılır?

Cevap: Lâ bulunan yerde durulursa, evvelki kelime ile birlikte tekrar okunur. Ayet-i kerime sonunda durunca, tekrar edilmez.

 

Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

22 Eylül 2024 Pazar

* İki namazı cem etmek

22 Eylül 2024, Pazar

İki namazı cem etmek

Sual: İki namazı cem etmek hangi durumda, ne zaman ve nasıl yapılabilir? Hanefi mezhebinde olanlar ihtiyaç anında mukim iken Hanbeli mezhebini taklit ederek iki namazı cem edebilir mi? Maliki ve Şafiî mezhebinde hasta ve ihtiyarlar, mukim iken cem edebilir mi?

Cevap: Hanefi mezhebinde, yalnız Arafat meydanında ve Müzdelifede hacıların iki namazı cem etmeleri lâzımdır. Hanbelî mezhebinde, seferde, hastalıkta, kadının emzikli veya müstehâza olmasında, abdesti bozan özürlerde, abdest ve teyemmüm için meşakkat çekenlerde ve âmâ ve yer altında çalışan gibi, namaz vaktini anlamakta âciz olanın ve canından, malından ve namusundan korkanın ve maişetine zarar gelecek olanın, iki namazı cem etmeleri câiz olur. Namazı kılmak için işlerinden ayrılmaları mümkün olmayanların, bu namazlarını kazaya bırakmaları, Hanefi mezhebinde câiz değildir. Bunların, yalnız böyle günlerde, (Hanbelî mezhebi)ni taklit ederek, kılmaları câiz olur. Cem ederken, öğleyi ikindiden ve akşamı yatsıdan önce kılmak, birinci namaza dururken, cem etmeği niyet etmek, ikisini ard arda kılmak ve abdestin, guslün ve namazın Hanbeli mezhebindeki farzlarına ve müfsidlerine uymak lâzımdır. Maliki ve Şâfiî mezheplerinde, seferde, hastalıkta ve ihtiyarlıkta öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı namazları cem edilebilir. Yani, ikisinden birisi, diğerinin vaktinde kılınabilir. (Tam İlmihal s. 202)

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

* Haram olan şeyi ilaç olarak kullanmak (Osman Ünlü Hocanın 22.09.2024 tarihli yazısı)

22 Eylül 2024, Pazar

Haram olan şeyi ilaç olarak kullanmak

Sual: Haram olan bir şeyi ilaç olarak kullanmanın ve ihtiyacı olan birine kan vermenin dinimizdeki hükmü nedir?

Cevap: Konu ile alakalı olarak Dürr-ül-muhtârda deniyor ki:

“Zaruret olmadıkça insanın bir parçasını kullanmak haramdır. Kullanması haram olan şeyi ilaç olarak yemek ve içmek de caiz değildir.” İbni Âbidîn hazretleri bunu açıklarken buyuruyor ki:

“Kullanılması haram olan şey, temiz olsun, necis, pis olsun, ilaç olarak kullanmak haramdır. Fakat, hastalığa iyi geleceği bilinir ise ve ondan başka ilaç yoksa, kullanılmasına izin verilmiştir. Ölüm tehlikesi olduğu ve başka çare bulunmadığı zaman, kadına ve erkeğe kan vermek caiz olur.” Şeyh Tâhir-üz-Zâvî, fetvâsında diyor ki:

“İslam dini, sıhhati korumayı ve bedenin selametini emretmektedir. Hastaya kan vermek, insani vazifedir. Çünkü, hayatı korumak, bazan kan verilmesine bağlı olmaktadır. Kan vermek, sütkardeşliğine sebep olmaz, nikâhı bozmaz.”

Sual: Sütten yapılmakta olan kefir denen içeceği, içmenin, kullanmanın, dinimiz açısından bir mahzuru var mıdır?

Cevap: İmâm-ı Muhammede göre, gaz çıkarmış ve tadı keskin olmuş içeceklerin, sarhoş etmeyecek kadar azının içilmesi de haram olur. Fetvâ da böyledir. Diğer üç mezhebde de böyledir. Çünkü, Peygamber efendimiz;

(Çoğu sarhoş eden içkinin, azını içmek de haramdır) ve;

(Sarhoş eden her içki şaraptır ve hepsi haramdır) buyurdu.

Bu hadis-i şerif, gaz çıkarmış ve tadı keskin olmuş içeceklerin hepsinin haram olduğunu bildirmektedir. Muhammed aleyhisselam, maddelerin hakikatlerini, fen bilgilerini öğretmek için değil, bunların hükümlerini bildirmek için gönderilmiştir.

Kısrak, inek, deve sütleri, mayalanıp, tadı keskin olunca, müselles gibi olurlar. Birincisine Kumis, ikincisine Kefir denir ki, bira gibi haramdırlar. Bu hususta, İskilibli M. Âtıf Efendi'nin "Men’i müskirât" kitabında geniş bilgi vardır.

Sual: Cemaate sonradan gelen ve imama rükuda yetişen bir kimse, ne yapmalı ve nasıl hareket etmelidir?

Cevap: Konu ile alakalı olarak Umdet-ül-islâmda deniyor ki:

“Cemaate yeni gelen bir kimse, imamı rükuda görürse, ayakta tekbir getirip, rükuya eğilir. Tekbiri rükuya eğilirken söylerse, namazı sahih olmaz. Rükuya eğilmeden, imam kalkarsa, o rekate yetişmemiş olur.”

 

Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

21 Eylül 2024 Cumartesi

* Yalnız nafile kılmak mekruh olan vakitler

21 Eylül 2024, Cumartesi

Yalnız nafile kılmak mekruh olan vakitler

Sual: Yalnız nafile namaz kılmak mekruh olan vakitler hangileridir?

Cevap: Yalnız nafile kılmak mekruh olan iki vakit vardır. Sabah tan yeri ağardıktan, güneş doğuncaya kadar, sabah namazının sünnetinden başka nafile kılınmaz. İkindiyi kıldıktan sonra, akşam namazından önce nafile kılmak mekruhtur. Cuma günü imam minbere çıkınca ve müezzin ikamet okurken, diğer namazlarda imam namazda iken nafileye, yani sünnete başlamak mekruhtur. Yalnız sabah sünnetine başlamak mekruh değildir. Bunu da saftan uzak veya direk arkasında kılmalıdır. Minbere çıkmadan başlanan sünneti tamamlamalı denildi. (Tam İlmihal s. 202)

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

* İhtiyaç için faizle para almak (Osman Ünlü Hocanın 21.09.2024 tarihli yazısı)

21 Eylül 2024, Cumartesi

İhtiyaç için faizle para almak

Sual: Bazı kimseler ihtiyacım var diyerek faizle para alıyorlar ve bu caizdir diyorlar. Gerçekten ihtiyaç için faizle para almak dinimizce uygun mudur?

Cevap: Bu konuda İmâm-ı Rabbânî  hazretleri, Mektûbât kitabında buyuruyor ki:

“Daha fazlasını ödemesi şartı ile ödünç vermek faizdir. Böyle olan sözleşme haramdır. Haram anlaşma ile ele geçen malın hepsi haram olur. Mesela, oniki kile ödemesi şartı ile, on kile buğday ödünç verilse, alınan oniki kilenin hepsi haram olur.

Faiz ile ödünç vermenin ve almanın haram olduğu, Kur’ân-ı kerimde açıkça bildirilmiştir. İhtiyacı olanın da, olmayanın da, faizle ödünç alması haramdır. İhtiyacı olana faiz haram olmaz demek, Kur’ân-ı kerimin emrini değiştirmek olur. Kınye kitabı, Kur’ân-ı kerimin emrini değiştiremez. Kınye'nin bu yazısını doğru kabul etsek bile, buradaki ihtiyaç kelimesine, zaruret ve ölüm tehlikesi manasını vermek lazımdır. Böylece, Mâide suresinin;

(Ölüme sebep olan sıkışık hâle düşen) mealindeki dördüncü âyetinin izninden istifade edilmiş olur. Faiz ile ödünç almak için her ihtiyaç özür olsaydı, faizin haram edilmesine sebep kalmazdı. Allahü teâlânın bu yasak emri, yersiz, lüzumsuz olurdu. Her ihtiyacı olanın faiz ile para alması caiz diye bir an düşünsek, ihtiyaç da, bir nevi zarurettir. Zaruretin dereceleri vardır. Ziyafet vermek için, faiz ile para almak ihtiyaç değildir. Meyyitin bıraktığı malda meyyitin ihtiyacı, kefen ve cenaze masrafı olduğu, kitaplarda bildiriliyor. Onun ruhu için ziyafet vermeye ihtiyaç denilmemiştir. Meyyit, sadakanın sevabına, herkesten çok muhtaç olduğu hâlde, onun ruhu için yemek, helva dağıtılmasını İslamiyet emretmemiştir.

O hâlde, bunları yapmak, faizle para almak için ihtiyaç, özür olur mu? Ölünün ihtiyacı kabul edilse bile, faizle alınan para ile pişen yemekleri yemek helal olur mu? Çoluk çocuğun çok olması, özür, ihtiyaç sanılarak, faizle para almak caiz ve helal olur demek, bir Müslümana yakışmaz. Böyle belaya yakalanmış olanlara, doğru yolu göstermek lazımdır...

İhtiyaçları helalden temin edecek yol çoktur. Bu yolları aramak lazımdır. Arayıp bulamazsa, ancak nafaka ihtiyacı, yani gıda, elbise ve mesken ihtiyacı, zaruret hâlini alır. Bu da, ancak mesken için vaki olmaktadır.”

 

Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

19 Eylül 2024 Perşembe

* Kutuplara yaklaştıkça namaz vakitleri

19 Eylül 2024, Perşembe

Kutuplara yaklaştıkça namaz vakitleri

Sual: Kutba yaklaştıkça, sabah ve yatsı namazlarının ilk vakitleri, birbirine yaklaşır. Böyle durumlarda bu iki namazı nasıl kılmalıdır?

Cevap: A. Ziyâ beğ (İlm-i hey'et) kitabında diyor ki:

(Kutba yaklaştıkça, sabah ve yatsı namazlarının vakitlerinin başlangıcı, yani fecir ve şafak vakitleri, güneşin doğma ve batma vakitlerinden uzaklaşır. Yani sabah ve yatsı namazlarının ilk vakitleri, birbirine yaklaşır. Her memleketin namaz vakitleri, hatt-ı üstüvadan [Ekvatordan] uzaklığına, yani arz derecesine [Enlem] ve güneşin meyline, [Declination] yani ay ve günlere göre, değişir.) [Arz dereceleri, (90-meyl)den fazla olan yerlerde gece ve gündüz hiç olmaz. Arz derecesinin temâmîsi ≤ meyl + 19 ise, yani arz dereceleri ile meyl-i şems toplamı (90–19=71) veya daha ziyade olan zamanlarda güneşin meylinin, beş dereceden ziyade olduğu yaz aylarında, şafak kaybolmadan, fecir başlar. Bunun için, mesela arz derecesi 48° 50' olan Paris şehrinde Haziranın 12 si ile 30 u arasında yatsı ve sabah namazlarının vakitleri başlamaz]. Hanefi mezhebinde vakit, namazın sebebidir. Sebep bulunmazsa, namaz farz olmaz. O hâlde, böyle memleketlerde bu iki namaz farz olmaz. Bazı âlimlere göre ise, arz dereceleri bunlara yakın olan yerlerdeki vakitlerinde kılmak farz olur. [Bu iki namaz vaktinin başlamadığı zamanlarda, vakitlerinin olduğu en son günün vakitlerinde kılmak iyi olur.] (Tam İlmihal s. 179)

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

* Peygamberlerin ümmetlerini sevmesi (Osman Ünlü Hocanın 19.09.2024 tarihli yazısı)

19 Eylül 2024, Perşembe

Peygamberlerin ümmetlerini sevmesi

Sual: Bir babanın oğlunu sevdiği kadar, Peygamberin de ümmetini sevdiği ve o Peygamberin bildirdiği emir ve yasaklarda faydalar bulunduğu, kesin olarak nasıl, ne şekilde anlaşılabilir?

Cevap: Bu konuda İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:

“Babanın oğluna olan sevgisi, görünür, tutulur bir şey değildir. Ancak, oğluna karşı olan muamelesinden, hâllerinden, sözlerinden anlaşılır. Aklı başında olan insaflı bir kimse, Resulullah efendimizin sözlerine dikkat ederse ve insanları irşâd için uğraşmalarını ve herkesin hakkını korumaktaki titizliğini ve güzel ahlakı yerleştirmek için lütuf ile, merhamet ile çalışmalarını bildiren haberleri incelerse, Onun ümmetine olan merhametinin, sevgisinin, babanın oğluna olandan kat kat fazla olduğunu açıkça görür, iyi anlar. Onun şaşılacak işlerini ve Onun mübarek ağzından çıkan, Kur’ân-ı kerimdeki şaşılacak haberleri ve dünyanın sonunda olacak şaşılacak şeyleri bildiren sözlerini anlayan kimse, Onun, aklın üstünde bulunan yüksek derecelere erişmiş olduğunu ve aklın erişemeyeceği, anlayamayacağı şeyleri anlamış olduğunu hemen görür. Böylece, Onun söylediklerinin hep doğru olduğu meydana çıkar. Kur’ân-ı kerimde bulunan bilgileri öğrenip düşünen ve Onun hayatını inceleyen insaflı bir kimse, bu hakikati açıkça görür. İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki:

- Bir şahsın Peygamber olup olmadığında şüphesi olan kimse, onun yaşayışını görmeli veya yaşayışını bildiren haberleri, insafla incelemelidir. Tıp veya fıkıh ilmini iyi bilen kimse, tıp veya fıkıh âliminin hayatını bildiren haberleri incelemekle, onun hakkında bilgi edinir. Mesela, İmâm-ı Şâfii hazretlerinin fıkıh âlimi veya Calinos'un tabip olup olmadığını anlamak için, bu ilimleri iyi öğrenmek, sonra bunların bu ilimler üzerindeki kitaplarını incelemek lazımdır. Bunun gibi, Peygamberlik üzerinde bilgi edinen ve sonra Kur’ân-ı kerimi ve hadis-i şerifleri inceleyen kimse, Muhammed aleyhisselamın Peygamber olduğunu ve Peygamberlik derecelerinin en üstünde bulunduğunu iyi anlar. Hele, Onun sözlerinin kalbi temizlemekte olan tesirlerini öğrenince ve Onun bildirdiklerini yaparak kendi kalb gözü açılınca, Onun Peygamber olduğuna imanı, yakin hâlini alır. Böylece, bilgisi ve imanı kuvvetlenir.”

 

Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com