15 Ağustos 2024 Perşembe

* Hasta ziyaret etmek, adak olur mu? (Osman Ünlü Hocanın 16.08.2024 tarihli yazısı)

16 Ağustos 2024, Cuma

Hasta ziyaret etmek, adak olur mu?

Sual: Bir kimse, "şu işim olursa falan hastayı ziyaret etmek adağım olsun" dese, bu hastayı ziyaret etmek adak olur mu ve yerine getirilmesi gerekir mi?

Cevap: Adak edilen şeyin, farz veya vacib olan bir ibadete benzemesi ve başlı başına bir ibadet olması lazımdır. Mesela, abdest almak, ölü kefenlemek başlı başına ibadet olmadıklarından adak olamaz. Hasta ziyaret etmek, cenaze taşımak, gusül almak, cami içine girmek, Kur’ân-ı kerimi tutmak, ezan okumak, mektep, okul bina etmek, yapmak, cami bina etmek, yapmak da ibadet ise de, başlı başına ibadet değildir. Nezir, adak olunmazlar. Nezir, adak edilen şeyin benzemesi lazım olan farzın, vacibin başlı başına ibadet olması lazım değildir. Mesela, bir şey vakfetmeyi adamak caizdir. Çünkü vakıf, Müslümanlar için cami bina etmeye, yapmaya benzemektedir. Cami yapmak, başlı başına bir ibadet değil ise de, vakıf başlı başına ibadettir. Mesela, abdest almak, başlı başına ibadet olmayıp, başlı başına ibadet olan namazın bir şartıdır. Ölüyü kefenlemek de, cenaze namazının kabul olması için şarttır. Ölünün setr-i avreti, yani örtülü olması, cenaze namazının şartıdır.

Sual: Her arapça bilen, dinî konularda yazılmış olan Arapça kitapları anlayabilir ve bunları tercüme edebilir mi?

Cevap: Arapçayı bilmek, Arapça yazılmış bir kitabı tercüme etmek ve anlamak için gerekli ise de yeterli değildir. Çünkü birçok kelime, her ilimde, başka manaya kullanılır. Mesela, zalimler kelimesi tefsir ilminde, kâfirler demektir. Fıkıh ilminde, başkasının hakkına saldıran kimselere denir. Tasavvufta ise, ayrı manası vardır. O hâlde, bir ilme ait bir kitabı okuyup anlayabilmek için, önce kelimelerin bu ilimdeki hususi manalarını bilmek lazımdır. Birkaç sene Mısır'da, Bağdat'ta bulunup da argo lisanı Arabça öğrenenlerin ve eline bir cep lügatı alıp da, Kur’ân-ı kerimi ve hadis-i şerifleri tercümeye kalkışan yeni din âlimlerinin, para kazanmak için yaptıkları tercüme ve tefsirler, bozuk ve zararlı olmaktadır. Bir tasavvuf âliminin huzurunda, senelerce dirsek çürütüp, emek verip, pişmeden, olgunlaşmadan, Mesnevî okutan, tasavvuf kitapları tercümesine kalkışan tarikatçıların sözleri ve yazıları da, yanlış ve çok zararlı olmaktadır ve bu zararlar da görülmektedir.

Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

12 Ağustos 2024 Pazartesi

* Satışta fâiz bulunması

12 Ağustos 2024, Pazartesi

Satışta fâiz bulunması

Sual: Satışta fâiz bulunması nedir ve bu satışı nasıl yaparsak fâizden kurtuluruz? Ölçü şekli âdete göre mi yapılır?

Cevap: Hanefî ve Hanbelî mezheplerine göre, bir satışta fâiz bulunması demek, aşağıda bildirilen iki şeyin veya birinin mebî’ ile semende ortak olarak bulunması demektir. Şâfiî ve Maliki mezheplerinde, bu iki şart ile beraber, altın veya gümüş yahut gıda maddeleri olmaları da lâzımdır.

1- Kadr, yani vezin (tartarak) veya hacim (ölçekle) ile ölçülmeleri,

2- Bir cinsten olmaları.

Fâiz bulunan satış veresiye yapılamaz. Daima peşin olması lâzımdır. Satışın peşin olması için, mebî’in de, semenin de taayyün (belli olması) etmeleri lâzımdır.

Buğday, arpa, hurma ve tuzun, her zaman ve her yerde, hacim ile ölçülmeleri, altın ve gümüşün de dartı ile ölçülmesi emrolundu. Bu altı maddeden başka şeylerin, nasıl ölçüldükleri, âdete göre anlaşılır. (Tam İlmihal s. 854)

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

* İslamiyet bozulmadı ki düzeltilsin (Osman Ünlü Hocanın 12.08.2024 tarihli yazısı)

12 Ağustos 2024, Pazartesi

İslamiyet bozulmadı ki düzeltilsin

Sual: Kendisini din adamı tanıtan Reformcu Mûsâ Beykiyef, gençleri aldatabilmek için; “Zamanımıza göre, dinimizde de yenilikler yapılmalıdır. Dinde bulunmayan birçok şeyler, hurafeler, sonradan İslamiyete karışmıştır. Bunları temizlemek, dinimizi ilk zamanındaki doğru, temiz hâline getirmek lazımdır” diyor. İslam dininin böyle bir şeye ihtiyacı var mıdır?

Cevap: Müslümanlarda, birkaç yüz seneden beri bir duraklama, hatta gerileme olduğu meydandadır. Bu gerilemeyi görerek, İslamiyetin bozulduğunu söylemek, çok haksız ve pek yanlıştır. Geri kalmanın sebebi, Müslümanların dine sarılmamaları, dinin emirlerini yerine getirmekte gevşek davranmalarıdır. İslam dinine, başka dinlerde olduğu gibi, hurafeler karışmamıştır. Cahillerin yanlış inanışları ve konuşmaları olabilir. Fakat bunlar, İslam’ın temel kitaplarında bildirilenleri değiştirmez. Bu kitaplar, Resulullah efendimizin sözlerini ve Eshâb-ı kiramdan gelen haberleri bildirmektedir. Hepsi, en salahiyetli âlimler tarafından yazılmıştır. Bütün İslam âlimlerince söz birliği ile beğenilmiştir. Asırlar boyunca, hiçbirinde hiçbir değişiklik olmamıştır. Cahillerin sözlerinin, kitaplarının ve dergilerinin hatalı olması, İslamiyetin temel kitaplarına kusur ve leke kondurmaya sebep olamaz.

Bu temel kitapları her asrın modasına, gidişine göre değiştirmeye kalkışmak, her zaman için yeni bir din yapmak demek olur. Böyle değişiklikleri, Kur'ân-ı kerime ve hadis-i şeriflere uydurarak yapmaya kalkışmak, Kur'ân-ı kerimi ve hadis-i şerifleri bilmemenin, İslamiyeti anlamamanın alametidir. İslam’ın emirlerinin, yasaklarının zamana göre değişeceğini sanmak, İslam dininin hakikatine inanmamak olur. Bir âyet-i kerimede meâlen;

(Mü'minler ma'rûf olan şeyleri emreder) buyuruldu. Kur'ân-ı kerime, İslamiyete saygısızca saldıran aşırı reformculardan Ziya Gökalp ve benzerleri, bu âyet-i kerimedeki ma'rûf kelimesine, örf, âdet diyerek, İslamiyeti âdete, modaya göre değiştirmeye kalkıştılar. Bunların dediği gibi, İslamiyet âdetlere yer verseydi, daha başlangıcında cahil Arabların kötü âdetlerini yasak etmez ve Kâbe'nin içine kadar girmiş bulunan putperestliği hoş görürdü. Âyet-i kerimedeki "ma'rûf" kelimesi, İslamiyetin kabul ettiği iyilikler demektir.

 

Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

11 Ağustos 2024 Pazar

* Rehinde fâiz

11 Ağustos 2024, Pazar

Rehinde fâiz

Sual: Rehini alan kullanabilir mi? Rehin vermekte fâiz olur mu?

Cevap: Alacaklı, rehinin, borçlunun mülkünden çıkmasına sebep olamaz. Satamaz, kiraya veremez. Rehini, ancak borçlunun izni ile kullanabilir. İkisinden biri, ötekinin izni ile, rehini başkasına ariyet verebilir. Sonra her biri, onu yine rehin yapabilir. Alacaklı, kendisindeki rehini, rehini veren borçlusuna da ariyet verebilir. Saklamayarak veya kullanarak rehin helâk olursa, kıymetini öder. Bir kimsenin, rehinde bulunan malı satın alması sahihtir. Alacaklı, elindeki rehin malı müşteriye vermeyebilir. Müşteri, borcun ödenerek, rehinin kurtarılmasına kadar bekler. Yahut, bey’i, mahkeme ile feshettirir.

Ödünç verirken, alacaklının rehinden istifade etmesi için, izin verilmesi şart edilirse, fâiz olur. Mesela, hayvanı veya tarlayı, elbiseyi kullanması, sütünü içmesi şart edilirse fâiz olur. Sonradan verilen izin ile, alacaklının rehini kullanması caiz olur. (Tam İlmihal s. 853)

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

* Bir kelime ile de iman gidebilir (Osman Ünlü Hocanın 11.08.2024 tarihli yazısı)

11 Ağustos 2024, Pazar

Başlık

Sual: Bazı kimseler, insan, namaz kılar, her ibadeti, her iyiliği yaparsa, bir kelime söylemekle imanı gitmez, kâfir olmaz diyorlar, bu söyledikleri doğru mudur, gerçekten iman gitmez mi?

Cevap: Konu ile alakalı olarak Kâdî zâde Ahmet Efendi, Birgivî şerhinde buyuruyor ki:

“Bir kâfir, bir kelime-i tevhid söylemekle mümin olduğu gibi, bir mümin de, bir söz söylemekle kâfir olur. Erkek veya kadın inadi küfür ile mürted olunca, nikahı fesih olup gider ki, bu talak demek değildir. Bunun için, üçten fazla imanını ve nikâhını tazelemeleri, hullesiz caiz olur.”

Yalnız birinin nikâhı tazelemesi yetişmez. Erkek ile zevcesinin, iki şahit yanında nikâhı tazelemeleri lazımdır. Şafii mezhebinde iddet zamanı içinde tevbe ederse, tecdîd-i nikâh lazım olmaz. Hanefi mezhebinde olan, kolaylık olması için, nikâhını yenilemeye, zevcesinden, hanımından vekâlet almalı, iki şahit yanında;

“Öteden beri nikahım altında bulunan zevcemi, onun tarafından vekil olarak ve tarafımdan asil olarak kendime tezvic ettim” demelidir. Camide cemaatin çok olduğu bir namazın duasından sonra, imam efendi, tecdîd-i iman ve nikâh duasını cemaat ile birlikte okursa, cemaat birbirlerine şahit olmuş ve böylece de, nikâhları tazelenmiş olur.

Sual: İmanı korumak için ne yapmalıdır, bunun için sabah, akşam okunacak bir dua var mıdır?

Cevap: Son nefeste Müslümanın tevbe etmesi sahih olur. Fakat, kâfirin imana gelmesi sahih olmaz. İmanı korumak için her Müslüman, sabah ve akşam, şu iman duasını okumalıdır:

(Allahümme innî e'ûzü bike min en-üşrike bike şey-en ve ene a'lemü ve estagfirü-ke li-mâ lâ-a'lemü inneke ente allâmülguyûb.)

Sabah duası gece yarısında okumaya başlanır. Akşam duası zevalden, öğleden itibaren başlar. Mürted olduğunu yani dinden döndüğünü, çıktığını inkâr etmek de, tevbe olur.

Sual: Kabrin sıkması, Müslümanların iyilerine de azap şeklinde mi yoksa nimet şeklinde mi olur?

Cevap: Kabir sıkması, kâfirlere azap, müminlere ise, ikram içindir. Mesela bir anne kaybolan çocuğunu bulsa, sevinçten onu nasıl bağrına bastırırsa, kabir de salihleri böyle sıkar. Peygamber efendimiz:

(Ölü imansız ise, kabir onu öyle sıkar ki, kaburga kemikleri birbirine geçer. Kabirden kalkıncaya kadar azap içinde kalır) buyurmuşlardır.

 

Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

10 Ağustos 2024 Cumartesi

* Rehin vermek

10 Ağustos 2024, Cumartesi

Rehin vermek

Sual: Rehin vermek ne demektir ve neler rehin verilebilir?

Cevap: Rehin vermek, yani ipotek (hypotéque) etmek demek, bir sebepten dolayı, bir şeyi hapis etmek, alıkoymak demektir. İslâmiyette ise, ödenecek mal karşılığı olarak, bir malı, alacaklıda veya başka âdil bir kimsede, emanet bırakmak demektir. Rehin ancak, mal borcu için verilir. Öldürmek, yemin hakları, işçinin iyi çalışması, misafirin hırsızlık etmemesi için rehin istenmez. Rehin zor ile alınmaz. Rehin, akit ile, yani icap ve kabul ile, yani sözleşme veya mektuplaşma ile yapılır. Rehini verip, almaları, yani malın teslim olunması da lâzımdır. Teslim olunmadan önce, borçlu rehini vermekten vazgeçebilir. Rehin bırakılan malın, satılmağa elverişli olması şarttır. Tartı ile, hacim ile ölçülen her şey, altın, gümüş eşya, para, rehin verilebilir. Ortak olan bir şeydeki kendi payını rehin vermek caiz değildir. Ağaçtaki meyveyi ağaçsız olarak, tarladaki ekini tarlasız olarak rehin vermek ve meyveli ağacı meyvesiz olarak, ekinli tarlayı ekinsiz rehin vermek caiz değildir. Evi, eşyası ile de rehin vermek caizdir. Hayvan, üzüm şırası rehin verilir. Alacaklı, rehinden vazgeçebilir. Borçlu vazgeçemez. Rehin, borç ödeninceye kadar hapis olunur. Önce, borç ödenir. Sonra, rehin geri verilir. Borçlu ölürse, bunun vârisi, rehini satarak, parası ile borcu öder. Sonra, rehini alıp, müşteriye teslim eder. Geri kalan parası, başka alacaklılara verilir. Satış semeninin ödeme zamanı gelince borçlu, rehini satmak için, alacaklıyı veya başka bir âdil kimseyi vekil edip sattırır veya kendi satar. Semenden borcu ödeyip, sonra rehin kurtarılır. Borçlu, rehindeki malını, alacaklının izni olmadan satamaz. Satmak için, isteyemez. Alacaklı, rehini alırken, bunu ileride satmağa kendisinin vekil edilmesini şart edebilir. Borçlu bunu kabul edince, sonra azledemez. Borçlu ölürse de, azil olmaz. Rehin helâk olursa, kıymeti az ise, aradaki farkı borçludan ister. Rehin, alacaklının borcu istemesine mâni olamaz. Malı olup da ödünç aldığını ödemezse, onu hapis ettirmesine de mâni olamaz. (Tam İlmihal s. 853)

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

* İslamiyete uyan herkes rahat eder (Osman Ünlü Hocanın 10.08.2024 tarihli yazısı)

10 Ağustos 2024, Cumartesi

İslamiyete uyan herkes rahat eder

Sual: Müslüman olmayan bir kimse, İslamiyetin bildirdiği hükmü yerine getirse, bunun karşılığını dünyada görür mü?

Cevap: Allahü teâlânın merhameti, ihsanı, nimetleri, sonsuzdur. Kullarına çok acıdığı için, onların dünyada rahat, huzur içinde yaşamaları, ahirette de, sonsuz saadete, tükenmez nimetlere kavuşmaları için, yapılması lazım olan iyilikleri ve sakınılması lazım olan kötülükleri, Peygamberlerine, melek vasıtası ile bildirmiş, bunları bildiren birçok kitap da göndermiştir. Bu kitaplardan, yalnız Kur’ân-ı kerim bozulmamış, diğerlerinin hepsi değiştirilmiştir...

İnansın inanmasın, herhangi bir kimse, bilerek veya bilmeyerek, Kur’ân-ı kerimdeki emir ve yasaklara uyduğu kadar, dünyada rahat ve huzur içinde yaşar. Bu, faydalı bir ilacı kullanan herkesin, dertten, sıkıntıdan kurtulması gibidir. Zamanımızda dinsiz, imansız çok kimsenin, hatta İslam düşmanı olan bazı milletlerin birçok işlerinde, muvaffak olmaları, rahat yaşamaları, inanmadıkları hâlde, Kur’ân-ı kerimin hükümlerine uygun olarak çalıştıkları içindir. Müslüman olduklarını söyleyen, âdet olarak ibadetleri yapan, çok kimselerin ise, sefalet, sıkıntılar içinde yaşamalarının sebebi de, Kur’ân-ı kerimin gösterdiği hükümlere ve güzel ahlaka uymadıkları içindir. Kur’ân-ı kerime uyarak ahirette sonsuz saadete kavuşabilmek için ise, önce buna iman etmek, inanmak ve bilerek, niyet ederek uymak lazımdır.

Sual: Ölü kabre konulduğunde ne ile karşılaşır?

Cevap: Bir hadis-i şerifte, bu hâl şöyle anlatılmaktadır:

(Ölü, kabre konulunca, ardından gelenlerin ayak seslerini duyar. Mezardan başka onunla konuşan olmaz. Mezar der ki:

-Benim nasıl olduğumdan ve bendeki korku ve sıkıntılardan sana söylenilenler azdır, benim için ne hazırladın?

-Yazıklar olsun sana ey insanoğlu! Ben varken neye gururlandın? Benim, sıkıntılı, karanlık, yalnız ve böceklerle, kurtlarla dolu bir yer olduğumu bilmiyor muydun?

-Üzerimden geçerken, bir ayağın geride, bir ayağın ileride şaşkınca durduğun zaman, neye aldanmıştın?

Eğer o kimse salihlerden ise bir ses der ki:

-Ey mezar, neler söylüyorsun, o doğruluk üzere idi? Emr-i ma'ruf, nehy-i münker yapardı. Ona elbette yeşil bahçeler hazırladım. Sonra o kimsenin bedeni nura çevrilir, ruhu göğe çıkarılır.)

 

Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com