9 Ağustos 2024 Cuma

* Her ihtiyaç, özür sayılmaz

9 Ağustos 2024, Cuma

Her ihtiyaç, özür sayılmaz

Sual: Mesken almak için fâizle ödünç almak caiz midir? Her ihtiyaç, fâizle ödünç almak için özür sayılır mı?

Cevap: İmam-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî Serhendî “kuddise sirruh” birinci cildin, yüzikinci mektubunda buyuruyor ki: İhtiyaçları helalden temin edecek yol çoktur. [Bu yolları aramak lâzımdır. Arayıp bulamazsa, ancak nafaka ihtiyacı, yani gıda, elbise ve mesken ihtiyacı, zaruret hâlini alır. Bu da, ancak mesken için vâkı olmaktadır.] Bu zamanda, şüpheli olmayan kazanç kalmadı diyorsunuz. Evet öyledir. Fakat, elden geldiği kadar, şüphelilerden kaçınmak lâzımdır. Tarlayı abdestsiz sürmek, tohumunu abdestsiz ekmek, rızkın bereketini, tayyib [güzel] olmasını giderir demişlerdir. Hindistan’da, böyle çalışan, hemen yok gibidir. Fakat, Allahü teâlâ, kulundan, elinden geldiği kadar yapmasını istemektedir. Fâiz ile para alıp ziyafet vermekten sakınmak, herkes için çok kolaydır. Helale haram, harama helal diyen kâfir olur. Fakat bu, katî, meydanda olan helal ve haramlar içindir. [Helal, haram oldukları, Nass ile açık bildirilmiş olan yahut açık Nass yok ise de, dört mezhepte de sözbirliği ile bildirilenler içindir.] Zan olunanlar için değildir. Hanefî mezhebinde mubah olan çok şey vardır ki, Şâfiî mezhebinde mubah değildir. Bunun aksi de vardır. Her ihtiyaç, özür sayılırsa, fâizin haram olacağı yer kalmaz. Fâizin haram edilmesi abes, lüzumsuz bir emir olur. Oruç, yemin kefareti niyeti ile de, fakirleri doyurmak için, fâiz ile borç almak caiz değildir. Fakir doyuramayan, oruç tutar. (Tam İlmihal s. 853)

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

* Kabir azabından kurtulmak için (Osman Ünlü Hocanın 09.08.2024 tarihli yazısı)

9 Ağustos 2024, Cuma

Kabir azabından kurtulmak için

Sual: Kabirde azap var mıdır, eğer varsa bu azaptan korunmak, kurtulmak için ne veya neler yapmalıdır?

Cevap: İslam âlimlerinin büyüklerinden olan İmâm-ı Rabbânî hazretleri, konu ile alakalı olarak buyuruyor ki:

“Kabirde azap yapılacağı sahih ve meşhur hadislerle, hatta Kur'ân-ı kerimdeki âyetlerle bildirilmiştir. Ölülerin hâli, dünyadaki dirilerin hayatı gibi değildir. Dünyanin nizamı için, buradaki hayatta hem his, hem de istekle, irade ile hareket vardır. Kabir hayatında, ölülerin azap ve acı duymaları için yalnız hissetmeleri yetişir. Kabirde ruhun bedene bağlanması, diri iken bağlanmasının yarısı kadardır. İşte bunun için ölüler, azabı duydukları hâlde, hareket etmez ve kıpırdayamazlar.

Kabir azabı, rüya gibi değildir. Kabir azabı, azabın görüntüsü değil, azabın kendisidir. Kabir azabı, ahiret azaplarındandır. Dünya azapları, ahiret azapları yanında hiç kalır. Eğer ahiret azaplarından bir kıvılcım dünyaya gelse, her şeyi yakar, yok eder.”

Peygamber efendimiz kabir hayatı hakkında;

(Kabir, dünya konaklarının sonu, ahiret menzillerinin ilki olup, ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut Cehennem çukurlarından bir çukurdur) buyurmuşlardır.

Kabir ehli de acı ve zahmet çektiği için Peygamber efendimiz, ölünün kemiklerini kırmayı yasaklamıştır. Kabrin üstüne oturan bir kimseye;

(Ölüye kabirlerinde eza etmeyiniz! Diriler, evlerinde, elem, zahmet duyup hissettikleri gibi, ölü de kabrinde öylece elem ve eza duyar) buyurmuşlardır.

Meyyit, kabre konulunca, ne kadar salih, iyi kimse olsa da kabir onu sıkar. Sa'd bin Muâz hazretleri, Eshâb-ı kiramdan, sayısız fazilet ve kerametler sahibi bir zat idi. Hatta vefat edince Arş-ı rahman onun için titremişti. Buna rağmen kabre konulduğunda toprak onu sıktı. Peygamber efendimiz;

(Toprak Sa'd bin Muâz'ı öyle sıktı ki, iki tarafındaki kemikler birbirine geçti) buyurarak haber verdi.

Kabir, Eshab-ı kirama böyle olursa, acaba bize nasıl olur! Ya bir de imansız ölenlerin hâli nice olur?

Ebülleys-i Semerkandî hazretleri buyuruyor ki:

“Kabir azabından kurtulmak isteyen, namaza devam etmeli, sadaka vermeli, Kur'ânı kerim okumalı, Allahü teâlâyı çok tesbih etmeli; hainlikten, dedikodudan ve üzerine idrar sıçratmaktan kaçmalıdır.”

 

Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

5 Ağustos 2024 Pazartesi

* Hediye etmek ve şartları

6 Ağustos 2024, Salı

Hediye etmek ve şartları

Sual: Hediye vermek nedir ve şartları var mıdır? Hediye geri alınabilir mi?

Cevap: (Hediye) veya (Hibe), mevcut ve malum bir aynı birine karşılıksız temlik etmektir. Belli bir karşılık isteyerek vermek de caizdir. Deyni yani alacağını borçlusuna veya borçlusundan başkasına hediye caizdir. Fakat, başkasına hediye ederken, kabzeylemesini de emir eylemesi ve onun kabzetmesi lâzımdır. Kabzedince, deyn ayn olmaktadır. Yani yukarıdaki tarifte bulunan (Ayn) kelimesi, (Sözleşmede veya sonradan ayn olan) demektir. [Bey’ ve şirâda da, görülmeyen nakit, kabzedilince ayn olmakta, sözleşme yerinde lâzım olan tayin hâsıl olmaktadır.] Hediyeyi kabul etmek sünnettir. Mükellef olmak ve kendi mülkünü hediye etmek şarttır. Hediye, söz veya hâl ile olan (İcap) ve (Kabul) ile hâsıl ve sözleşme yerinde kabzedilmekle tamam olur. Lüzumsuz şartla bâtıl olmaz. Şartı yapsa da olur, yapmasa da olur. Hediye verirken, belli bir şeyi, karşılık istemek, birisine olan borcunu ödemesini şart etmek caizdir. Hediyenin ve karşılığının, ayrılmadan önce verilmeleri lâzımdır. Taam bulunan çantayı, eşya bulunan evi, yük bulunan hayvanı hediye sahih olmaz. Bunları boş iken veya yalnız yüklerini hediye etmek sahih olur. Yani (Meşgul) değil, (Şâgil) hediye edilir. Koyundaki yün, dikili ağaç, ağaçtaki meyve, memedeki süt hediye edilemez. Ayırması zarar verecek parça, ayrılarak hediye edilemez. Bir liralık altını, dört çeyrek altın ile değiştirirken, iki karşılıktan birinin ağırlığı fazla olur, bunu helal ederse caiz olur. Çünkü, ayırması zarar verecek şeyi ayırmadan hediye etmiş olur. Eti, daha ağır ete satarak fazlasını hibe etmek ise, caiz olmaz. Çünkü, fazlasını ayırmak zarar vermez. Alacağını borçluya hibe eden, artık bunu geri isteyemez. Yedi şeyden biri varsa, ayn olan hediye de teslimden sonra geri alınamaz. Bunlar bulunmazsa, hâkim kararı ile geri almak sahih olur ise de, mekruhtur. Yedi mâni: Verilen aynda kıymetini arttıran ziyadelik hâsıl olmak, ikisinden birinin ölmesi, hediyenin karşılığı olduğu bildirilerek bir hediye vermek [bunu başkasının da vermesi rücûa mâni olur], hediye edilen malın alanın mülkünden çıkması, ikisi arasında nikâh bulunmak, aralarında nikâhı ebedî haram eden akrabalık bulunmak, hediye edilen malın helâk olması, geri almağa mâni olurlar. Sadaka, fakire verilen hediyedir. Deyn olan hediyeyi ve sadakayı geri almak hiç caiz değildir. Birinin borcunu ondan izinsiz ödeyerek, onu kendine borçlu yapmak caiz değildir. (Tam İlmihal s. 851)

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

* Fâiz, ödünç vermekte, rehinde ve alış-verişte olur

5 Ağustos 2024, Pazartesi

Fâiz, ödünç vermekte, rehinde ve alış-verişte olur

Sual: Fâiz, nedir ve yalnız ödünç vermekte mi fâiz vardır?

Cevap: Bütün fıkıh kitapları diyor ki, fâiz, ödünç vermekte, rehinde ve alış-verişte, alıcıdan veya vericiden birinin ötekine karşılıksız olarak vermesi şart edilen fazla mala denir. Başkasına verilmesi şart edilirse, fâiz olmaz. Fakat bey’ fasit olur denildi. Bey’de, şart edilmeden verilen hediye, fâiz olmaz. Hediyenin ayrı bir mal olması ve ayrıca teslim edilmesi icap eder. Mesela bir kimse, bir altın lira verip dört çeyrek altın satın alsa ve ayrıca bir miktar para hediye etse fâiz olmaz. Bey’ de fasit olmaz. Çünkü, satarken hediye vermek şart edilmemiştir. Hediye vermekte şart edilen fazla bir şey de, fâiz olmaz. Bir ay bana hizmet etmek şartı ile, şu malı, mesela evimi sana hediye ettim dese, o da kabul edip alsa, fâiz olmaz. Fakat, şart fasit olup, hizmet etmesi lâzım gelmez. Hizmet ederse de, zararı olmaz. Şâfii ve Maliki mezheplerinde, fâiz, yalnız gıda maddelerinde ve parada olur. (Tam İlmihal s. 851)

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

* Malın zekâtı verilmezse (Osman Ünlü Hocanın 05.08.2024 tarihli yazısı)

5 Ağustos 2024, Pazartesi

Malın zekâtı verilmezse

Sual: Bir Müslüman, zekâtını vermezse, zekât olarak vermediği bu paralar, mallar, ahirette o kimseye azap olarak geri mi döner?

Cevap: Bir Müslüman, zekât vermeyi vazife bilmez, farz olduğuna inanmaz, vermediği için üzülmez ve günaha girdiğini bilmezse, imanı gider. Senelerce zekât vermeyen kimsenin, zekat borçları birikerek, bütün malını kaplar. Bu kimse, malı kendinin sanıp, Müslümanların o malda hakkı olduğunu, hatırına bile getirmez, kalbi de hiç sızlamaz. Bu mala sımsıkı sarılmıştır. Böyle kimselerden, imanını kurtaran pek nadir olur. Tövbe suresinin 35. ayet-i kerimesinde mealen;

(Zekâtı verilmeyen mallar, paralar, Cehennem ateşinde kızdırılıp, sahiplerinin alınlarına, böğürlerine, sırtlarına mühür basar gibi bastırılacaktır) buyurulmaktadır.

Hazret-i Ali’nin naklettiği hadis-i şerifte;

(Malınızın zekâtını veriniz! Biliniz ki, zekâtını vermeyenlerin, namazı, orucu, haccı, cihadı ve imanı yoktur) buyuruldu.

Zâdül-mukvîn kitâbında deniyor ki:

“Önceki âlimler yazmış ki, beş şeyi yapmayan, beş şeyden mahrum olur:

1-Malının zekatını vermeyen, malının hayrını görmez.
2- Uşrunu vermeyenin, tarlasında, kazancında bereket kalmaz.
3- Sadaka vermeyenin, vücudunda sıhhat kalmaz.
4- Dua etmeyen, arzusuna kavuşamaz.
5- Namaz vakti gelince, kılmak istemeyen, son nefeste kelime-i şehadet getiremez.”

Din Büyükleri buyuruyor ki:

“Ey insan, dünyanın zevk ve sefası peşinde, daha ne kadar koşacaksın? Bu kıymetli ömrü haramdan mal yığmakta, ne zamana kadar ziyan edeceksin? İslamiyetin emir ve yasaklarına aldırış etmezsin! Azrâîl aleyhisselamın gelip canını zorla alacağı, ecel arslanı pençesini sana takacağı, can verme acılarının başına geleceği, şeytanın, imanını çalmak için kastedeceği, dostlarının, vah vah öldü, siz sağ olun, diye evladına taziye edecekleri vakti düşün! Ayrılık sesi gelip, bize yarayan bir şey yapmadın, hep beğenmediklerimizi işledin, biz de sana, senin bize yaptığın gibi yaparız, diyecekleri zamandan korkmuyor musun? Kabir ve ahiret suallerine ne cevap hazırladın? Kendine acı! Zira suale çekileceksin. Hadis-i şerifte;

(Ey Âdemoğlu! Benim malım, benim malım dersin. O maldan senin olan, yiyerek yok ettiğin, giyerek eskittiğin ve Allah için vererek, sonsuz yaşattığındır) buyuruldu.”

 

Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

4 Ağustos 2024 Pazar

* Fâiz her dinde haramdır

4 Ağustos 2024, Pazar

 

Fâiz her dinde haramdır

 

Sual: Fâiz, yalnız İslâmiyette mi yoksa bütün semâvî dinlerin, yani hak olan, doğru olan dinlerin hepsinde mi haramdır?

Cevap: İslâmiyette fâiz haramdır. Fâiz, yalnız İslâmiyette değil, semâvî dinlerin, yani hak olan, doğru olan dinlerin hepsinde haramdır. Fâizin azı da, çoğu da haramdır. En büyük günahlardandır. Fâizin ve bankanın ne demek olduğunu iyi anlamak lâzımdır. Dinimiz ticarete ve büyük sınai teşekküllerin meydana gelmesine ve ferdin istihsal kapasitesinin genişlemesine yarayan ve fâiz ile alış-veriş yapmayan şirketlerin, bankaların kurulmasına izin, hatta emir vermektedir.

Dinini iyi öğrenen bir Müslüman, haram işlemeden ve fâiz felâketine düşmeden her çeşit ticareti yaparak helal mal kazanır. Helal ve bereketli kazancı ile millete ve memlekete çok faydalı olur. (Hadîka)da diyor ki, (İmam-ı Muhammed Şeybânîye, mütehassıs olduğu tasavvuf bilgisinde niçin bir kitap yazmadığını sorduklarında, zühd ve takva, ancak, bütün işlerde ahkâm-ı islâmiyyeye uymakla, bâtıl, fasit ve mekruh sözleşmelerden sakınmakla elde edilebilir. Bunlar da, fıkıh kitaplarından öğrenilir. Alış-veriş ve başka sözleşmeleri yapacak kimsenin bunların sahih ve helal olması şartlarını öğrenmesi lâzımdır. Bunun için, bu işlerin ilmihâlini öğrenmek her mükellefe farz-ı ayndır. Bu farzın yerine getirilmesi için, bey’ ve şirâ kitabını yazdım buyurdu). (Tam İlmihal s. 851)

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

* Namazda, başı, kolları örtmek (Osman Ünlü Hocanın 04.08.2024 tarihli yazısı)

4 Ağustos 2024, Pazar

 

Namazda, başı, kolları örtmek

 

Sual: Namaz kılarken erkeklerin başlarının açık olmasının, kısa kollu gömlek giyerek kollarının açık olmasının ve pantolon paçalarının çekmenin bir mahzuru olur mu?

Cevap: Konu ile alakalı olarak Halebî’de deniyor ki:

“Secdeye yatarken, kamis, yani entariyi ve pantolon paçalarını yukarı çekmek mekruhtur ve bunları yukarı çekip, kıvırıp da, namaza durmak da mekruhtur. Kolları, bacakları, etekleri sığalı, kıvrık, kısa olarak namaz kılmak da mekruhtur.”

Tembellikle veya başı kapalı kılmanın ehemmiyetini düşünmeyerek, başı açık namaz kılmak mekruhtur. Namaza ehemmiyet vermemek ise küfürdür. Kendini aciz, zavallı göstermek, Allahü teâlâdan korktuğu için başını örtmemek mekruh olmaz. Yani, Allahü teâlânın korkusundan rengi sararıp, vücudu titreyip, kendini ve her şeyi unutan kimse, başını örtmezse, mekruh olmaz. Fakat, bunların da örtmesi, daha iyi olur. Çünkü, başı açmak;

(Namazda zinetli elbisenizi alınız, örtünüz!) meâlindeki ayet-i kerimeye uymamak olur.

Sual: Namaz kılarken, erkeklerin sarık sararak namazı öyle kılması şartı var mıdır?

Cevap: Başına beyaz sarık sarmak müstehaptır. Resulullah efendimizin siyah sarık da sardığı Ma'rifetnâme’de yazılıdır. Sarığının ucunu iki küreği arasına, iki karış uzatırdı.

Sual: Kadınların, muayyen hâllerinde iken, namaz kılmalarının, camiye girmelerinin, tavaf yapmalarının dinimiz açısından hükmü nedir?

Cevap: Kadınların hayız ve nifas günlerinde namaz kılmaları, oruç tutmaları, cami içine girmeleri, Kur’ân-ı kerimi okumaları ve tutmaları, tavaf yapmaları, cima etmeleri, dört mezhepte de haramdır.

Cünüb veya hayızlı iken camiye girmek, hatta cami içinden geçmek haramdır. Geçecek başka yol bulamazsa veya camide cünüp olursa veya camiden başka yerde su bulamazsa, teyemmüm edip girer ve çıkar. Kur’ân-ı kerim okuması, Mushafı tutması ve Kâ'be-i muazzamayı tavaf etmesi, dört mezhepte de haramdır.

Kadınların başı, kolu, bacağı açık olarak, camiye gelip, mevlid, vaaz ve Kur’ân okuyan hafızları dinlemeleri haramdır, büyük günahtır. Hıristiyan kadınları bile, kiliseye giderken, böyle açık değildir. Açık kadınların, erkekler arasına karıştığı yerler, ibadethane olmaktan çıkar ve buralara cami denmez. Böyle yerlere, namaz kılmak için dahi gidilmez.

 

Osman Ünlü hocanın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan makalelerin arşivi için tıklayınız...

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

Radyo

Huzura Doğru
TV

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com