| 28 Kasım 2009, Cumartesi | |||
| Yazlık kışlık evi olmak | |||
| Sual: Bir kimsenin, biri kışlık biri de yazlık olmak üzere iki evi olsa, yazın yazlıkta, kışın öteki evde otursa, dinen zengin sayılır mı? Başka parası yoksa kurban kesmesi vacib olur mu? CEVAP İki ayrı ev hükmünde sayılmaz. Kurban kesmek vacib olmaz. (Hindiyye)
Şafii’de kurban Sual: Şafii’de, ailenin geçimini sağlayan kimse kurban kesse, diğer ev halkı kesmese de olur mu? CEVAP Evet, olur. Bir ev halkı için kurban kesilmesi sünnet-i kifâyedir. Aile reisi kesince diğerlerini kesmesi gerekmez. Hanefi’de ise, ailede, kurban nisabına malik olan herkesin kesmesi vacibdir.
Almanya’da yemin kefareti Sual: Almanya’da unun kilosu 0,25-0,30 Euro arasındadır. Bir fıtra miktarı CEVAP Elbette olur. Buğdaya göre hesap edilirse, 10 Euro ile birkaç yemin kefareti verilebilir. Türkiye’deki durum da bundan pek farklı değildir. Ölçü, bir fıtra tutarındaki kitaptan on tane vermektir. Bir fıtra tutarı Almanya’da da, Türkiye’de de yarım Euro’dur. 5 Euro bir yemin kefareti için kâfi gelir. Yemin kefareti için 10 kitap şarttır. Fiyatları önemli değildir. Yarım veya 1 Euro da olabilir, 10 Euro da olabilir. Önemli olan on kitap vermektir.
Bugünkü sesli yayını dinlemek için tıklayın: | |||
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |||
27 Kasım 2009 Cuma
* Yazlık kışlık evi olmak
26 Kasım 2009 Perşembe
* İtaatsiz sevgi yalandır (Mehmet Ali Demirbaş'ın 28.11.2009 tarihli yazısı)
| 28 Kasım 2009, Cumartesi | |
| İtaatsiz sevgi yalandır | |
| Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Sevmenin alameti itaattir. Sevginin derecesi, itaatteki süratle ölçülür. Büyük zatların hiçbir sözünü ikiletmemeli; çünkü ikinci uyarı tehlikedir, üçüncüsü ise felakettir. Birkaç örnek verelim: Şâh-ı Nakşibend hazretleri bir gün talebeleriyle yemek yerken, bir talebesinin uzakta durup yemeğe katılmadığını görür. Çağırıp sebebini sorar. Talebe, (Oruçluyum efendim) der. Şah-ı Nakşibend hazretleri, (Gel şu nafile orucunu boz da, aramıza katıl) diye ısrar eder. Talebe bir kez daha, (Olmaz efendim) deyince, son bir kez daha (Gel, ayrı kalma, Ramazan ayında tutulmuş bir farz oruç sevabı kazanırsın) der; fakat yine razı edemez. Bunun üzerine Şah-ı Nakşibend hazretleri, (Bundan uzak durun, gün gelir bu, Allahü teâlâyı da inkâr eder) buyurur. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin bir talebesi, memleketine gitmeyi çok ister. Hocasına sorunca, (Hayır, gitme) cevabını alır. Sonra tekrar sorunca yine, (Hayır) cevabını alır. Gitmek için bir daha ısrar edince, Mevlânâ hazretleri bakar ki olmuyor, (Git ama akrabalarından sakın hediye kabul etme) buyurur. Talebe gider; fakat son gün dayanamaz, hediyelerden birini alır ve dergâha döner. Ancak bir de bakar ki, artık ne hocasının feyzi kalmış, ne de arkadaşlarının muhabbeti. Herkes onu farklı bir gözle görmeye başlar ve kazandığı her şeyini kaybeder. Şems-i Tebrizî hazretleri yaya olarak Şam’dan Konya’ya doğru yola çıkar. Yolda aç, susuz kalır. Gece olur, yatacak yer de bulamaz. Ne yaparım diye düşünürken, aklına mescidde gecelemek gelir. Yatsıdan sonra duayı biraz uzatır, herkes evine gidince yatar, uyurum diye düşünür. Namaz biter, herkes gider, müezzinle baş başa kalırlar. Şems hazretleri, ibadetini uzatır. Buna canı sıkılan müezzin, biraz hava almak için dışarı çıkınca, o da bir kenarda yatar. İbadeti herhalde bitmiştir diye müezzin içeri girince, onun bir kenarda uyuduğunu görür. Hemen yanına gidip bağırmaya başlar. Olmayınca da tekmelemekle tehdit eder. Şems hazretleri ne kadar yalvarırsa da, razı olmaz ve yaka paça dışarı çıkarır. Şems hazretleri beş on adım uzaklaşmadan arkada bir gürültü kopar. Müezzin, sanki birisi boğazını sıkıyormuşçasına, nefes alamaz bir şekilde kıvranır. O sırada imam gelince, müezzin son bir gayretle Şems hazretlerini gösterir. İmam durumu anlar ve Şems hazretlerine yetişip, (Efendim, arkadaş bir hata etti, özür diliyor, lütfen affedin de bu durumdan kurtulsun. Bakın ölmek üzere) diye yalvarmaya başlar. Bunun üzerine Şems hazretleri, (İş benden çıktı, bu insan büyükleri üzdü, benim yapabileceğim bir şey kalmadı; ama ben sadece imanla ölmesi için dua edebilirim) buyurur. Kıvranmakta olan müezzin, az sonra kelime-i şehadet getirip vefat eder. | |
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |
* Namaz kılmayanın iyilikleri
| 27 Kasım 2009, Cuma | |||
| Namaz kılmayanın iyilikleri | |||
| Sual: (Namaz kılmayanın hiçbir iyiliğine sevab verilmez ve haram işleyenin ibadetleri kabul olmaz) deniyor. Allah iyiliklerimizi niye zayi ediyor ki? CEVAP Allahü teâlâ iyilikleri zayi etmez. Kimseye haksızlık etmez. Namaz kılmamak en büyük günahlardan biridir. Yani namaz kılmamak haramdır. (Haram işleyenin ibadeti kabul olmaz) demek, o ibadet için bildirilen büyük sevablara kavuşamaz, yani sevablarının hepsini muhafaza edemez; çünkü günahlar bu sevapları azaltır demektir. Yoksa hiç sevab alamaz demek değildir. Her ibadetten sevab alınır; ama işlenen haramlar sevabları alıp götürür. Diyelim ki, oruç tutana 70 birim sevap veriliyorsa, içki içene de 70 birim günah yazılıyorsa, orucunu içkiyle açan 70 sevab kazanırken, içki içince 70 günah yüklenir ve sevabsız kalır. Eğer oruç tutmasaydık, içki günahı artı olarak kalacaktı. Orucun, içki günahının affına sebep olması yetmez mi? Günah işleyenlerin de ibadetlerini aksatmamaları gerekir. Başka günahlar da işlemişse sevabları eksilere iner. Namaz kılmamak bin birim günah ise, ne kadar çok iyilik ve ibadet edersek edelim, bin birimi bulamayız. Nafile ibadetler farzların yanında denizde damla bile olmadığı için, yapılmayan farzların günahları bu iyilikleri alır götürür, insan hiç iyilik etmemiş duruma düşer. İşte, (İyiliklerine sevab verilmez veya haram işleyenin ibadetleri kabul olmaz) bu demektir. (Kaza namazı olanın nafile namazları kabul olmaz) demek de böyledir. Farzı tehir edip nafileyle meşgul olunca, farzı tehir etme günahı, nafile namazın sevabından fazla olduğu için nafile namazları boşa gitmiş olur. Yoksa nafile namaz kıldığı için elbette sevab alır; fakat zararı kârından pek çok olur. Çünkü farzın yanında nafileler, denizde damla bile değildir. Yukarıdaki bilgiler, itikadı düzgün olan yani ehl-i sünnet itikadındaki müslümanlar içindir. Ehl-i sünnet itikadında olmayana bid’at ehli denir. Bunun yaptığı ibadetleri sahih olup da, borçtan, azabından kurtulursa da, vaat edilmiş olan sevablarına kavuşamaz. Ahirette, dünyada yapmış olduğu iyiliklerin, hayrat ve hasenatının karşılığına kavuşamaz. (Cennet Yolu İlmihali) Kâfirlerin ve bid’at sahibi olanların, hayırları reddedilip, şerleri için de ceza görürler. (Cevab Veremedi) Kâfirlerin ve bid’at ehlinin iyilikleri Sual: Kur’anda, (Zerre kadar hayır işleyen sevabını, zerre kadar şer işleyen de cezasını görür) denirken, kâfir - Müslüman, salih - fasık ayrımı yapılmıyor. Salih, fâsık, bid’at ehli ve kâfir ayrımı yapmak doğru mudur? CEVAP Elbette doğrudur. Yapılan iyilik ve ibadetlere sevab alabilmek için, önce iman şarttır. İmansız amel makbul değildir. İmanın da düzgün olması yani Ehl-i sünnet itikadında olması şarttır. Bid’at ehli, ahirette, yaptığı ibadetlerin ve hayır hasenatın sevaplarına kavuşamaz. Türkiye’de oy kullanma yaşı 18’dir. Milletvekili seçilme yaşı 25'tir. Şimdi 17 yaşındaki bir gencin, (18 yaşındaki gençler, oy kullanıyorlar da, ben niçin oy kullanamıyorum. Bu ne adaletsizlik) demeye hakkı var mıdır? 20 yaşındaki bir gencin de, (25 yaşındakiler milletvekili adayı olurken, ben niye olamıyorum) demesi normal midir? Bir avukatın, (Bana niçin doktorluk yaptırmıyorlar) demesi, bir doktorun da, (Bana niçin avukatlık yaptırmıyorlar. Böyle adalet olmaz) demesi normal midir? Birçok ülke, pasaportu olmayan kimseyi geri çeviriyor, ülkesine koymuyor. Pasaportsuz birinin, (Herkes gidiyor, beni niye koymuyorlar? Bu ne adaletsizlik) demesi elbette yanlıştır. Dinin sahibi de Allahü teâlâdır. Kuralları koyan Odur. Birkaç ayet-i kerime meali şöyledir: (Kâfirlerin faydalı işleri fırtınalı bir günde rüzgârın savurduğu küller gibidir. Ahirette o işlerin hiç faydası olmaz.) [İbrahim 18] (Deki: Size en çok ziyana uğrayanları haber verelim mi? Onlar dünya hayatında iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, çabaları boşa giden kimselerdir. İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve Ona kavuşmayı [dirilmeyi, hesabı, ceza ve mükâfatı] inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir. Onlar için, kıyamet günü, hiç bir terazi tutmayız. [İyilikleriyle kötülüklerini ölçmeyiz çünkü amelleri boşa gitmiştir, tartıya girecek makbul şeyleri kalmamıştır.]) [Kehf 103, 104, 105] (Kâfirlerin iyi işleri engin çöllerde görünen seraba benzer. Susayan kimse onu uzaktan su sanır; ama yanına varınca, umduğunu bulamaz.) [Nur 39] Allahü teâlânın nimetleri, iyilikleri, her an insanların iyisine, kötüsüne, kâfir müslüman herkese gelmektedir. Herkese mal, evlat, rızık, selamet ve her iyiliği ayrım yapmadan göndermektedir. Çalışanın emeğini zayi etmemektedir. Mal sahibi, sıhhat sahibi, evlat sahibi, rızık sahibi çok kâfir vardır. Kâfirlere yaptıkları iyiliklerin karşılığı dünyada verilmektedir. Bir âyet-i kerimenin açıklamalı meali şöyledir: (Görüşleri kısa, akılları eksik olanlar, ahireti düşünmeyip her iyiliği, şöhret, mevki ve hürmet gibi dünya rahatlıklarını ve lezzetlerini kazanmak için yapıyor. Bu yaptıklarının karşılıklarını dünyada kendilerine tamamen verir, umduklarından birini esirgemeyiz. Bunların ahiretteki kazançları, yalnız Cehennem ateşidir; çünkü iyiliklerinin karşılıklarını almışlardır. Alacakları yalnız, bozuk niyetlerinin karşılığı olan Cehennem ateşi kalmıştır. Hırs ve şehvetleri için, gösteriş için yaptıkları iyilikleri ahirette kendilerine yaramayacak, bunları Cehennemden kurtaramayacaktır.) [Hud 15 - S. Ebediye] Bununla beraber, dünyada herkese iyilik etmiş, cömert kâfirle, herkese zulmetmiş bir kâfir aynı cezaya çarptırılmayacaktır. Cehennemin yedi tabaka olması da bunu göstermektedir. Bir münafıkla, bir mürtedle, dünyada iyilikleri görülen kâfirler aynı yerde azap görmeyecektir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Kıyamette en şiddetli azabı, zalim hükümdar görür.) [Ebu Nuaym] Zalim değilse, cömertse, insanlara iyilik etmişse, zalime göre daha hafif azap görür. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Allahü teâlâ, Cehennem bekçisine, cömert kâfir için, “Bunu cömertliği derecesinde hafif yere koy” buyurur.) [Deylemi, Ebu-ş-şeyh] Neticede herkes yaptığı iyiliğin de, kötülüğün de karşılığını görür. Fâsık müslümanlar yani itikadı Ehl-i sünnet olup da, günah işleyen müslümanlar, kâfirler gibi değildir; ancak onların günahları sevablarından çok olursa onlar da zarara uğrayanlardan olur. Sevabları çok olursa, Cennete gider. Ehl-i sünnet ve ihlâslı kimsenin işlediği sevablar ise çok değerlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Yemin ederim ki, bir kimse, Uhud dağı kadar altın sadaka verse, Eshabımdan birinin bir avuç kadar arpa sadakasının sevabına kavuşamaz.) [Buhari] Eshab-ı kiramın imanları çok kuvvetli ve ihlâsları çok fazla olduğu için böyle sevablara kavuşuyorlar. Eshab-ı kiramdan bazıları diğerlerinden daha yüksektir. Bunun için Hazret-i Ebu Bekir’in verdiği bir avuç hurmanın sevabıyla, diğer sahabeden birinin verdiği bir avuç hurmadan alacağı sevab arasında dağlar kadar fark vardır. Bir fâsık Uhud dağı kadar altın sadaka verse, salih müslümanın ihlâsla verdiği bir avuç arpadan değerli olamaz. Bid’at ehlinin ise hiçbir iyiliğine sevab verilmez.
Bugünkü sesli yayını dinlemek için tıklayın: | |||
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |||
25 Kasım 2009 Çarşamba
* Bayramda yapılacak işler (Mehmet Ali Demirbaş'ın 27.11.2009 tarihli yazısı)
| 27 Kasım 2009, Cuma | |
| Bayramda yapılacak işler | |
| Sual: Bayramda neler yapmak gerekir? CEVAP Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek sünnettir. Bayram günü yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet’e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir. Bayram gecelerini ihya eden, büyük saadete kavuşur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Bayram gecelerini ihya edenin kalbi, kalblerin öldüğü günde ölmez.) [Taberani] Dargın olanların, bayramı beklemeyip, hemen barışması gerekir. Allahü teâlâyı ve Peygamber efendimizi seven, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur. İyi insan [mümin], herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek eziyetlere de katlanır. Bir kusuru için kimseye darılmamak gerekir. Dargınlık olsa bile, üç günden fazla sürmemelidir. Arafatta durmak Sual: Arafat’ta durmak gerekir mi? CEVAP Bir hacı, Arefe günü, öğle ezanından, bayramın birinci günü sabah namazı vaktine kadar olan zaman içinde, Arafat’ta biraz dursa veya ihramlı olarak Arafat’tan geçse veya ihramlandıktan sonra hasta olup, uykudayken, baygınken sedye içinde veya başka bir şeyle taşınarak ibadetler yaptırılırsa veyahut ihrama girmeden önce, hasta olan, bayılan yerine başkası ihrama girip, bu uyanmadan, ayılmadan önce, o bunun yerine de ibadetleri ayrıca yaparsa veya Arefe günü olduğunu bilmeyerek, Arafat’ta dursa, haccı sahih ve tavaf-ı kudüm sâkıt olur. O yerin Arafat olduğunu bilmek ve niyet etmek lazım değildir. O gün veya gece, Arafat’ta bulunmayan veya Arafat’tan geçmeyen, hacı olmaz. Zemzem içmek Sual: Zemzem içilmese mahzuru olur mu? CEVAP Zemzem içmeyi bir nimet bilmeli. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Zemzemi, belalardan korunmak niyetiyle içeni Allah korur.) [Hakim] İbni Abbas hazretleri de, zemzem içerken, (Ya Rabbi, senden faydalı ilim, bol rızık ve her türlü hastalıktan şifa istiyorum) derdi.
| |
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |
24 Kasım 2009 Salı
* Kurban ve kurban kesmek (Mehmet Ali Demirbaş'ın 26.11.2009 tarihli yazısı)
| 26 Kasım 2009, Perşembe | |
| Kurban ve kurban kesmek | |
| Sual: Kurban nedir ve kimler keser? CEVAP Maddeler halinde bildirelim: 1- Kurban, davar [koyun, keçi], sığır [manda, inek, dana, öküz, boğa] veya deveyi, Kurban bayramının ilk üç gününde, kurban niyetiyle kesmek demektir. Kurban, vacib vazifesini yerine getirerek sevaba kavuşmak için kesilir. 2- Kurban kesmenin vacib olmasında, bayramın üçüncü günü esas alınır. Bayramın birinci ve ikinci günü, zengin fakir, mukim misafir, akıllı deli olmaya bakılmaz. Bayramın üçüncü günü nisaba malikse, diğer şartlar da varsa, kurban kesmek vacib olur. 3- Zengin olan, birinci ve ikinci günü keserse vacib sevabı alır. Namaz da böyledir. Namazın kılınması vaktin sonunda farz olursa da, vakti girince kılınırsa farz yerine gelmiş olur. 4- Kurbanın vakti, ilk üç gündür. Bu günlerin birinde kesilince, vacib yerine gelmiş olur. 5- Babanın, zengin çocuğu için, çocuğun malından kurban kesmesi gerekmez. Deli ve bunak da kesmez. 6- Büyük çocuk ve hanımdan izinsiz, onlar adına kurban kesilmez. 7- Mukim bir zengin, seferdeki bir vekile kurban kestirse vacib sevabı alır. 8- Tarlasından aldığı mahsul veya tarlanın, evin, dükkânın [atölyenin, kamyonun] bir yıllık kirası çok olsa da, bir yıllık ev ihtiyacını veya aylık geliri ve aldığı maaş, ücret, aylık ihtiyacını ve kul borcunu karşılamayan kimse, imam-ı Muhammed’e göre fakirdir. Fetva da böyledir. Şeyhayn’e göre zengin sayılır. Mülkü olan tarlanın ve bu demirbaş malların değeri, ihtiyacını karşılar ve nisabı da bulursa, bunun kirayı her alışta bir miktar ayırıp biriktirerek fıtra vermesi ve kurban keserek büyük sevaba kavuşması gerekir. Böyle bir kimse, fıtra vermez ve kurban kesmezse, imam-ı Muhammed’e göre, günahtan kurtulur. Tarlasından hiç mahsul almayan, kiraya da veremeyen ve ihtiyacından fazla malı olup da, parası bulunmayan kimsenin, imam-ı Muhammed’e uyarak, kurban kesmesi gerekmez; ama keserse, kurban sevabına kavuşur. 9- Güç geçinen kimse, nisaba malikse, para biriktirip kurban kesmeli. Etin hepsini kavurma yaparak veya dondurarak muhafaza edip, birkaç ay et parasından biriktirip, gelecek yılın kurban parası olarak saklamalı. Böylece, kurban sevabından mahrum kalmamalı. 10- Aile efradı çok olup güç geçinenin, kurbanın etini evinde bırakması müstehabdır. | |
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |
* Boşanmada çocukların durumu
| 26 Kasım 2009, Perşembe | |||
| Boşanmada çocukların durumu | |||
| Sual: Erkek hanımını boşarsa, çocukları yetiştirmek dinen kimin hakkıdır? CEVAP Ayrılıkta, çocuğu yetiştirmek, başkasıyla evli olmayan annenin hakkıdır. Anadan sonra, anneanneye, sonra babaanneye verilir. Bundan sonra kız kardeşe, sonra teyzeye verilir. Çocuk kimde olursa olsun, nafakasını babası verir. Kadın fakirse, çocukla birlikte yiyebilir. Babası yoksa çocuğun malından sarf edilir. Malı da yoksa nafakayı kendilerinin vermeleri vacib olur. Küçük kızı, başkasıyla evli olan annesi, annesinin teyzesi ve halası isteseler, annesinin teyzesine verilir. Oğlan yedi yaşına gelince, kız buluğa erince babasına zorla verilir. Babası yoksa fâsık olmayan, baba tarafından akrabaları alabilir. (S. Ebediyye) Birinci talakı tasdik Sual: Avukata gidip, (Karımı boşamaya karar verdim) diye bir dilekçe yazdırdım. Avukat bana (Ciddi olarak hanımından ayrılmayı kabul ediyor musunuz?) diye sorunca da, evet dedim. Sonra pişman oldum. Dilekçeye (Boşamaya karar verdim) diye imza atınca, bir talak mı vaki oldu? Avukat sorunca evet demem ikinci bir talak mı? CEVAP Boşamaya karar verdim denince bir talak vaki olur. Avukata evet denince, birinci söz tasdik edilmiş olur. İkinci bir talak yani boşama olmaz. Kiracının ihmali yoksa Sual: Tabii afetlerden ev zarar görürse veya hırsızlar eve, kapıya zarar verirse, bu zararları kiracı mı öder? CEVAP Hayır; çünkü bunda kiracının ihmali yoktur.
Bugünkü sesli yayını dinlemek için tıklayın: | |||
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |||