2 Ekim 2021 Cumartesi

* İslâmiyette banka

2 Ekim 2021, Cumartesi

İslâmiyette banka

 

Sual: Banka nedir ve İslâmiyette banka olur mu?

Cevap: Banka, aşağıdaki işleri yapan bir şirkettir:

1- İstenildiği zaman ödemek şartı ile az bir fâizle (vadesiz) para alır.

2- Muayyen bir zaman sonra ödemek üzere, vadesiz olandan fazla fâiz ile (vadeli) para alır.

3- Fâizini her ay başında ödemek üzere (taksitli vadeli) para alır.

4- Merkez bankaları banknot, yani kâğıt para çıkarmak vazifesi de görür.

5- Fabrikalara, şirketlere hissedar olur. Onlara sermaye temin eder.

6- Arsa, bağ, tarla satın alıp satar ve bina yapıp satar. İslâm bankası, her çeşit malı satın alıp, veresiye satar.

7- Kıymetli eşyayı, aksiyon [hisse senedi] ve obligasyon [tahvil senedi] rehin alarak ve temeli atılmış binalar, arsalar ve kredi [itibar] karşılığı olarak fâiz ile ödünç para verir.

8- Vadeleri gelmemiş para senetlerini, bonoları, iskonto [tenzil] yaparak öder. İslâm bankası bunu yapmaz. Çünkü haramdır.

9- Vadeleri gelen senetlerin paralarını borçludan toplayarak alacaklıya verir.

10- Değerli maddeleri saklamaları için, kasaları şahsılara kiraya verir.

11- Şehirler ve memleketler arası para göndermeği temin eder.

12- Tüccarların, poliçe veya çek ismi verilen tediye emri senetlerini, bunların bankadaki parasından öder.

13- Bir tüccarın, diğer bir tüccardan alacağını, borçlunun hesabından düşerek alacaklının hesabına geçirmek suretiyle tüccarlar arasındaki alış-verişi kolaylaştırır.

14- Borsalarda, hisse ve tahvil senetleri alıp satar.

15- Devletin ve anonim şirketlerin tahvil senetlerini piyasaya sürer.

16- Fabrikalar açar ve çalıştırır.

17- Nakil vâsıtaları işletir.

Banka çalışmaları, hicretin altıncı asrında, İtalya’da başlamış ve her memlekete yayılmıştır.

Bankaların yaptığı, yukarıda yazılı onyedi vazifeden çoğu, İslâmiyette yasak olmayan, faydalı şeylerdir. (Tam İlmihal s. 859)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

 

1 Ekim 2021 Cuma

* Zaruret olmadıkça, ödünç para alıp fâiz ödemek

1 Ekim 2021, Cuma

Zaruret olmadıkça, ödünç para alıp fâiz ödemek

 

Sual: Zaruret olmadıkça, herhangi bir sebep ile ödünç para alıp fâiz ödemek caiz midir? Zaruret ve ihtiyaç aynı mıdır?

Cevap: Hiçbir memlekette, hiçbir kimseden ve bankadan ve kooperatiften, zaruret olmadıkça, hiçbir sebep ile ödünç para alıp fâiz ödemek caiz değildir. Zaruret başkadır, ihtiyaç başkadır. Zaruret, kendinin veya nafakası lâzım olanların aç, susuz, çıplak veya sokakta kalarak hasta olması demektir. Zaruret olunca, yani ölümden veya hastalıkla, bir uzvun yok olmasından korku olunca, helal yollardan, faizsiz olarak, zaruretin giderilmesine çalışılır. Helal yol bulunamazsa, fâizle ödünç alınıp, bununla zaruret giderilir ise de, sonra, ihtiyaçtan fazla bir şeye para sarf etmeyip, borcunu bir an önce ödeyerek fâizden kurtulması farzdır. Kira ile ev tutmak varken, ev satın almak zaruret değildir. Ticaret, sanat için sermaye bulmak da zaruret değildir. Zaruret hâlinde olana da fâiz ile ödünç vermek haramdır [Eşbâh]. Haramdan kurtulmak için, buna muamele ve îne yolları ile ödünç verilir, denilmiştir. Böyle, farzı yapmamaktan veya haram işlemekten kurtuluş yolu aramağa (Hîle-i şer’ıyye) denir.

Din cahilleri, gençleri aldatmak için, burada da yalan söylüyorlar. İslâmiyette fâiz vermek olmadığı için, Müslümanlar, ecnebilerden fâizle para alıp, millî servetimiz yabancılara gidiyordu diyorlar. Hâlbuki, Müslümanlar, kimseden, fâizle ödünç almazdı. Bunun, zinadan daha kötü, büyük günah olduğunu bilirdi. Müslümanlar, birbirlerine, fâizsiz ödünç verirlerdi. Böylece, büyük şirketler ve fabrikalar kurulurdu. Kimse fâizle para almağa mecbur kalmaz ve hatırından bile geçirmezdi. (Tam İlmihal s. 859)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

 

* Eshâb-ı kiramın mezhebi (Osman Ünlü Hocanın 01.10.2021 tarihli yazısı)

1 Ekim 2021, Cuma

Eshâb-ı kiramın mezhebi

 

Sual: İngilizlerin kurduğu Vehhabilik ve onların kitaplarını okuyanlar; “Mezhebler ikinci asırda meydana çıktı. Eshâb ve Tâbiîn, hangi mezhepte idi?” diye soruyorlar. Bunlara ne cevap vermelidir?

Cevap: Mezheb imamı demek, Kur'ân-ı kerim ve hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmiş olan din bilgilerini, Eshâb-ı kiramdan işiterek toplayan, kitaba geçiren büyük âlim demektir. Açıkça bildirilmemiş olan bilgileri de, açık bildirilmiş olanlara benzeterek meydana çıkarmıştır. Hadîkada buyuruluyor ki:

“Bilinen dört mezheb imamı zamanında, başka mezheb imamları da vardı. Bunların da mezhebleri vardı. Fakat, bunların mezheblerinde olanlar azala azala bugün hiç kalmadı.”

Eshâb-ı kiramın her biri müctehid idi. Hepsi de, derin âlim, mezheb imamı idi. Her biri kendi mezhebinde idi. Hepsi de, mezheb imamlarımızdan daha üstün, daha çok bilgili idi. Mezhebleri, ictihatları daha doğru, daha kıymetli idi. Fakat, bunların kitapları olmadığı için, mezhebleri unutuldu. Dört mezhebden başkasına uymak imkânı kalmadı.

Eshâb-ı kiram hangi mezhebde idi demek, alay komutanı, hangi bölüktendir yahut, fizik öğretmeni, okulun hangi sınıfı öğrencisidir demeye benzemektedir ki lüzumsuz, boş bir sözdür.

Hicretten dörtyüz sene geçtikten sonra, mutlak ictihâd yapabilecek kadar derin âlim kalmadığı, kitaplarda yazılıdır. Hadîka kitabındaki hadis-i şerifte, yalancı, sapık din adamlarının çoğalacakları bildirilmektedir. Bunun için, Ehl-i sünnet olan her Müslümanın, bilinen dört mezhebden birini seçerek ona uyması lazımdır. Yani, bu mezhebin fıkıh, ilmihâl kitabını okuyup öğrenmesi, imanını ve bütün işlerini buna uydurması lazımdır.

Dört mezhebden birine uymayan kimse, Ehl-i sünnet olamaz. Buna Mezhebsiz ve Zındık denir. Mezhebsiz kimse, ya yetmişiki bozuk fırkadan birindedir, yahut kâfir olmuştur. Böyle olduğu, Bahr, Hindiyye, Tahtâvînin Zebâyıh kısmında, İbn-i Abidînde yazılıdır. El-besâir kitabında Ahmed Sâvî hazretlerinin tefsîrinde, Kehf sûresinde de böyle yazılıdır.

***

Sual: Secde-i sehv, nasıl ve  ne şekilde yapılır?

Cevap: Secde-i sehv yapmak için, bir tarafa selam verdikten sonra, iki secde yapıp oturur ve namazı tamamlar. İki tarafa selam verdikten sonra veya hiç selam vermeden de, secde-i sehv yapmak caizdir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

 

30 Eylül 2021 Perşembe

* İslâmi ahkâmın tatbik edilmediği yerde fâiz (2)

30 Eylül 2021, Perşembe

İslâmi ahkâmın tatbik edilmediği yerde fâiz (2)

 

Sual: (Dâr-ül-harb)de, bankaya para yatıran bir mümin, bu paranın fâizini alabilir mi ve bankada çalışarak maaş alması caiz midir?

Cevap: Kâdî zâde, (Feth-ul-kadîr) tekmilesinde (Dâr-ül-harbde, Müslüman ile kâfir arasında fâiz yoktur) hadîs-i şerifini açıklarken diyor ki: (Hicretten önce Kureyş müşrikleri, ehl-i kitap olan rumların acem kâfirlerine yenilmelerine sevinmişlerdi. Rum sûresi nazil olup, acemlerin az zaman sonra yenilecekleri bildirilince, Ebû Bekr-i Sıddîk, Kureyş kâfirleri ile sözleşme yaptı. Acemler yenildi. Ebû Bekr-i Sıddîk da sözleşilen develeri Kureyş kâfirlerinden aldı. Bu sözleşme kumar idi. Mekke şehri de, müşrik memleketi idi. Resûlullah, bu kumar sözleşmesine ve şart edilen develerin kâfirlerden alınmasına izin verdi).

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, Dâr-ül-harbde yani Avrupa’da, Amerika’da, kâfirlerin kurduğu ve yalnız kâfirlerden fâiz alan bir bankaya para yatıran bir müminin, bu paranın fâizini bankadan alarak ihtiyaçlarına harç etmesi helaldir. Bankaya para yatıran bir kimse, banka ile ortaklaşa, parasını fâiz ile işletmeğe vermiş oluyor. Bu bankadan ödünç para alıp fâiz verenlerin hepsi Müslüman veya zimmî ise, bankaya yatırılan paranın fâizini almak haram olur. Bankadan para alıp fâiz verenler, Müslüman ve harbî kâfir karışık ise, o bankadan alınan fâiz ve hizmet karşılığı alınan maaş mekruh olur. Müslüman veya zimmî müşterisi çok ise, harama yakın, harbî kâfir müşterisi çok ise, helale yakın mekruh olur. Meşîhat-i islâmiyyenin İstanbul’da çıkardığı (Cerîde-i ilmiyye) kitabının 29 Şubat 1336 ve 9 Cemâzil-uhrâ 1338 târîh ve ellibeşinci sayısının binyediyüzkırkdördüncü sahifesinde yazılı fetvada da, (Dâr-ül-harbde kâfir bankasına para yatırıp, bankadan fâiz almak, şer’an helal olur) buyurulmuştur. Bankada çalışarak maaş almak da, böyledir. (Tam İlmihal s. 858)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

 

* Gazâya ve şehitlere verilen sevap (Osman Ünlü Hocanın 30.09.2021 tarihli yazısı)

30 Eylül 2021, Perşembe

Gazâya ve şehitlere verilen sevap

 

Sual: Dinini, vatanını, namusunu korumak için harbe gidenlere ve şehit olanlara ne gibi sevaplar verilmektedir?

Cevap: Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn kitabında Hazret-i Hasan'dan rivayetle şöyle nakledilir:

“Hazret-i Ali bir gün insanları cihada teşvik ediyordu. Bir şahıs ayağa kalkıp;

-Ya imam, bize cihadın ve gazanın sevabından haber verir misiniz? dedi. Hazret-i Ali buyurdu ki:

-Bir gün Resul-i ekrem ile gazaya gidiyorduk. Senin gibi, ben de Resul-i ekreme; 'Ya Resulallah, bize gaza ve cihadın sevabından haber verir misiniz?' diye arz edince buyurdular ki:

(Bir kavim gazaya niyet eylese, Allahü teâlâ onlar için Cehennemden kurtuluşuna berat yazar. Allahü teâlâ sefere hazırlananlarla meleklere övünüp, buyurur ki; “Görün, benim kullarımı, benim yolumda gazaya hazırlanırlar.” Hak teâlâ melekler gönderir ve onları hıfzederler. Her sevapları iki kat yazılır. Harp için yola çıkınca, o kadar sevap verir ki, dünyadaki bütün insanlar kâtip olsalar, onun hesabında aciz olurlar. Harbe başlayınca, melekler onları çevirip, yardım ve zafer için, dua ederler. Arşın altından bir melek, “El-cennetü tahte zılâl-issuyuf” yani Cennet kılıçların gölgesi altındadır diye, nidâ edip, çağırır. Kılınç dokunup, her şehit olana, sıcak günde soğuk su içmiş gibi, lezzetli gelir. Yere düşmezden evvel, kendisine müjde verilir. Yere düşünce bir ses; “Merhaba ey temiz ruh! Temiz bedeninden çıktın. Allahü teâlâ senin için Cennetinde o kadar sevap, ecir, mülk ve nimetler hazırlamıştır ki, ne gözler görmüş, ne kulaklar işitmiş ve ne de kimsenin hatırına gelmiştir denir.)

Resul-i Ekrem  efendimiz devamla buyurdu ki:

(Allahü teâlâ o şehit hakkında buyurdu ki; “Her kim onu razı ederse, beni razı eder. Her kim onu incitirse, beni incitir.” Allahü teâlâ, şehitlerin ruhlarını yeşil kuşların kursağına koymuştur. Cennete girip, yemişlerinden yerler. Şehide Cennet-ül firdevsde yetmiş köşk verirler.)

Resulullah efendimiz daha sonra yemin edip, buyurdu ki:

(Kıyamet gününde, şehitler yerlerinden kalkıp, mahşer yerine gelirler ve süslü kürsiler üzerine otururlar. Her şehit evladından, ehlinden, akrabasından ve ahbabından çok kişiye şefaat edecektir.) Hazret-i Ali; Server-i Enbiyâ bunu böyle buyurdular demiştir.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

 

29 Eylül 2021 Çarşamba

* İslami ahkâmın tatbik edilmediği yerde fâiz

29 Eylül 2021, Çarşamba

İslami ahkâmın tatbik edilmediği yerde fâiz

 

Sual: (Dâr-ül-harb)de, yani ahkâm-ı islâmiyyenin tatbik edilmediği İtalya, Fransa gibi yerlerde, Müslümanın, kâfirlere ödünç vererek, onlardan fâiz alması caiz midir?

Cevap: (Dâr-ül-harb)de, yani ahkâm-ı islâmiyyenin tatbik edilmediği İtalya, Fransa gibi putlara tapınılan yerlerde, Müslümanın, kâfirlere ödünç vererek, onlardan fâiz almasının caiz olduğu bütün kitaplarda, fâiz bahsinin sonunda yazılıdır. Mesela:

İbni Âbidîn diyor ki, (Dâr-ül-harbde, kâfirlerin mallarını fâiz, kumar, fasit bey’ ile almak helaldir. Bu yollarla Müslümanın zarar etmesi helal değildir).

(Mültekâ) kitabında, (İmam-ı a’zam ile imâm-ı Muhammed “rahmetullahi teâlâ aleyhimâ” buyurdu ki, Dâr-ül-harbde, Müslüman ile kâfir arasında fâiz olmaz). (Mecmâ’ul-enhür)de diyor ki, (Hadîs-i şerifte, (Dâr-ül-harbde, Müslüman ile kâfir arasında fâiz yoktur) buyuruldu. Orada, onların malını almak mubahtır. Gönül rızası ile, gadr (zulüm) yapmadan almak caizdir. Diğer üç mezhepte hiç caiz değildir).

(Dürer ve Gurer) kitabında da bu hadîs-i şerîf yazılarak, Dâr-ül-harbde bir Müslümanın fâiz ile ve fasit bey’ ile [mesela ikramiyeli, piyangolu satış yaparak] kâfirden ve orada Müslüman olandan mal çekmesi caizdir. Çünkü, onların malını rızaları ile almak mubahtır diyor. Fakat, mallarına saldırmak, zorla almak caiz değildir diyor. Şernblâlî, bunu açıklarken, (Kumar ile alması da caizdir) diyor. (Kudûrî), (Cevhere), (Vikâye), (Dürr-ül-muhtâr) ve (Redd-ül-muhtâr)da ve (Fetâvâyı Hindiyye)de de böyle yazılıdır. (Dâr-ül-harb)de bulunan Müslümanların birbirleri ile ve zimmî kâfir ile yapıkları sözleşmelerin ahkâm-ı islâmiyyeye uygun olması lâzımdır. (Tam İlmihal s. 858)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için

Üye olmak için  |  Üyelikten ayrılmak için

 

Google mail grubu sayfası

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com