29 Ocak 2021, Cuma | |
Arzu ettiklerin, ma’bûdun olur | |
Sual: Tasavvuf büyükleri “kaddesallahü teâlâ esrarehüm”, (Arzu ettiklerin, ma’bûdun olur) buyurmuştur. Bunun manası nedir ve doğrusu nasıldır? Cevap: İmam-ı Rabbani hazretleri Mektûbât kitabının üçüncü cild 3. Mektupta buyuruyor ki: Bir insanın maksûdu, arzusu, teveccüh ettiği, özendiği, sağ kaldıkça ele geçirmek istediği ve ele geçirmek için, her zillete, alçalmağa katlandığı, hiç vaz geçmediği şey ise, bu maksudu, ma’bûdu olur ve bu hâli ibadet olur. Çünkü ibadet, zilletin, inkisarın son derecesidir. Allahü teâlâdan başka ma’bûd tanımamak için, Ondan başka maksûd olmamak, Ondan başka murâd olmamak lâzımdır. Bunun için de, (Lâ ilâhe illallah) derken, Ondan başka maksûd olmadığını bilmek lâzımdır. Bu mana ile, bu kelimeyi o kadar çok tekrar ederler ki, hiçbir maksûdları kalmaz. Ondan başka bir şey arzu edilmez. Böylece, başka ma’bûdumuz yoktur, sözleri doğru olur ve çeşitli ilâhlardan kurtulmuş olurlar. Ondan başka maksûd bırakmamak sureti ile, Ondan başka ma’bûd bırakmamağa kavuşmak, imanın kâmil olması için şarttır ve Evliyaya mahsustur. İnsanın, kendinde bulunan ma’bûdlarından kurtulmasına bağlıdır. Nefs, itminana kavuşmadıkça, bu derece ele geçmez. Nefsin itminan bulması ise, Fenâ ve Bekânın tamamlanmasından sonradır. Parlak olan İslâm dininin, ışıklı saadet-i ebediye yolunun esası, temeli, kolaylık, hafiflik ve kulları zahmetten, yorulmaktan kurtarmaktır. Çünkü, insanlar, zayıf, nazik yaratılmıştır. Bunun için, İslâmiyet diyor ki, bir kimse, maksadına kavuşmak için, Allah göstermesin İslâmiyetin dışına çıkarsa, [farzlardan birini bırakır, bir haram işlerse, mesela namazı, orucu bırakır veya içki içer, çıplak gezerse], bu maksûdu, onun ma’bûdu olur, ilâhı olur. Maksûdu için İslâmiyetin dışına çıkmazsa, onu ele geçirmek için, haram işlemezse, İslâmiyet, o maksûdu red etmez, men etmez ve onu maksûd bilmez. Onun maksûdu yalnız Allahü teâlâdır ve Onun dinini gözetmektir, der. O maksûda karşı, o kimsede, yaradılış icabı, bir arzu hâsıl olmuştur. Fakat, bu arzusu, İslâmiyete olan arzusunun miktarına yetişememiştir. (Tam İlmihal s. 907) | |
Dini sualler için | |
29 Ocak 2021 Cuma
* Arzu ettiklerin, ma'bûdun olur
28 Ocak 2021 Perşembe
* Namazda örtülmesi gereken yerler (Osman Ünlü Hocanın 28.01.2021 tarihli yazısı)
28 Ocak 2021, Perşembe | |
Namazda örtülmesi gereken yerler | |
Sual: Erkek ve kadınlar, namaz kılarken, nasıl, ne şekilde ve hangi uzuvlarını örtmeleri gerekmektedir? Cevap: Hür olan kadınların ellerinden ve yüzlerinden başka her yerleri, bilekleri, sarkan saçları ve ayaklarının altı, namaz için Hanefi mezhebinde avrettir, örtülmesi gerekir. Ellerin üstü avret değildir diyen kıymetli kitaplar çoktur. Bunlara göre, kadınların bileklerine kadar ellerinin üstü açık kılmaları caiz olur. Fakat, kitapların hepsine uymuş olmak için, kadınların elleri örtecek kadar uzun kollu namazlık veya geniş başörtüsü ile elleri örtülü olarak kılmaları, daha iyi olur. Kadınların ayakları namazda avret değildir diyen varsa da, bu âlimler de, namazda örtmesi sünnet, açması mekruhtur dedi. Sarkan saçın da, ayak gibi olduğu Kâdîhân’da yazılıdır. Erkeğin veya kadının avret uzuvlarından herhangi birinin dörtte biri, bir rükün açık kalırsa, namaz bozulur. Azı açılırsa bozulmaz, namazı mekruh olur. Mesela, ayağının dörtte biri açık olan kadının namazı sahih olmaz. Kendisi açarsa hemen bozulur. Umdet-ül-islâm’da deniyor ki: “Kadının topuk kemiği veya bileği yahut boynu veya saçı açık olarak kıldığı namazı sahih olmaz. İnce olup içindeki uzvun şekli veya rengi görünen kumaş, yok demektir.” Şâfii mezhebinde kadının iki elinden ve yüzünden başka her yeri her zaman avrettir. El-fıkh-u-alel-mezâhibil-erbe'a’da deniyor ki: “Erkeklerin ve kadınların namazda örtmeleri farz olan ve erkeklerin erkeklere ve kadınlara ve kadınların mahremlerine göstermeleri haram olan yerleri, dört mezhebde aynı değildir. Fakat, kadınların yüzlerinden ve avuç içlerinden ve dışlarından başka yerlerini yabancı erkeklere ve Müslüman olmayan kadınlara göstermeleri ve bunların bakmaları üç mezhebde de haramdır. Ancak, Şafiide, fitneye sebep olacağı zaman, yüzü ve elleri de, yabancı erkekler arasında avret olur.” Sual: Kıble, Kâbe binasının kendisi midir, namaz kılarken mutlaka bu binaya doğru mu durulacaktır? Cevap: Kıble, Kâbe'nin binası değil, arsasıdır. Yani yerden Arş'a kadar, o boşluk kıbledir. Bunun için kuyu, deniz dibinde, yüksek dağların tepesinde, uçakta, bu yöne doğru namaz kılınabilir. Hacı olmak için de, Kâbe'nin binasına değil, o arsaya gidilir, başka yerlere giden, hacı olamaz. | |
Dini sualler için | |
* Allahü teâlâ, müşriki af etmeyecektir
28 Ocak 2021, Perşembe | |
Allahü teâlâ, müşriki af etmeyecektir | |
Sual: İslâmiyetin herhangi bir hükmünü inkâr eden kâfir olup af olunmayacak mıdır? Cevap: İmam-ı Rabbani hazretleri Mektûbât kitabının üçüncü cild 3. Mektupta buyuruyor ki: Nisâ sûresi, kırksekiz ve yüzonaltıncı âyet-i kerimelerinde mealen, (Allahü teâlâ, müşriki af etmeyecektir) buyruldu. Burada, müşrik kâfir demektir. Çünkü, dinlere inanmamak küfürdür. Şirk, küfrün kısımlarından biridir. Bir kısmını söylemekle, hepsi söylenmiş oldu. Bunun için, şirk af olmayacağı gibi, İslâmiyetin herhangi bir hükmünü inkâr eden de kâfir olup af olunmayacaktır. O hâlde, (Niçin âyet-i kerimede, yalnız şirk af olunmaz, buyrulmuştur?) demenin yeri yoktur. Allahü teâlâdan başkasının ibadete hakkı olmadığı meydandadır. Hatta hadsîdir. Yani düşünmeğe lüzum kalmadan, akla geliverir. Bir kimse, ibadetin manasını iyi anlasa ve Allahü teâlânın sıfatlarını iyi düşünse, Ondan başkasının ibadete hakkı olmadığını hemen bilir. Bunu bildirmek için söylenilenler, meydanda olan şeyleri haber vermek gibidir. Böyle haberlerin red olması, itiraz olunması, münakaşa edilmesi olmaz. Bu haberlere lüzum kalmadan, kendiliğinden görmek için, iman nuru, iman ışığı lâzımdır. Meydanda olan, bedîhî, çok şeyler vardır ki ahmaklar, kalın kafalılar göremez. Azası hasta ve asabı bozuk çok kimse vardır ki, göze çarpan ve çarpmayan birçok aşikâr şeyleri göremez. (Tam İlmihal s. 907) | |
Dini sualler için | |
27 Ocak 2021 Çarşamba
* Peygamberlerin dinine uymadıkça kurtuluş olmaz
27 Ocak 2021, Çarşamba | |
Peygamberlerin dinine uymadıkça kurtuluş olmaz | |
Sual: Peygamberlerin dinine uymadıkça, yani Allahü teâlâdan başkasının ibadete lâyık olmadığını bilmedikçe, şirkten, müşrik olmaktan kurtulmak mümkün olmaz mı? Cevap: İmam-ı Rabbani hazretleri Mektûbât kitabının üçüncü cild 3. Mektupta buyuruyor ki: (Lâ ilâhe illallah) kelime-i tayyibesini tekrar tekrar söylemekle, vücûdü lâzım olanın Allahtan başkası olmadığı ve Ondan başkasının ibadete hakkı bulunmadığı bildirilir. Bu ikisinden en faydalısı, başkasının ibadete hakkı olmadığıdır ki, bunu ancak Peygamberler “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” bildirmiştir. Peygamberlere “aleyhimüssalevâtü vettehıyyât” uymayanlar da, Allahü teâlâdan başkasının vücûdü lâzım değildir diyor. Vâcib-ül-vücûd birdir diyorlarsa da, ibadete müstahak olmakta aldanıyorlar. Allahü teâlâdan başka, ibadet olunmağa lâyık kimse olmadığını anlayamıyor, başkalarına tapınmaktan sıkılmıyorlar. Kilise yapmaktan çekinmiyorlar. Kiliseleri yıkan, putlara, heykellere, diri veya ölü bir insana tapınmağı önleyen, yalnız Peygamberlerdir “aleyhimüssalevâtü vettehıyyât”. Bunlar, Allahü teâlâdan başkasına tapanlara (Müşrik) demişlerdir. Müşriklerin, (Allahü teâlâdan başkasının varlığı lâzım değildir. Ondan başkası, olsa da olur, olmasa da olur. Vâcib-ül-vücûd yalnız Odur) deseler de, başkasına taptıkları için, yine müşrik olduklarını beyan buyurmuşlardır. Çünkü, Allahü teâlâdan başkasına ibadet olunmamasına ehemmiyet vermişlerdir. Yani söze değil, işe kıymet vermişlerdir. Çünkü, Ondan başkasının ibadete hakkı olmayınca, Ondan başka Vâcib-ül-vücûd yok demektir. O hâlde, bir kimse, Peygamberlerin dinine uymadıkça, yani Allahü teâlâdan başkasının ibadete lâyık olmadığını bilmedikçe, şirkten, müşrik olmaktan kurtulamaz. Şirkin kısmalarından ve insanın kendinde ve dışarda bulunan ilâhlara tapınmaktan sıyrılamaz. İnsanı bundan kurtaran, ancak Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” dinleridir. Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” gönderilmesinden maksat da, insanları bu devlete, bu nimete kavuşturmaktır. Bu büyüklere uymadıkça, şirkten kurtulmak nasip olmaz. Onların milletine girmedikçe, tevhid mümkün olamaz. (Tam İlmihal s. 907) | |
Dini sualler için | |
* İnsanların geçimlerine yardımcı olmak... (Osman Ünlü Hocanın 27.01.2021 tarihli yazısı)
27 Ocak 2021, Çarşamba | |
İnsanların geçimlerine yardımcı olmak... | |
Sual: İnsanların terbiyesinde, nafakalarını temin etmekte yardımcı olmak da sevap mıdır? Cevap: Bu konuda, İmâm-ı Rabbânî hazretleri, Mektûbât kitabında, bir talebesine hitaben buyuruyor ki: “Allahü teâlânın, bir kuluna, faydalı, güzel işler yapmayı, çok kimsenin ihtiyaçlarını sağlamasını nasip etmesi, çok kimsenin ona sığınması, bu kul için pek büyük bir nimettir! Allahü teâlâ, kullarına ıyâlim demiş, çok merhametli olduğu için, herkesin rızkını, nafakasını kendi üzerine almıştır. Allahü teâlâ, bu ıyâlinden, kullarından birkaçının rızıkları, nafakaları için ve bunların yetişmeleri, rahat yaşamaları için bir kulunu görevlendirirse, bu kuluna büyük ihsan etmiş olur. Bu büyük nimete kavuşup da, bunun için şükretmesini bilen kimse, çok talihli, pek bahtiyardır. Bunun kıymetini bilip, şükretmek, kendi sahibinin, Rabbinin ıyâline, kullarına hizmet etmeyi saadet ve şeref bilmek ve Rabbinin kullarını yetiştirmekle öğünmek, akıl icabıdır.” *** Sual: Bir kimse, başka birinin bahçesindeki elmaları toplayıp fakirlere dağıtın diye emir verse, bu emre uyanlar, dağıttıkları elmaların bedelini öderler mi? Cevap: Herkes, ancak kendi mülkü için emir verebilir. Başkasının malını denize at diye birisi emir verse, bu emre uyup o mal denize atılmaz, atan öder. Vekiline, borcumu, kendi malından öde dese, vekil kabul etse bile, ödemeye mecbur olmaz. Fakat, vekilde alacağı veya emanet parası varsa, o vekil, emri yapmaya, ödemeye mecburdur. Malımı satıp öde dese, bu emri, yalnız ücretli vekil yapmaya mecbur olur. *** Sual: Başkasını kendisine tercih etmek güzel huylardandır deniyor. Bu tercih, ibadetler dâhil, her konuda geçerli midir? Cevap: Bu konuda Eşbâhda deniyor ki: “Başkasını kendine tercih etmek, isârdır ve güzel huylardandır. İsâr, muhtaç olduğu bir şeyi almayıp, muhtaç olan din kardeşine bırakmak, vermektir. İnsana lazım olan şeylerde isâr yapılır, ibadetlerde isâr yapılmaz. Mesela, taharetlenecek kadar suyu, setr-i avret edecek kadar örtüsü olan bir kimse, bunları kendisi kullanır. Bunları muhtaç olana vermez. Cemaatle namaz kılarken, birinci saftaki yerini başkasına vermez. Namaz vakti gelince abdestsiz kimsenin abdest suyunu başkasına isâr etmesi, vermesi caiz değildir.” | |
Dini sualler için | |
26 Ocak 2021 Salı
* Allahü teâlâdan başkasının ibadete hakkı yoktur
26 Ocak 2021, Salı | |
Allahü teâlâdan başkasının ibadete hakkı yoktur | |
Sual: Allahü teâlâdan ayrı, başka sıfatları olan, ibadet edilmeye hakkı olan ikinci bir ma’bûd olamaz mı? Cevap: İmam-ı Rabbani hazretleri Mektûbât kitabının üçüncü cild 3. Mektupta buyuruyor ki: O bilmediğimiz sıfatları da, ya kâmil sıfatlardır veya noksan sıfatlardır. Her iki şekilde de, yine aynı mâni mevcuttur. O yine noksan olmuş olur. Allahü teâlâdan başkasının ibadete hakkı olmadığını göstermek için, şunu da söyleyelim ki, Allahü teâlâ, her şeyin varlığı için, bütün ihtiyaçlarına kâfi olunca ve her şeye fayda ve zarar Ondan gelince, başka bir ma’bûd işsiz kalır. Hiçbir şey, Ona muhtaç olmaz. O hâlde, Onun ibadet edilmeğe niçin hakkı olur. Yani, Ona karşı zillete ve alçak görünmeğe ne lüzum olur? Kâfirler, Allahü teâlâdan başkasına ibadet ediyor, yalvarıyor, ihtiyaçlarını ondan umuyor. Kendi yaptıkları putlara, heykellere tapınıyor. Bunlar, kıyamette bize şefaat, yardım edecek diyorlar. Ne kadar aldanıyorlar. Bunların şefaat edebileceğini nereden anlıyorlar? Yalnız zan ile veya başkasına aldanmakla, birini, ibadette, Allahü teâlâya şerik yapmak, ne büyük şaşkınlık, ne büyük zarardır. İbadet, kolay ve ehemmiyetsiz bir şey değildir ki, ölüp giden bir insana, taşa, heykele kulluk edilsin. Elinden bir şey gelmeyene, hatta kendinden daha zavallı olana, ibadet olunmak hakkı verilsin. Ülûhiyyet olmadıkça, ibadete edilmeğe hak olmaz. (Ülûhiyyet sıfatları) bulunana ibadet edilir. Bu sıfatları bulunmayanın ibadet olunmağa hakkı yoktur. Ülûhiyyetin birinci şartı ise, vücûb-i vücûddur. Yani varlığı lâzım olmak, elbette var olması lâzım olmaktır. Varlığı lâzım olmayan, ilâh olamaz ve ibadete müstahak olamaz. Ne kadar ahmaklıktır, şaşkınlıktır ki, varlığı lâzım olan, Allahü teâlâdan başka hiçbir şey yoktur, dedikleri hâlde, başkalarına tapınıyorlar. Bilmiyorlar ki, ma’bûd olmak için, ibadet olunmak için, varlığın lâzım olması şarttır. Allahü teâlâdan başka, varlığı lâzım kimse olmayınca, ibadete lâyık da, Ondan başkası bulunmaması icab eder. Ondan başkasına ibadet etmek, başkasının vücûdünü de lâzım bilmek olur. (Tam İlmihal s. 906) | |
Dini sualler için | |





























