28 Aralık 2009 Pazartesi

* El-Melik ismi

www.dinimizislam.com

bilgi@dinimizislam.com

29 Aralık 2009, Salı

El-Melik ismi

 

Sual: Esma-i hüsnadan olan El-Melik isminin mânâsı nedir?

CEVAP

Mülkün, kâinatın sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan demektir. Bir âyet-i kerime meali:

(Allah’tan başka ilah yoktur. O Melik’tir, mülkü hiç yok olmaz.) [Haşr 23]

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

İnsanların kullandığı, övündükleri mallar, mülkler, gerçekte onların değil, hepsi Allahü teâlânındır. Bizim bunlara el uzatmamız, karışmamız, gerçekte zulümdür. Allahü teâlâ, bu dünyanın düzeni için ve bazı faydalara yol açması için, bunları bize mülk kılmışsa da, gerçekte hepsi Onundur. O halde, bizim bunları, asıl sahibinin mubah ettiği, izin verdiği kadar kullanmamız yerinde olur. (1/266)

Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:

Her şeyin gerçek mâliki yani sahibi Odur; fakat görünüşte kendi kullarından her kimi bir şeye malik eylediyse, o, bunlardan hesaba çekilecektir. (2/53)

Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretleri de buyuruyor ki:

Hepimiz, eşi, ortağı bulunmayan bir hâkim ve başlı başına bir mâlik olan Hak teâlânın emri altında, ayrı ayrı ve ortak vazifeler alan, birer memuruz. Onun koyduğu ahkâm ve nizamla, Onun tayin ettiği mevkilerimiz ve yaratıp emanet olarak verdiği yetki nispetinde vazife yaparız. Âmir ancak O, hâkim yalnız O, mâlik yine sadece Odur. Ondan başka âmir, Ona benzer hâkim, Ona ortak mâlik yoktur. (Bir üniversiteliye cevap)

 

Gönül ziyareti

 

Aşksız olur derbeder,

Hayatı karışıktır,

Herkes bir şeyi sever,

Kimi Hakka âşıktır.

 

Yüz bin türlü sevgi var,

Kimi yâr, kimi ağyar,

Bilemez bu insanlar,

Hangileri layıktır.

 

Yanar âşık yüreği,

Resulünün isteği,

Yaratanın dileği,

Ümmetine azıktır.

 

Bak işin gerçeğine,

Kulak ver dediğine,

Allah’tan gayrisine,

Dönüp bakma yazıktır.

 

Yunus kazan ye yedir!

İnsanları sevindir!

Bir gönül ziyareti,

Yüz Kâbe’den iyidir.

 


Bugünkü sesli yayını dinlemek için tıklayın:

·Anlamaz

 

 

Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası

 

www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net  

27 Aralık 2009 Pazar

* İbadet ve ihtiyaç (Mehmet Ali Demirbaş'ın 29.12.2009 tarihli yazısı)

bilgi@dinimizislam.com

29 Aralık 2009, Salı

             İbadet ve ihtiyaç

 

Sual: Nefsime yenik düşerek, namaz kılmayı terk ettim. Şimdi bir bunalım içindeyim. Arkadaşlar, (Böyle zamanda namaz kılmak daha önemlidir) dediler. Peki, şimdi başlarsam, Allah, bu kulum sadece bana ihtiyacı varken, bunalımdayken namaz kılıyor demez mi?

CEVAP

Öyle düşünmek doğru değildir. Var olabilmek, varlıkta ve hayatta kalabilmek için, zaten her an Allahü teâlâya muhtacız. Gözümüzün görmesi, kulağımızın duyması, konuşmamız, nefes almamız, yürümemiz, oturmamız, kalkmamız için hep Allah’a muhtacız. Muhtaç olmadığımız bir an düşünülemez. Allahü teâlâya, sadece sıkıntıda olduğumuz zaman değil, her an muhtacız. Yaptığımız ibadetlerinse, bununla hiçbir ilgisi yoktur. Onlar zaten bizim kulluk vazifelerimizdir. Rabbimizin emridir. İmandan sonra en büyük vazifemiz, beş vakit namaz kılmaktır. Bunun için hemen namaza başlamalı. Dualarımızın kabulü için de, sadece sıkıntılı zamanlarda değil, her zaman dua etmeli, Allahü teâlâdan af ve afiyet istemeli. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Sıkıntıda duasının kabul edilmesini isteyen, rahat zamanında çok dua etsin!) [Tirmizi]

 

Kur’anı doğru okuyamamak

Sual: Kur’an okurken, bütün gayretlerime rağmen kelimeleri tam telaffuz edemiyorum. Kur’an okumam sahih oluyor mu? Okumaya devam etmem mi, yoksa bırakmam mı gerekir?

CEVAP

Cenab-ı Hak, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yapmayı emretmez. Herkese yapabildiğinden sorar. Bilenlerden öğrenmeye çalışmalı, okuyabildiğiniz kadar devam etmeli. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Kur’an için vekil edilen bir melek, Arap olmadığı için doğru okuyamayan kimsenin hatasını düzeltir ve doğru olarak yükseltir.) [Şirazi]

 

Necis olma ihtimali

Sual: Piyasadaki herhangi bir gıdanın, necis olma ihtimali olduğu için, sakınıp yememek caiz mi?

CEVAP

Necis olduğu kesin bilinmeden sakınmak, vesvese, kuruntu ve zararlı olur. (K. Saadet)

* * *

NOT: İngilizce internet sitemiz www.ourreligionislam.com ve İngilizce mail grubumuz yayına başlamıştır. Üye olmak isteyenler veya yabancı tanıdıklarını üye yapmak isteyenler, bize bildirebilir.

 

 

Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası

 

www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net  

* Allah'tan başkasından yardım istemek

www.dinimizislam.com

bilgi@dinimizislam.com

28 Aralık 2009, Pazartesi

Allah’tan başkasından yardım istemek

 

Sual: Biz bir insan olarak herkesten yardım istiyoruz. (Allah’tan başkasından, ne türlü olursa olsun, yardım istemek şirktir) diyorlar. Bunun caiz olan ve olmayan kısımları nedir? İstigâse, isti’ane, tevessül, teveccüh, vesile ne demektir? Caiz olanı ne, caiz olmayanı nedir?

CEVAP

Hepsi caizdir. Caiz olmayan tek şey, Allah’tan başkasını yaratıcı bilmek, Allahü teala dilemeden onun kendiliğinden fayda ve zarar verebileceğine inanmaktır. Normal bir Müslüman da zaten Allah’tan başkasını yaratıcı bilmez.

Şimdi bu hususların hepsini örneklerle açıklayalım:

 

İstigâse:

Şefaat dileme, yardım isteme, Allahü teâlâdan bir isteğin, dileğin yerine gelmesi için, Peygamberleri ve evliya zatları, sevdiği kullarını vesile ederek yani araya koyarak isteme, yalvarma, dua etme demektir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Kıyamette insanlar, önce Âdem, sonra Musa ve sonra Muhammed [aleyhimüsselâm] ile istigase ederler.) [Buhari]

İstigase olunan, yardım istenilen ve yardımı yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. Ancak peygamberler, evliya zatlar, salih kullar ve benzerleri birer vasıtadır, vesiledir yani sebeptir. İstenilen şeyi yaratan, ise yalnız Allahü teâlâdır. (Şevahid-ül-hak)

İmam-ı Sübki buyuruyor ki:

Resulullah ile tevessül etmek, yani istigâse etmek, ondan şefaat istemektir. Bu ise güzel bir şeydir. Önceki ve sonraki İslam âlimlerinden hiçbiri buna karşı bir şey dememiştir. Yalnız İbni Teymiyye bunu inkâr etti. Böylece doğru yoldan ayrıldı. Kendinden önce gelen âlimlerden hiçbirinin söylemediği bir bid’at çıkardı. Bu bid’ati ile müslümanların diline düştü. (Camius-sagir şerhi)

Vehhabiler, (Allah’tan başkasından yardım istemek, ona sığınmak şirktir) diyorlar. Allah’tan başkasını yaratıcı bilmek şirktir. Bunu bilmeyen hiçbir müslüman yoktur; fakat başkasından da istigase olunacağını, mecaz olarak söylemek caizdir; çünkü bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(Onun kavminden olan, düşmanına [kıbtiye] karşı, ondan [Musa aleyhisselamdan] istigase [yardım] istedi.) [Kasas 15]

Hadis-i şeriflerde de buyruldu ki:

 (Ya Rabbi, senden isteyip de verdiğin zatların hatırı için, senden istiyorum.) [İ. Mace]

(Çölde yalnız kalan kimse, bir şey kaybederse, “Ey Allah’ın kulları bana yardım edin!” desin; çünkü Allahü teâlânın, sizin göremediğiniz kulları vardır.) [Taberani]

(Yardım isteyen kimse, Ey Allahın kulları bize yardım edin desin!) [Hısn-ül-hasin]

Son iki hadis-i şerif, yanında olmayan kimseye seslenerek, ondan yardım istemeyi emretmektedir. (El-Üsûl-ül-erbe’a fî-terdîd-il-vehhâbiyye)

İmam-ı Birgivi buyuruyor ki: Bir hadis-i şerifte, (Bir müminin kabrini ziyaret ederken, “Ya Rabbi! Muhammed aleyhisselam hürmetine, buna azap yapma” denirse, Allahü teâlâ, kıyamete kadar azabını durdurur) buyurulmaktadır. (Etfal-ül-müslimin)

Kabirdeki ölüde his bulunduğunu bildiren çok hadis-i şerif vardır. Eshab-ı kiram ve Tabiin-i ızam, Kabr-i seadet’i ziyaret ve istigase ederdi. Bunun için çok kitap yazılmıştır. Hısn-ül-hasin kitabında, (Duanın kabul olması için, Peygamberleri ve salih kulları vesile etmelidir) buyuruluyor. İmam-ı Sübki hazretleri, Resulullahı ve Evliyayı ziyaretin ve ruhlarından istigase etmenin caiz olduğunu ispat etmektedir. (Şifa-üs-sikam)

 

İsti’ane:

İstiane de yardım istemek demektir. Resulullah efendimizden ve Evliyadan şefaat istemek, istiane yani yardım istemek, Allahü teâlâyı bırakmak, Onun yaratıcı olduğunu unutmak demek değildir. Bulut vasıtasıyla Allahü teâlâdan yağmur beklemek, ilaç içerek Allahü teâlâdan şifa beklemek, top, bomba, füze, uçak kullanarak Allahü teâlâdan zafer beklemek, hep Allahü teâlâdan istianedir. Bunlar sebeptir. Allahü teâlâ, her şeyi sebeple yaratmaktadır. Bu sebeplere yapışmak, şirk değil, dinin emridir.

Peygamberler hep sebeplere yapıştılar. Allahü teâlânın yarattığı suyu içmek için çeşmeye, Onun yarattığı ekmeği yemek için fırıncıya gidildiği ve Allahü teâlânın zafer vermesi için, savaş vasıtaları ve talim terbiye yapıldığı gibi, Allahü teâlânın duayı kabul etmesi için de, Peygamberin, Evliyanın ruhlarına gönül bağlanır. Allahü teâlânın elektromanyetik dalgalarla yarattığı sesi almak için radyo kullanmak, Allahü teâlâyı bırakıp bir kutuya başvurmak değildir; çünkü radyo kutusundaki aletlere o özellikleri, o kuvvetleri veren Allahü teâlâdır. Allahü teâlâ, her şeyde, kendi kudretini gizlemiştir.

Müşrik, puta tapar, Allahü teâlâyı düşünmez. Müslüman, sebepleri, vasıtaları kullanırken, sebeplere, mahlûklara, tesir, hassa veren Allahü teâlâyı düşünür. İstediğini Allahü teâlâdan bekler. Geleni Allahü teâlâdan bilir. Kıpti’den kurtulmak için Musa aleyhisselamdan istigase eden yani yardım isteyen kişinin yardımını bildiren âyet-i kerimenin manası da, böyle olduğunu göstermektedir.

Müminler her namazda Fatiha suresini okurken, (Ya Rabbi, dünyadaki arzularıma, ihtiyaçlarıma kavuşmak için maddi, fenni sebeplere yapışıyor ve bana yardım etmeleri için, sevdiğin kullarına yalvarıyorum. Bunları yaparken ve her zaman, dilekleri verenin, yaratanın yalnız Sen olduğuna inanıyorum. Yalnız Senden bekliyorum!) demektedir. Her gün böyle söyleyen müminlere müşrik denilemez. Peygamberlerin, Evliyanın ruhlarından yardım istemek, Allahü teâlânın yarattığı bu sebeplere yapışmaktır. Bunların müşrik olmadıklarını, halis mümin olduklarını Fatiha suresinin bu âyeti açıkça haber vermektedir. Vehhabiler maddi, fenni sebeplere yapışıyor, nefislerinin isteklerine kavuşmak için, her vesileye, her çareye başvuruyorlar. Peygamberleri ve Evliyayı vesile edinmeye de şirk diyorlar.

 

Tevessül:

Bir isteğin, bir maksadın hâsıl olması için bir şeyi vesile, sebep yapmak demektir. Allahü teâlânın sevdiklerini araya koyarak, Onların hatırı, hürmeti için diyerek dua etmek veya bu suretle yapılan duaya denir. İstigâse ve teşeffû da denir.

İmam-ı Sübki buyuruyor ki:

Resulullah efendimizle tevessül etmek iki türlü olur:

Birincisi, Onun yüksek mertebesi, bereketi için Allahü teâlâdan istemektir. Böyle dua ederken, tevessül, istigase ve teşeffu sözlerinden her biri kullanılabilir. Üçü de, aynı şeyi bildirmektedir. Bu kelimeleri söyleyerek dua eden, Resulullahı vesile ederek, Allahü teâlâdan istemektedir. Onu vasıta kılarak Allahü teâlâdan istigase etmektedir. Dünya işlerinde de, bir kimseden, onun çok sevdiğini vesile ederek bir şey istenilince, hemen vermektedir.

İkincisi, dileğe kavuşmak için, Resulullahın Allahü teâlâya dua etmesini, Ondan istemektir; çünkü O, kabrinde diridir. İstenileni duyup anlar ve Allahü teâlâdan ister. Kıyamet günü de şefaat etmesi istenilecek ve şefaat edecektir ve şefaati kabul olunacaktır. (Şevahid-ül-hak)

Şihabüddin-i Remli hazretleri buyuruyor ki:

Peygamberler ve Veliler öldükten sonra da, kendileriyle tevessül, istigase olunur. Peygamberler ölünce mucizeleri bitmez. Veliler ölünce de, kerametleri kesilmez. Peygamberlerin mezarda diri olduklarını, namaz kıldıklarını, hac yaptıklarını, hadis-i şerifler açıkça bildirmektedir. Şehidlerin de diri oldukları, kâfirlerle harb ederken yardım ettikleri bilinmektedir. (Şevahid-ül-hak)

Hülasat-ül-kelam kitabında deniyor ki:

Tevessül, istigase ve teveccüh, hep aynı şey demektir. Hepsi caizdir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Kıyamette insanlar, önce Âdem aleyhisselama istigâse edeceklerdir) [Buhari]

Hazret-i Ömer, kıtlık olduğu zaman Peygamber efendimizin amcası hazret-i Abbas ile tevessül etti. Yani onu vesile ederek Allahü teâlâdan yağmur istedi. (Yâ Rabbi! Kıtlık olduğu zaman, Resulullah efendimizle sana tevessül ederdik. Sen bize yağmur verirdin. Şimdi sana, Resulullah efendimizin amcasıyla tevessül ediyoruz. Bize yağmur ihsân et!) diye dua edince, Allahü teâlâ onlara yağmur verdi. (Buhari)

Asırlardır, doğru yolda olan müslümanlar, Allahü teâlânın sevgili kullarını vesile ederek dua etmişler, böylece arzu ve isteklerine kavuşarak sıkıntılardan kurtulmuşlardır. Duanın kabul olması haram lokma yememeye bağlıdır. Bu ise, ancak Cenab-ı Hakk’ın sevdiklerinde mümkündür. Ölü veya diri Allahü teâlânın sevdiklerini araya koyarak yapılan dua, onların bereketiyle ve hatırları için kabul olmaktadır. Daha önce yapılmış olan salih amellerle de tevessül yapılır. (S. Ebediyye)

Mezhepsizler diyor ki:

(Allahü teâlâdan başka bir şeyin bir iş yaptığını söyleyen, müşrik olur. Mesela, “Filân ilaç ağrıyı kesti”, “Terörist falancayı öldürdü” veya “Resulullahın kabri şerifi yanında veya falanca evliya zatın mezarı yanında Allahü teâlâ duamı kabul etti” diyen müşrik olur.)

 

Mecaz nedir?

Mezhepsizler , mecaz ve isti’ânenin ne demek olduğunu anlayamıyorlar. Bir kimsenin bir işi yaptığını söylemeye, bu söz mecaz olarak söylenmiş olsa da, hemen şirk diyorlar. Hâlbuki Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerimin birçok yerinde, bir işin hakiki yapıcısının kendisi olduğunu, mecazi yapıcısının da kullar olduğunu bildirmektedir.

 

Hakiki hâkim

Hakiki hâkim Allahü teâlâdır. İki âyet-i kerime meali:

(Hüküm, ancak Allah’ındır. [Yani hüküm verme yetkisi, hâkim olan yalnız Allahü teâlâdır.]) [Enam 57]

(Aralarındaki anlaşmazlıklarda, seni hâkim [veya hakem] yapmadıkça, iman etmiş olmazlar.) [Nisa 65]

 Birinci âyet-i kerime, hakiki hâkimin, yalnız Allahü teâlâ olduğunu bildiriyor. İkinci âyet-i kerime ise, insana da, mecaz olarak hâkim denileceğini bildiriyor. İnsanlara mecazen böyle hâkim, hakem, hüküm veren gibi şeyler söylemek şirk olmaz.

 

Dirilten ve öldüren

Dirilten ve öldüren yalnız Allahü teâlâdır. Dört âyet-i kerime meali şöyledir:

(Dirilten ve öldüren, yalnız Odur.) [Yunus 56]

(Ölüm zamanında insanı, Allahü teâlâ öldürüyor.) [Zümer 42]

(Öldürmek için vekil yapılmış olan melek sizi öldürüyor.) [Secde 11]

(Âdem aleyhisselamın oğlu, kardeşini öldürdü.) [Maide 30]

İlk iki âyette öldürenin Allahü teâlâ olduğu bildiriliyor. Üçüncü âyet-i kerimede insanları bu işle vekil olan meleğin öldürdüğü bildiriliyor. Dördüncü âyette ise, bir insanın diğerini öldürdüğü mecaz olarak bildiriliyor.

(Anarşistler üç polisi öldürdü) demek niye şirk olsun ki?

 

Hastaya şifa veren

Hastalara şifa veren yalnız Allahü teâlâdır. İki âyet-i kerime meali şöyledir:

(Hasta olduğum zaman, bana ancak O [Allahü teâlâ] şifâ verir) [Şuara 82]

([Hazret-i İsa diyor ki:] A’mânın gözünü açarım ve Baras illetini iyi ederim ve Allahü teâlânın izniyle, ölüleri diriltirim.) [Âl-i İmran 49]

Birinci âyet-i kerimede şifa verenin Allahü teâlâ olduğu bildirilirken ikinci âyette mecaz olarak İsa aleyhisselamın şifa verdiği bildiriliyor. Hatta ölüleri dirilttiği bildiriliyor. Hâlbuki yukarıda bildirilen âyet-i kerimede, öldürüp diriltenin yalnız Allahü teâlâ olduğu bildirilmişti. Demek ki şifa vermek, diriltmek, mecaz olarak insanlar için de kullanılabiliyor.

 

Çocuk veren

Evladı da Allahü teâlâ verir. İbrahim aleyhisselamın, (Ey Rabbim! Bana salihlerden bir oğul ihsan et!) diye bir evlat istediği Kur’an-ı kerimde bildiriliyor. (Saffat 100)

İbrahim aleyhisselamın hanımı Sara validemiz de, Allahü teâlânın çocuk vereceği müjdesini duyunca, (Olacak şey değil! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyarken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak bir şey) demiştir. (Yunus 72)

Allahü teâlâ onlara İshak aleyhisselamı vermiştir. (Enam 84)

Evladı Allahü teâlâ verdiği halde, Cebrail aleyhisselam, Meryem validemize mecaz olarak, (Ben, sana temiz bir oğlan vermek için, Rabbinin gönderdiği elçiyim) dedi. (Meryem 19)

 

Hakiki sahip, gerçek dost

İnsanın hakiki sahibi Allahü teâlâdır. Üç âyet-i kerime meali:

(Allahü teâlâ, iman edenlerin velîsi yani sahibidir.) [Bekara 257]

(Sizin velîniz yani sahibiniz, Allah ve Resulüdür.) [Maide 56]

(Nebi, müminlere kendilerinden daha çok sahiptir.) [Ahzab 6]

Veli kelimesi, burada sahip, malik, dost anlamındadır.

Birinci âyet-i kerimede iman edenlerin sahibinin Allahü teâlâ olduğu bildiriliyor. Üçüncü âyet-i kerimede ise, Peygamber efendimizin de müminlerin sahibi, dostu olduğu bildiriliyor.

Bunlar gibi hakiki yardımcı, Allahü teâlâdır. Kullarına da, mecaz olarak muin demiştir. Muin, yardım eden, yardımcı demektir. Bir âyet-i kerime meali:

(İyilikte ve takvada birbirinize, yardımcı olun!) [Maide 2]

 

İnsanların kulu

Mezhepsizler, Allah’tan başkasının kulu diyene, mesela Abdünnebî, Abdürresul, peygamberin kulu diyen müslümanlara müşrik diyorlar. Bazı mezhepsizler de, (Osmanlılarda, insan, Allah’ın değil, padişahın kuluydu. Onun için padişah, halka kullarım derdi. Sultanlık sistemine karşı çıkmak, soylu mücadele vermektir) diyorlar. Hâlbuki bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(Evli olmayan kadınlarınızı, kullarınızdan ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin!) [Nur 32]

Âyet-i kerimede görüldüğü gibi kulların da kulları oluyormuş. Padişahın kulları demenin mahzuru olmadığını bu âyet-i kerime de açıklıyor. Kul kelimesinin, köle, hizmetçi anlamı da vardır. Yeniçeri askerlerine de kul denirdi.

 

İnsana rab denir mi?

İnsanların hakiki Rabbi, Allahü teâlâdır. Ancak mecaz olarak, başkasına da rab demek caizdir. Yusuf aleyhisselamın, padişaha rab dediği şu âyet-i kerimeyle bildiriliyor:

(Rabbinin [melikin, hükümdarın, efendinin] yanında beni an [ki beni zindandan çıkarsın!]) [Yusuf 42]

Rab, ilah manasına geldiği gibi, efendi, yetiştiren, terbiye eden anlamlarına da gelir. Mezhepsizler, işte böyle kelimeleri kullandı diye, müslümanlara müşrik demekten hiç çekinmiyorlar.

 

Girmeliyiz Hak yola

 

Günahlara olup pişman,

Girmeliyiz Hak yoluna.

Hain nefsi bilip düşman,

Girmeliyiz Hak yoluna.

 

Gidiyoruz sağlam zemin,

Bu yol doğru hem de emin,

Allah için edip yemin,

Girmeliyiz Hak yoluna.

 

Öğren dinin heybetini,

Etme halkın gıybetini,

Bilip dinin kıymetini,

Girmeliyiz Hak yoluna.

 

Hoca dünya malından geç!

Kötüyü at, iyiyi seç!

Bekleme hiç, deme ergeç,

Girmeliyiz Hak yoluna.

 


Bugünkü sesli yayını dinlemek için tıklayın:

·Tedbir

 

 

Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası

 

www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net  

26 Aralık 2009 Cumartesi

* Resme tazim etmek (Mehmet Ali Demirbaş'ın 28.12.2009 tarihli yazısı)

bilgi@dinimizislam.com

28 Aralık 2009, Pazartesi

                Resme tazim etmek

 

Sual: Bir resme tazime, bazen haram, bazen küfür olur deniyor. Tazim etmek ne demektir?

CEVAP

Bir resmi belden yukarı asmak ona hürmet sayılır; haramdır. İnsan resmine tazim etmek iki sebeple olur:

1- Hocasının, babasının, âmirinin, evliyânın, resmi olduğu için hürmet eder. O kimsede ilahlık sıfatlarından, yani Allahü teâlâya mahsus olan sıfatlardan birinin bulunduğuna inanmaz. Onu mahlûk bilir. Onu sevdiğini bildirmek veya onu sevindirmek için hürmet eder. Böyle hürmet etmek, küfür olmazsa da, haram olur. Gayrimüslimlerin resmine böyle tazim etmek küfür olur.

2- Resmin sahibinde veya ateş, güneş, inek gibi herhangi bir şeyde yahut haçta ilahlık sıfatı bulunduğuna inanarak, istediğini yaratır, her istediğini yapar, diyerek tazim etmekse, küfür, şirk olur.

 

Şehvetle dokunmak

Sual: Maliki’de şehvetle karşı cinse dokununca abdest bozuluyor. İkisinden biri şehvet duymazsa, onun abdesti de bozulur mu?

CEVAP

Şehvet duymayan tarafın abdesti bozulmaz, hangi taraf şehvetlenmişse, sadece onun abdesti bozulur. (Mezahib-il-erbaa)

 

Gözlükle namaz

Sual: Namazda gözlükleri çıkarmak gerekir mi?

CEVAP

Secdeye alnı koymak farzdır. Burunla beraber koymak vacibdir. Eğer gözlük burnun yere değmesine mâniyse, mekruh olur. Gözlüklü kimse alın ve burun yere iyi değsin diye başını bastırmaya kalkarsa gözlüğü kırılabilir. Böyle bir problem yoksa gözlükle de kılınabilir.

 

Sağırların taktığı kulaklık

Sual: Hoparlöre uyarak namaz kılmak caiz olmadığına göre, sağırların, imamın sesini kulaklıkla işitmesi caiz olur mu?

CEVAP

Sağırların kulaklık takarak işitmesi, hoparlörden işitmesi gibidir; fakat sağır olanın, zaruret olduğu için, imamın sesini kulaklıkla işiterek kıldığı namaz sahih olur. İmamın veya cemaatin hareketlerini görerek kıldığı için de, namazı sahih olmaktadır. Namazı hoparlörle kıldırmaksa, hiçbir zaman zaruret değildir. (İ. Ahlakı)

 

 

Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası

 

www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net  

* Her şey günah mı?

www.dinimizislam.com

bilgi@dinimizislam.com

27 Aralık 2009, Pazar

Her şey günah mı?

 

Sual: Sık sık dinden bahsedilip, şunu yapmak farzdır, yapmamak günah olur deniyor. İslamiyet’te her şey günah mı?

CEVAP

Hayır, dinimizde her şey günah değildir. Helal olan şeylerin yanında, haramlar çok azdır. Bütün meyveler, sebzeler, zehirli olanları hariç bütün otlar mubahtır. Deniz haşaratı hariç, bütün balık çeşitleri, sarhoş edenler hariç bütün içilecek şeyler helaldir. Mahrem akraba ve kitapsız kâfirler hariç, yabancı kadınların hepsiyle evlenmek caizdir. İpek hariç, bütün giyecekler mubahtır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

Allahü teâlânın mubah ettiği, izin verdiği şeylerin çeşidi ve sayısı pek çoktur. Haram ettiği, yasak ettiği şeylerse, pek azdır. Mubahlardaki fayda ve lezzet, haramlardan çok fazladır. Hepsinden daha önemlisi, Allahü teâlâ mubah işleyeni sever, haram işleyeni sevmez. Aklı olan kimse, çabuk geçen bir lezzet için, Allahü teâlâyı gücendirmeyi elbette istemez. (1/163)

Allahü teâlâ kullarına çok merhamet ve ikram ederek, mubahlarla zevklenmeye izin vermiş ve pek çok şeyi mubah etmiştir. Helal olan bu sayısız zevkleri, lezzetleri bırakıp da, haram edilen birkaç zevke sapmak, Allah’a karşı ne kadar edepsizlik olur. Hem de, haram ettiği lezzetleri, daha fazlasıyla mubahlarda da yaratmıştır. Helal olan çeşitli nimetlerin zevkleri bir yana, insanın işinden, Rabbinin razı olmasından, daha büyük zevk olur mu? Bir kölenin işini, efendisinin beğenmemesinden daha büyük sıkıntı olur mu? Biz kuluz, sahibimiz olan Allah’ın emrindeyiz. Başıboş değiliz. (1/73)

Bir insan, ne olduğunu, niçin yaratıldığını, ne yapması, neden sakınması gerektiğini, iyinin, kötünün, faydalının, zararlının, dostunun, düşmanının ne olduğunu bilmezse, hayvandan ne farkı kalır? İnsanı ve bütün mahlûkatı Allahü teâlâ yarattı. Gönderdiği Peygamberler vasıtasıyla, (Sizi ben yarattım. Beni tanımakla şereflenmeniz, kulluk etmeniz için yarattım. Şunları yaparsanız, dünyada da, ahirette de rahat ve mutlu olursunuz. Şunları yapmazsanız dünyada da ahirette de bedbaht olur, çok sıkıntı çekersiniz) buyurdu. Yapmamız ve sakınmamız gereken şeyleri bildirdi. İşte bu bildirdiği kaidelerin toplamına din deniyor. Yani din, insan denilen bu mükemmel varlığın kullanma talimatıdır, rahat ve mutlu olma, kendisine ve insanlara faydalı olma, kendisini ve insanları zarardan koruma talimatıdır. İyiyi ve kötüyü, faydalıyı ve zararlıyı, dostu ve düşmanı tanıtma rehberidir. Bu kaidelerin hepsini, insanı yaratan Allahü teâlâ bildirmiştir. Bizi O yaratmıştır ve elbette, yaratan yarattığını en iyi bilendir. İhsan ve merhamet edip, bunları bildirmiştir. Bildirmeseydi, bu halimizle hayvandan bir farkımız kalmazdı. Yer içer, kırar döker, yatıp kalkar, parçalardık. Bize bütün nimetleri ihsan eden Rabbimize şükredeceğimiz yerde nankörlük edersek, bunun cezası da elbette ağır olur.

 

Hakka yalvarış

 

Ya Rab, sana açtık ellerimizi,

Görüyorsun hazin hâllerimizi.

 

Hain nefse uymak belleri büktü,

Gönlümüzün köşkü yıkılıp çöktü.

 

Ne sıkıntı çekti şu çileli baş,

Gözümüzden dökülüyor kanlı yaş.

 

Gece gündüz keder, yaz ve kış keder,

İnsan buna nasıl tahammül eder?

 

Bu derdi çekmeye kalmadı derman,

Senindir her zaman, her işte ferman.

 

Takdirde olanlar çengel değildir,

Tedbir almak ona engel değildir.

 

Senin emrin olmadan ey yüce Hak,

Rüzgâr esmez, düşmez ağaçtan yaprak.

 

Bulutlar dağılır, yağmurlar yağmaz,

Her yer gece olur, hiç güneş doğmaz.

 

Geceden gündüzü çıkartan sensin,

Kâinatı yoktan yaratan sensin.

 

İstersen zorları asân edersin,

Rahmetini saçar, ihsan edersin.

 

Gizliyi, açığı elbet bilirsin,

Boş çevirmez isteyene verirsin.

 

Yâ Rab ancak senden olur inâyet,

Dünya sevgisinden bizi halâs et.

 

Yüce Mevlâm, senden olmazsa ferman,

Hiç kimse bulamaz derdine derman.

 

Kelimeler:

 

Hazin: Acıklı, üzüntülü

Asân: Kolay

 


Bugünkü sesli yayını dinlemek için tıklayın:

· Tatlı Canımı Versem

 

 

Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası

 

www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net