28 Şubat 2012, Salı | |
Kutb-i irşad ve kutb-i medar | |
Sual: Kutb-i irşad ve kutb-i medar kime denir? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Kutb-i ebdal [kutb-i medar], âlemde, dünyada her şeyin var olmasına ve varlıkta durabilmesi için feyz gelmesine vasıta olan zattır. Her şeyin yaratılması, rızıkların gönderilmesi, dertlerin, belaların giderilmesi, hastaların iyi olması, bedenlerin afiyette olması, kutb-i ebdalin feyzleriyle olur. Kutb-i irşad ise, âlemin irşadı ve hidayeti için, feyzlerin gelmesine vasıta olur. İman etmek, hidayete kavuşmak, ibadet yapabilmek, günahlara tevbe etmek, kutb-i irşadın feyzleriyle olur. Kutb-i irşadla, bütün insanlara iman ve hidayet gelmektedir. Kalbi bozuk olanlara gelen feyzler, dalalet, kötülük hâline döner. Şeker hastasına verilen tatlıların, onun kanında zehir hâline dönmesine benzer. Yahut safrası bozuk olana, tatlının acı gelmesine benzer. Her zaman, kutb-i ebdal bulunur, çünkü âlem, onunla nizam bulur. Bunlardan biri ölünce, bunun yerine başkası tayin edilir. Kutb-i irşad ise, çok az bulunur. Asırlar sonra, böyle bir cevher gelir. Kararmış olan âlem, onun gelmesiyle aydınlanır. Onun irşadının nurları, bütün dünyaya yayılır. Yerden Arş'a kadar, herkese rüşd, hidayet, iman ve marifet, onun yoluyla gelir. Herkes, ondan feyz alır. Arada o olmadan, kimse bu nimete kavuşamaz. O büyük zatı tanıyan ve seven bir kimse, onu düşünürse yahut o, bir kimseyi sever, onun yükselmesini isterse, o kimsenin kalbinde, sanki bir pencere açılır. Sevgisi ve ihlâsına göre, o deryadan kalbi feyz alır. Bunun gibi, bir kimse, Allahü teâlâyı zikrederse ve bu zatı hiç düşünmezse, mesela onu tanımazsa, yine ondan feyz alır, fakat birinci feyz daha fazla olur. Bir kimse, o büyük zatı inkâr eder, beğenmezse yahut o büyük zat, bu kimseye incinmişse, bu kimse Allahü teâlâyı zikretse de, rüşd ve hidayete kavuşamaz. Ona inanmaması veya onu incitmiş olması, feyz yolunu kapatır. O zat bu kimsenin zararını istemese de, hidayete kavuşamaz. Rüşd ve hidayet, var görünürse de yoktur. Faydası çok azdır. O zata inanan ve sevenler, onu düşünmeseler de ve Allahü teâlâyı zikretmeseler de, yalnız sevdikleri için rüşd ve hidayet nuruna kavuşurlar. (1/260) Kutb-i irşad denilen Ehl-i sünnet âlimi, her zaman ve her yerde bulunmaz. Her köşedeki cahil tarikatçıları, şeyh sanmamalı, tuzaklarına düşerek sonsuz saadetten mahrum kalmamalıdır. | |
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo Mail grubu sayfası: Google | Yahoo www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |
27 Şubat 2012 Pazartesi
* Kutb-i irşad ve kutb-i medar (Mehmet Ali Demirbaş'ın 28.02.2012 tarihli yazısı)
26 Şubat 2012 Pazar
* Ruh, madde değildir
27 Şubat 2012, Pazartesi | |||||||
Ruh, madde değildir | |||||||
Sual: Bir hikâyede, bir âlim zat, 1915 yılında Mescid-i Nebevi'nin bir köşesinde ağlarken, oranın türbedarı ona neden ağladığını sorar. O da, (Resulullah'la her zaman görüşebilirken, şimdi görüşemediğim için ağlıyorum) der. Türbedar, gece Resulullah'ı rüyasında görür. Resulullah'ın türbedara, (Şu an Çanakkale'deyim ve Türk askerlerine yardım ediyorum) buyurduğu söyleniyor. Bu hikâye uydurma değil mi? CEVAP Evet, tamamen uydurmadır. Çünkü ruh, madde değildir, aynı anda birden fazla yerde bulunabilir. Çanakkale'deki ruhu, türbedar [kabr-i şerifin bekçisi] görüyor da, âlim olan zat niye göremiyor? Bu, Hristiyan hurafecilerin bir uydurmasıdır. Onlar böyle şeyler uyduruyor, arkasından Müslümanlarla alay ediyorlar. Ahmed ibni Hacer-i Heytemî hazretleri buyuruyor ki: Resulullah efendimiz, ölmek üzere olan herkese göründüğü gibi, çeşitli yerlerde, çeşitli şekillerde, bir anda görülebilir. Bu olaylar, Allahü teâlânın kudretinin büyüklüğünü gösterir. Allahü teâlânın kudretiyle evliya zatların, çeşitli şekiller aldığı çok görülmüştür. Hasan Mûsulî'nin ve başkalarının böyle göründükleri meşhurdur. (Fetâvel-kübrâ c.2 s.9) Allahü teâlâ, Azrail aleyhisselama aynı anda, birden fazla kişinin canını alma kuvvetini vermiştir. Bunun gibi, biri doğuda, biri batıda iki talebesi olsa, ikisinin de aynı anda eceli gelse, mürşid-i kâmil olan bir zata, ikisine de yetişip, imanla ölmelerine yardım etme gücünü ihsan ediyor. Kâmil insan Eğer varsa, kâmil er, Olur, herkese rehber, Gönül tahtında server, Kâmil zatın himmeti. Bilir Hakk'a gideni, Diri kılan bedeni, Konuşturur öleni, Kâmil zatın himmeti. Ölüye etse nefes, Ölüden de gelir ses, Dünyaya etmez heves, Kâmil zatın himmeti. Niyazi'yi can eder, Zerreyi alkan eder, Damlayı umman eder, Kâmil zatın himmeti. Kelimeler: Kâmil zat: Büyük evliya Nefes: Himmet etmek, dua etmek Server: Efendi, önder Alkan: Kırmızı kan Umman: Okyanus | |||||||
Bugünkü ilahi: | |||||||
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo Mail grubu sayfası: Google | Yahoo www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |||||||
25 Şubat 2012 Cumartesi
* Kaza ve kader (Mehmet Ali Demirbaş'ın 27.02.2012 tarihli yazısı)
27 Şubat 2012, Pazartesi | |
Kaza ve kader | |
Sual: Kaza ve kader hakkında, ne kadar bilgi yeterlidir? CEVAP Şu kadarını bilmek yeterlidir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Kaza ve kader bilgisini, çok kimseler anlayamadığından doğru yoldan ayrılmıştır. Bunlardan bir kısmı, insanların isteyerek yaptığı işlerinin zorla olduğunu sanmış, çokları da, insanların her işi yaratarak yaptığını, isteyerek yapılan işlere Allahü teâlânın karışmadığını söylemiştir. Üçüncüsü de, doğru yoldakilerin, İslamiyet'i iyi anlayanların sözüdür ki, bunlar, Fırka-i naciyye ismiyle müjdelenmiş olan Ehl-i sünnet vel-cemaat âlimleridir. Bunlar, birinci ve ikinci kısımda olanlar gibi taşkınlık yapmamış, orta yolu seçmişlerdir. İmam-ı a'zam hazretleri, İmam-ı Cafer-i Sadık hazretlerine sordu: - Allah, insanların istekli işlerini, onların arzusuna mı bırakmıştır? - Hayır, rübubiyetini [yaratıcılığını ve her istediğini yapmak büyüklüğünü] âciz kullarına bırakmaz. - O zaman kullarına işleri zorla mı yaptırıyor? - O âdildir. Kuluna zorla günah işletip, sonra da Cehenneme sokmaz. - O hâlde, insanların istekli hareketlerini kim yapıyor? - İşleri, ne insanların arzusuna bırakmış, ne de kimseyi, o işleri yapmaya mecbur bırakmıştır. Yaratmayı kullarına bırakmadığı gibi, zorla da yaptırmaz. İkisi arası olagelmektedir. (1/289) Geniş bilgi www.dinimizislam.com sitemizdeki (Kaza ve Kadere iman) bahsinde mevcuttur. Yüz, kollar ve ayaklar Sual: Abdestte yüz, kollar ve ayakların neresi yıkanır? CEVAP Yüz, iki kulak memesi ve saç kesimiyle çene arasıdır. İki kol, dirsekleriyle birlikte; iki ayaksa, iki yandaki topuk kemikleriyle birlikte yıkanır. Bu uzuvların farz olan yerden biraz fazlasını yıkamak müstehab, daha fazla yıkamak mekruh olur. (S. Ebediyye) İşe almak için komisyon Sual: Özel bir iş yerine girebilmem için, bir tanıdık, (Ben patronu tanıyorum, eğer bana üç aylık maaşını verirsen, seni işe aldırırım) dedi. Bu, caiz olan komisyona girer mi? İşsiz ve zor durumda olduğum için, bu teklifi kabul etmem caiz midir? CEVAP Evet, caizdir. Din kitaplarında, (Dinini, malını ve canını korumak ve hakkını kurtarmak için, bir şey vermek caiz olur) deniyor. | |
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo Mail grubu sayfası: Google | Yahoo www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |
* Borcunu geciktirmek
26 Şubat 2012, Pazar | |||||||
Borcunu geciktirmek | |||||||
Sual: Bir arkadaşa verdiğim ödünç parayı almak için çok sıkıntı çekiyorum. Verme imkânı olduğu hâlde, alışkanlığından mıdır nedir, kaç kere istedimse de vermiyor, her gün bir başka güne erteliyor. Hep oyalıyor. Borcu yokmuş gibi davranıyor. Oğlu da, babası gibi herkesten para almış, vermiyormuş. Acaba bu kötü huyun, irsiyetle [kalıtımla] ilgisi var mıdır? CEVAP Soya çekenler olabilir, ama (Babam borcuna sâdık değil, ben de onun gibi yapmalıyım) demek çok yanlış olur. Verme imkânı olduğu hâlde, borcunu geciktirmek günahtır, zulümdür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Bir kimse, imkânı olduğu hâlde, borcunu geciktirirse, [borcunu verinceye kadar] her gün amel defterine zulmetme günahı yazılır.) [Taberani] (Ödememek niyetiyle borçlanan, Kıyamete hırsız olarak gelir.) [İbni Mace] (Borcunu ödemeyene, Allahü teâlâ Kıyamette, "Bunun hakkını sende bırakacağımı mı zannettin?" buyurarak, o kimsenin sevablarını alıp alacaklıya verir. Eğer borcunu vermeyenin iyi ameli yoksa, alacaklının günahlarını borçluya yükler.) [Taberani] (Borç, dindarlığın lekesidir.) [Kudaî] (Borç, gece kaygı, gündüz zillettir.) [Deylemî] (Borç, din ve şerefi eksiltir.) [Deylemî] (Gücü yeterken borcunu ödemeyene, gece gündüz günah yazılır.) [Beyhekî] (Borçlu, kabrinde hapistedir.) [Taberanî] (Borçlu, kabrinde zincirlerle bağlıdır.) [Deylemî] (Müminin ruhu, borcu ödeninceye kadar bağlıdır.) [Tirmizî] (Borçlanarak korku içine girmeyin!) [Beyhekî] (Ölülerinizin borçlarını ödemede acele ediniz!) [İbni Mace] (En iyiniz, borcunu en güzel şekilde ödeyeninizdir.) [Nesaî] (Ödeme imkânı olanın, borcunu vermeyip, alacaklısını oyalaması zulümdür.) [Buhari] (Borcu ödememek zulüm, ödemeyen de zâlimdir.) (Ödeme imkânı varken, borcunu ödemeden ölmek, en büyük günahtır.) [Ebu Davud] Âcil verilmesi gereken borcu ödemeden, sadaka vermemeli. Çünkü hadis-i şerifte, (Borcu varken verilen sadaka kabul olmaz) buyuruldu. (Buhari) Taksitli borçlar, bundan müstesnadır. Taksitlerin ödeme günü geldikten sonra mazeretsiz ödenmezse, o zaman bu hükme girer. Evliyayı tanımak Bir zat evliya ise, Üç alamet bulunur: Biri, gören her kimse, O zata mail olur. İkinci alametse, Belli olur sohbette, Onu her kim dinlerse, Sözüne kail olur. Üçüncü alameti, Yayar ilmi, hikmeti, Yaşar İslamiyet'i, İlmiyle âmil olur. Evliya zatı seven, Onun kalbine giren, Yolunda hizmet veren, Nimete nail olur. O kul, günahtan kaçar, Herkese kucak açar, Etrafa ışık saçar, Zulmetler zail olur. Kelimeler: Mail olmak: Meyletmek Kail olmak: Kabul etmek Âmil olmak: Amel etmek Nail olmak: Kavuşmak Basiret: Kalb gözü Zail olmak: Yok olmak | |||||||
Bugünkü ilahi: | |||||||
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo Mail grubu sayfası: Google | Yahoo www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |||||||
24 Şubat 2012 Cuma
* Cenneti satın almak! (Mehmet Ali Demirbaş'ın 26.02.2012 tarihli yazısı)
26 Şubat 2012, Pazar | |
Cenneti satın almak! | |
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Peygamber efendimiz, (Müminin aldığı değil, verdiği mal kendisinindir) buyuruyor. Herkes, kabirde bir hiçtir, ölünce, bir kefenle toprağa gömülür. İsmi de, cismi de hiç olur. Dünya için kazandıkları dünyada kalır. Âhiret için ne kazanmışsa, önceden ne göndermişse, hepsi kendine kalır. Peki, ömrünü, dünya uğruna, bir hiç için harcayan insanın değeri nedir? Elbette hiçtir. Eğer âhireti için harcamışsa, onun değeri, o gün yani ölünce belli olur. Herkes için gerçek hayat, ölünce başlar. Çok fakir biri, bir gün Musa aleyhisselama, (Yâ Musa, yıllarca ibadet ediyorum, fakat fakirlikten ölüyorum, Cenab-ı Hakk'a arz et de, bana çok para versin! Dünyamı mamur edeyim) der. Musa aleyhisselam, Tur-i Sina'da Cenab-ı Hakk'a arz eder. Allahü teâlâ, (O kuluma sor! Zenginliği dünyada mı vereyim, âhirette mi vereyim?) buyurur. Musa aleyhisselam, gelip fakire sorar. Fakir de, (Ben dünyada istiyorum) der. Musa aleyhisselam, (Üç günlük dünyayı ne yapacaksın, hepsini bir gün bırakıp gideceksin, sen âhireti iste, orası ebedîdir, dünyada istemekten vazgeç!) diye ikaz ederse de, fakir, (Bunu tercih bana verildiğine göre, dünyada isterim) der. Musa aleyhisselam da, (Sen bilirsin) der. Tur dağına gidince, (Yâ Rabbi, bildiğin gibi, o fakir, dünyada istiyor) der. Cenab-ı Hak da, (Madem öyle istiyor, ben de veririm) buyurur. Fakir, kısa zamanda çok zengin olur, parasının haddi hesabı olmaz. Parasını hep hayırlı işlere harcar. Verdikçe parası artar. Ne kadar çok verirse, o kadar çok parası olur. Nerede bir fakir var, ona yardım eder. Nerede borçlu var, onun borcunu öder. Yetimlere sahip çıkar. Onları sevindirir. Evi olmayanlara ev alır, evlenenlere yardım eder. Kendisine bir şey ayırmaz, ne varsa dağıtır. Zaman gelir, o da vefat eder. Musa aleyhisselam, rüyasında onu, Cennette uçsuz bucaksız muazzam köşkler içinde görür. Hikmetini merak edip, (Yâ Rabbi, bu kulun dünyada istedi, sen de verdin. Âhiretteki köşklere nasıl sahip oldu?) diye sorar. Allahü teâlâ buyurur ki: (Evet, o dünyada istedi, ben de verdim. Bu köşkleri parasıyla satın aldı. Benim verdiğim bütün paraları buraya harcadı. O, dünyada köşk almadı, dünyada mal mülk sahibi olmadı. Ona verdiğim bütün imkânları, benim rızam için, benim kullarıma, benim sevdiklerime dağıttı, Cenneti ve köşkleri hak etti.) | |
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo Mail grubu sayfası: Google | Yahoo www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |
* Gösteriş için namaz
25 Şubat 2012, Cumartesi | |||||||
Gösteriş için namaz | |||||||
Sual: Patronumun gözüne girmek için, sadece iş yerinde namaz kılıyorum. Eve gidince kılmıyorum. İş yerinde kılarken, okumadan yatıp kalkmıyorum. Belki işe yarar ümidiyle sahih olacak şekilde kılıyorum, yani namazı bozan bir şey yapmadan, Allah rızası için kılıyorum, ama patronun gözüne girmeyi de düşünüyorum. İş yerinde kıldığım namazlar, boşa mı gidiyor, yoksa şirk mi oluyor? CEVAP Namaz, Allah rızası için kılınınca, karıştırılan riya, şirk olmaz, o namaz da, boşa gitmez. Müslüman, ibadetini Allah için yaparken ibadete riya karışabilir. Riya karışan ibadete, şirk denmez. İbadeti bir menfaat için yapmak da, şirk veya küfür değildir. Mesela hacca gidenin niyeti, para kazanmak, oradan ucuz mal getirmek olsa da, buna şirk denmez. Ticaret maksadıyla hacca gidenin, hiç ibadet niyeti yoksa, riya olur. Ticaret niyeti yanında, ibadet niyeti de olursa, ibadet niyeti çok olursa, sevab hâsıl olur. Allahü teâlânın rızası için, namaza başlayıp, sonradan hâsıl olan riyanın, zararı olmaz. Riya ile başlanan farzlar, sahih olur. İbadet borcu ödenmiş olursa da, sevabı olmaz. İbadet yaparak Allahü teâlâdan, dünya çıkarlarını istemek, riya olmaz. Yağmur duasına çıkmak böyledir. İstihare yapmak da, böyledir. Ücretle imamlık ve Kur'an kursu hocalığı yapmak, sıkıntıdan, hastalıktan ve fakirlikten kurtulmak için âyet-i kerime okumak da böyledir. Bunlarda hem ibadet, hem de menfaat niyetleri bulunmaktadır. İbadet niyeti hiç bulunmazsa riya olur. İbadet niyeti çok olursa, sevab hâsıl olur. İbadetlerini başkalarına göstermek, onlara öğretmek ve teşvik etmek niyetiyle olursa, yine riya olmaz, hattâ çok sevab olur. Allahü teâlânın rızası için namaza durup, namazı bitirinceye kadar hep dünya işlerini düşünürse, namazı yine sahih olur. (İslam Ahlakı) İsteriz Keremi çok Huda'dan, Derde derman isteriz. Girip bâb-ı atâdan, Lütf-ü ihsan isteriz. Olmuşsa yüzümüz kara, Batmışsak günahlara, El açarak Allah'a, Af ve gufran isteriz. Hak yolda bulunmaya, Karar verdik uymaya, Rızaya kavuşmaya, Ondan imkân isteriz. İslâm'ın deryasına, Dalan dalgıç olup da, Denizden her dalışta, İnci, mercan isteriz! Rabbimize dost olan, Derde devayı bulan, Hâlden, yoldan anlayan, Ehl-i irfan isteriz. | |||||||
Bugünkü ilahi: | |||||||
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo Mail grubu sayfası: Google | Yahoo www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |||||||











