3 Ocak 2018 Çarşamba

* Evliyanın keramet göstermesi, insan toplamak için değildir

5 Ocak 2018, Cuma

 

 

Evliyanın keramet göstermesi, insan toplamak için değildir

 

 

 

Sual: (Vâsıta diriltir ve öldürür. O makamın öldürme ve diriltme gücü olması lâzımdır) sözünün manası nedir, nasıl anlamalıdır?

Cevap: İmam-ı Rabbani hazretleri Mektûbât kitabının birinci cildi 292. mektubunda buyuruyor ki: (Vâsıta diriltir ve öldürür. O makamın öldürme ve diriltme gücü olması lâzımdır) demek, ruhu diriltmektir. Cismi, bedeni diriltmek değildir. Öldürmek de ruhu öldürmektir. Cismi değil. Ruhun dirilmesi ve ölmesi, Fenâ ve Bekâsıdır ki, (Vilâyet makamı)na ve kemâle ulaştırır. Olgun bir zât, Allahü teâlânın izni ile, bu iki şeyi yapabilir. Bu zâtın öldürmesi ve hayat vermesi lâzımdır. Hayat vermek ve öldürmek demek, Bekâ ve Fenâ makamına kavuşturmak demektir. Bedeni öldürmek ve ölüyü diriltmekle, bu makamın bir ilgisi yoktur. O, bir mıknatısa benzer. Mıknatısın tesir ettiği iğne, saman çöpü gibi şeyler, onun arkasında sürüklenir. Ondan mıknatıs enerjisi alırlar. Evliyanın harikalar ve kerametler göstermesi, insan toplamak için değildir. [Mıknatısın kuvvet çizgileri gibi] görünmeyen kuvvetlerle çekerler. Onları tanımayan ve sevmeyenler, onlardan istifade edemez, yükselemezler. Binlerle mucize, harika ve kerametler görseler, hiç fayda olmaz. Bu sözümüze inanmak için, Ebû Cehli ve Ebû Lehebi göz önüne getirmek yetişir. Allahü teâlâ, En'âm sûresinin yirmibeşinci âyetinde, kâfirleri bildirirken mealen, (Âyetlerin hepsini görseler de, onlara inanmazlar. Hatta, sana geldikleri zaman, seninle dövüşürler. Kâfirler bu söylediklerin, olsa olsa, eskilerden kalan hurafelerdir, uydurma şeylerdir, derler) buyurdu. (Mektûbât Tercemesi s. 464)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için | Üye olmak için

 

Üyelikten ayrılmak için: Google

 

Mail grubu sayfası: Google

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

* ŞARKIN BATMAYAN GÜNEŞLERİ-OSMAN BEDREDDİN-İ ERZURUMÎ HAZRETLERİNİN VASİYETİ

3 Ocak 2018, Çarşamba

 

 

ŞARKIN BATMAYAN GÜNEŞLERİ

OSMAN BEDREDDİN-İ ERZURUMÎ HAZRETLERİNİN VASİYETİ

 

 

 

ŞARKIN BATMAYAN GÜNEŞLERİ

OSMAN BEDREDDİN-İ ERZURUMÎ

(İMAM EFENDİ) HAZRETLERİNİN VASİYETİ

 

İmâm Efendi âilesine ve akrabâlarına şöyle vasiyet etti:

Ey benim evlâd, birâder ve akrabâlarım! İslâmiyette ve doğru yolda bulunan kardeşlerim! Benim Ehl-i sünnet vel-Cemâat mezhebi üzere bir Müslüman olduğuma cenâb-ı Hak şâhidimdir.

Lütuf ve ihsânına karşı Allahü teâlâya hamd ederim. Şâyet ömrüm tamam olup, Allahü teâlânın emri üzerine âhirete göçüp, ilâhî rahmete nâil olursam, son ömrümde düşmanımız olan nefis ve şeytan tarafından şaşırtılmak istenirsem, inşâallah ben onları dinlemem. Ancak, İslâm dîninde olduğumu şimdiden işitip, kıyâmet gününde Müslümanlığıma şâhitlik etmenizi istiyorum.

Allahü teâlânın birliğine inanıyorum, elhamdülillah. Allahü teâlâdan başka ilâh yoktur. Muhammed aleyhisselâm O'nun kulu ve resûlüdür. Yalnız Allahü teâlâ vardır. O'nun ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd O'na mahsustur. O, her şeye kâdirdir.

Sizden Allahü teâlânın birliğine olan bu îmânıma şâhid olmanızı istirhâm ediyorum. Ben âciz ve günahkâr bir kulum. "Allahü teâlânın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allahü teâlâ (şirkten tövbe ve îmân etmek sûretiyle) bütün günahları affeder." (Zümer sûresi: 53) meâlindeki âyet-i kerîmesini kendime delil edinip tövbe ederek, Rabbimin rahmetine sığınıyor, Peygamber efendimizin şefâatına kavuşmayı ümid ederek gidiyorum. Evliyâullahın, Allahü teâlânın sevdiği kullarının ve Nakşibendiyye büyüklerinin bu günahkâr kula mânevî yardımlarını ümid ederim. Bilhassa Şeyh Abdülkâdir-i Geylânî, Muhammed Behâeddîn Buhârî, pîrim Mevlânâ Hâlid, Şeyh Ali Sebtî, hocam Mahmûd Sâminî ve babamın mânevî yardımlarını ve Allahü teâlânın katında bu fakîre şefâatçı olmalarını ihsân ve ikrâmlarından ümîd ederim. Vefât ettiğimde üzerime Kur'ân-ı kerîm okuyunuz. Allahü teâlâ bu âcize ve bütün din kardeşlerime îmân ve hüsn-i hatîme nasîb eylesin! Âmin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için | Üye olmak için

 

Üyelikten ayrılmak için: Google

 

Mail grubu sayfası: Google

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

2 Ocak 2018 Salı

* Dört halifenin birbirinden yükseklikleri (Osman Ünlü'nün 4.1.2018 tarihli yazısı)

4 Ocak 2018, Perşembe

 

 

Dört halifenin birbirinden yükseklikleri

 

 

 

 

Sual: Peygamber Efendimizden sonra halife olanların üstünlükleri hep aynı mı idi, yoksa birbirinden farkları var mı idi?

Cevap: Bu konuda İmâm-ı Rabbânî hazretleri Mektûbât kitabının 3. cilt 17. mektubunda buyuruyor ki:

“Dört halifenin birbirinden yükseklikleri, hilafetleri sırası iledir. Çünkü, doğru yolda olan âlimlerin hepsi diyor ki: Peygamberlerden sonra, insanların en üstünü, Ebu Bekr-i Sıddîk hazretleridir. Ondan sonra, Ömer-ül-Fârûk hazretleridir.

Efdal olmak, yani üstünlük, fazileti, meziyeti, iyi sıfatları çok olmak değildir. Önce imana gelmek, din için herkesten çok mal vermek ve canını tehlikelere atmaktır. Yani dinde, sonra gelenlere, üstat olmaktır. Sonra gelenler, her şeyi, öncekilerden öğrenir. Bu üç şartın hepsi, Sıddîk hazretlerinde toplanmıştır. Herkesten önce imana gelmiş, malını ve canını din için feda etmiştir. Bu nimet, bu ümmette, ondan başkasına nasip olmamıştır. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem vefatına yakın, buyurdu ki: (Bana malını, canını, Ebu Bekir kadar çok feda eden, başkası yoktur. Eğer, dost edinseydim, elbette Ebu Bekr'i dost edinirdim.) Bir hadîs-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, beni size Peygamber gönderdi. İnanmadınız. Ebu Bekir inandı. Bana malı ile, canı ile yardım etti. Onu hiç incitmeyin ve Ona hürmet ve tazim edin!) Bir hadîs-i şerifte buyurdu ki: (Benden sonra Peygamber gelmeyecektir. Eğer gelseydi, elbette Ömer Peygamber olurdu.) Hazret-i Ali; “Ebu Bekir ile Ömer’den, her biri, bu ümmetin en yükseğidir. Beni onlardan üstün tutan, iftiracıdır. İftira edenler dövüldüğü gibi, onu döverim” buyurdu.

***

Sual: Namaz vakti daralmış ve abdesti olmayan bir kimse, yolda rastladığı su birikintisi ile abdest alabilir mi?

Cevap: Yolda rastlanan bir suyun temiz olduğu iyi bilinir veya temiz olduğu çok zan edilirse, bununla abdest alınır. Hatta, su az ise, buna necaset karıştığı iyi bilinmedikçe, bununla abdest alınır ve gusül edilir. Teyemmüm edilmez. Çünkü, her suyun aslı temizdir, zan ile pis olmaz.

***

Sual: Bir kimse, çok zan etmekle iman etmiş olur mu yoksa inanılacak şeyleri iyi bilmesi mi gerekir?

Cevap: İbadetler, fazla zan edilmekle, doğru olur. İman, itikat ise, çok zan ile doğru olamaz, iyi bilinmekle doğru olur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için | Üye olmak için

 

Üyelikten ayrılmak için: Google

 

Mail grubu sayfası: Google

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

 

* Kemale gelen birinin hocasına uymaması câizdir

4 Ocak 2018, Perşembe

 

 

Kemale gelen birinin hocasına uymaması câizdir

 

 

 

Sual: Kemale gelen kimsenin bazı işlerde hocasına uymaması câiz midir? Eshâb-ı kiram efendilerimizin bazı ictihadlarının Resûlullah efendimize uymadığı olmuş mudur?

Cevap: İmam-ı Rabbani hazretleri Mektûbât kitabının birinci cildi 292. mektubunda buyuruyor ki: Bir kimse, vâsıtanın yardımı ile Fenâ ve Bekâ mertebesine kavuşarak, ilham ve firaset yolu kendisine açılırsa ve Ondan bu müjdeyi alırsa ve kemâle geldiğini işitirse, o zaman, ilham olunan birkaç şeyde Ona uymaması ve kendi ilhamına göre hareket etmesi câiz olur. Çünkü böyle yükselen bir mürit, rehbere uymadan kurtulmuştur. Başkasına uyması hata olur. Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" Eshâbı ictihad işlerinde yani Kur'ân-ı kerimde ve hadîs-i şeriflerde açıkça bildirilmemiş olan şeylerde, O Serverin ictihadından ayrılmışlardır. Bunların birkaçında, Eshâbın ictihadı doğru olmuştur. Çok okuyanlar, böyle olduğunu bilirler. Bundan anlaşılıyor ki, olgunlaşan birinin vâsıtaya uymaması câizdir. Ona uymaması edebsizlik olmaz. Hatta bu mertebenin edebi, ona uymamaktır. Eğer böyle olmasaydı, edeblerin en yüksek mertebesine varmış olan Eshâb-ı kiram, hiç uymamazlık etmezlerdi. İmâm-ı Ebû Yûsüfün, ictihad mertebesine yükseldikten sonra, imâm-ı a'zam Ebû Hanîfeye uyması doğru değildir. Kendi reyine uyması, İmâm-ı a'zama uymaması doğrudur "radıyallahü anhümâ". İmâm-ı Ebû Yûsüfün, (Kur'ân-ı kerimin mahlûk olup olmamasında, Ebû Hanîfe ile altı ay çekiştim) dediği meşhurdur. Sanatların ilerlemesi, düşüncelerin birbirlerine eklenmesi ile olur. Bir düşünce ile kalsaydı, ilerleme olmazdı. Sîbeveyh zamanında olan Nahiv bilgisine yeni buluşlar ve yeni görüşler eklenerek, bugün yüz kat fazla artmıştır. Fakat, bu ilmin temelini kuran odur. Üstünlük onundur. Her şeyin üstünü, kurucusudur. Yükseltmek şerefi ise, sonra gelenlerindir. Bundan dolayıdır ki, hadîs-i şerifte, (Ümmetim, yağmura benzer. Öndekiler mi, sondakiler mi daha iyidir, belli olmaz) buyuruldu. (Mektûbât Tercemesi s. 464)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için | Üye olmak için

 

Üyelikten ayrılmak için: Google

 

Mail grubu sayfası: Google

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

 

* Zikir, kendini gafletten kurtarmaktır (Osman Ünlü'nün 3.1.2018 tarihli yazısı)

3 Ocak 2018, Çarşamba

 

 

Zikir, kendini gafletten kurtarmaktır

 

 

 

 

Sual: Zikir, sadece Allah isminin çokça söylenmesi midir, başka şekilde zikir olmaz mı?

Cevap: Zikir, Allahü teâlâyı hatırlamak demektir. Bu da, kalp ile olur. Zikredince, kalp temizlenir, kalpten dünya sevgisi çıkar ve Allah sevgisi yerleşir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:

Zikir demek, kendini gafletten kurtarmak demektir. Gaflet, Allahü teâlâyı unutmak demektir. Zikir, yalnız Kelime-i tevhidi söylemek ve tekrar tekrar Allah demek değildir. Her ne şekilde olursa olsun, kendini gafletten kurtarmak, zikir olur. İslâmiyetin emirlerini yapmak ve yasaklarından sakınmak, hep zikirdir. İslâmiyetin emirlerini gözeterek yapılan alışveriş, İslâmiyete uygun olarak yapılan nikâh, boşanma zikir olur. Çünkü, bunları yaparken, emirlerin, yasakların sahibi hep hatırlanmakta, gaflet gitmektedir. Şu kadar var ki, Allahü teâlânın isimleri ve sıfatları ile yapılan zikir, çabuk tesir eder, sevgisini hasıl eder ve çabuk kavuşturur. Emirlere, yasaklara yapışmakla hasıl olan zikir, böyle değildir. Bununla beraber, böyle zikirlerden bazısının da, çabuk netice verdiği, pek az olarak görülmüştür. Bundan başka, isim ve sıfat ile yapılan zikir, İslâmiyete uymakla olan zikre sebep olur. Çünkü, dinin sahibini tam sevmedikçe, her işte İslâmiyeti gözetmek çok güç olur. Tam muhabbeti, sevgiyi elde etmek için de, isim ve sıfatla olan zikir lazımdır. O hâlde, İslâmiyete uyarak zikir ile şereflenmek için, önce isim ve sıfatla olan zikir lazımdır. Evet, cenâb-ı Hakkın lütfu ve ihsanı ayrıdır. Hiç sebep olmadan, dilediğini, dilediğine ihsan eder. Nitekim Şûrâ sûresinde, 13. âyet-i kerimede mealen; (Allahü teâlâ, dilediğini seçerek kendine kavuşturur) buyruldu.”

***

Sual: Su içinde yaşayan hayvanlar, suyun içinde ölünce, bu su ile abdest ve gusül alınabilir mi?

Cevap: Suda yaşayan balık, yengeç, su kurbağası, suda ölünce, bu su ile abdest ve gusül almak caizdir. Toprak kurbağası ve yılanından, akıcı kanı olmayanları da, suda ölünce, abdest ve gusül caiz olur. Bütün bunlar, sudan çıkarılıp, ölünce, ölüleri suya düşerse, yine caiz olur. Kurbağa, suda parçalanırsa, yine caiz olur. Fakat içilmez. Çünkü, eti haramdır. Ördek, kaz gibi karada doğup, suda yaşayan hayvan ölünce, küçük havuz, necis, pis olur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için | Üye olmak için

 

Üyelikten ayrılmak için: Google

 

Mail grubu sayfası: Google

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com