9 Kasım 2017, Perşembe | |
Allahü teâlâya karşı şükür borcu | |
Sual: Şükür nedir ve insan, Allahü teâlâya karşı lazım olan şükür borcunu nasıl ve ne şekilde yapmalıdır? Cevap: Allahü teâlâya şükretmek, Onun dinini kabul etmek ve İslâmiyetin ahkamını, bildirdiği hükümleri yapmak, yerine getirmek demektir. Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yaratıp gönderdiğine inanmak ve söylemek demektir. Şükür; bütün nimetleri İslâmiyete uygun olarak kullanmaktır. İslâm âlimlerinden bazısı şükrü, Allahü teâlânın varlığını düşünmek; bazısı nimetlerin Ondan geldiğini anlamalı ve dil ile hamd ve sena etmeli; bazısı, Onun emirlerini yapmak, haramlarından sakınmak; bir kısmı da, insan önce kendini temizlemeli, böylece, Allahü teâlâya yaklaşmalı ve bazısı da, insanları irşad etmeli, doğru, salih olmalarına çalışmalı diye tarif etmişlerdir. Sonra gelen İslâm alimleri de buyuruyor ki: "İnsanın Allahü teâlâya karşı vazifesi üçe ayrılır: Birincisi, bedeni ile yapacağı işlerdir ki, namaz, oruç gibi. İkincisi, ruhu ile yapacağı vazifedir ki, doğru itikat etmek, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi iman etmek, inanmak. Üçüncüsü, insanlara adalet yapmakla, Allahü teâlâya yaklaşmaktır. Bu da, emaneti muhafaza, insanlara nasihat etmek, evvela İslâmiyeti öğretmekle olur." Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, ibadet üçe ayrılır: Doğru itikat, doğru söz ve doğru iş. Bunlardan son ikisinde, açık olarak emredilmemiş olanlar, zamana ve şartlara göre değişir. Allahü teâlâ, Peygamberleri vasıtası ile değiştirir. İbadetleri, insanlar değiştiremez. Peygamberler ve bu Peygamberlerin vârisleri olan, Ehl-i sünnet mezhebinin âlimleri, ibadetlerin çeşitlerini ve nasıl yapılacaklarını ayrı ayrı bildirmişlerdir. Herkesin bunları öğrenmesi ve ona göre hareket etmesi lazımdır. Kısacası, doğru itikat, doğru söz ve amel-i salih, birinci vazifedir. Bütün İslâm âlimleri ve tasavvuf büyükleri buyurdular ki: "İnsana vacib olan birinci vazife, iman, amel ve ihlas sahibi olmaktır. Dünya ve ahiret saadetleri, ancak bu üçüne kavuşmakla elde edilir. Amel, kalp ile ve dil ile, yani söz ile ve beden ile yapılacak işler demektir. Kalbin işleri, ahlaktır. İhlas, amelini yani bütün işlerini, ibadetlerini, yalnız Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak için yapmak demektir." | |
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google Mail grubu sayfası: Google | |
7 Kasım 2017 Salı
* Allahü teâlâya karşı şükür borcu (Osman Ünlü'nün 9.11.2017 tarihli yazısı)
6 Kasım 2017 Pazartesi
* Allahü teâlânın Kelâm ve Tekvîn sıfatları
8 Kasım 2017, Çarşamba | |
Allahü teâlânın Kelâm ve Tekvîn sıfatları | |
Sual: İmanın doğru olması için Allahü teâlânın Kelâm ve Tekvîn sıfatlarını nasıl anlamak ve inanmak gerekir? Cevap: İmam-ı Rabbani hazretleri Mektûbât kitabının birinci cildi 266. mektupta buyuruyor ki: Allahü teâlânın sıfât-ı sübûtiyyesinden biri, Kelâm sıfatıdır. (Kelâm sıfatı), yani söylemesi de, bir basit kelimedir ki, ezelden ebede kadar, hep o bir kelâm ile söyleyicidir. Bütün emirler, bütün yasaklar, bütün bildirilen şeyler, bütün sualler, bütün dilekler, hep o bir kelâmdır. Gönderdiği bütün kitaplar ve sahifeler, hep o bir basit kelâmdandır. Tevrat ondan meydana gelmiş, Kur’ân-ı kerim, ondan nâzil olmuş, inmiştir. Allahü teâlânın [Sıfât-ı sübûtiyyesinden biri, (Tekvîn) sıfatıdır. Yani yaratıcıdır]. Bütün yarattıkları, yaptıkları da, bir fiil, bir yapıştır ki, ilk yarattığından, sonsuza kadar yaratmaları, hep o bir fiil ile var olmaktadır. (Bir göz kırpacak zamanda her şeyi yaptık) mealindeki âyet-i kerime, bunu gösteriyor. Hayat vermesi ve öldürmesi, hep o bir fiil iledir. Yaratması ve yok etmesi de o fiildendir. Fiilinde de çeşitli bağlantılar yoktur. Bir tealluk ile ilk ve sonradaki her şeyi kendi zamanlarında yaratıyor. Akıl, onun fiilini [işini] anlayamayacağı gibi, fiilin bağlanmalarına da erememektedir. Aklın oraya yolu yoktur. Ehl-i sünnet âlimlerinden, Ebül-Hasen-i Eş’arî bile, Allahü teâlânın fiilini anlayamayarak, tekvîn sıfatına, yani yaratmasına sonradan olma hâdisdir, dedi. Yani her şeyi yapması, yaptığı zaman meydana geliyor dedi. Hâlbuki, her zaman yapılan işler, ezeldeki fiilin eserleri, meydana çıkmalarıdır. Yoksa, filinin kendisi değildir. Tasavvuf büyüklerinden, fiillerini görüyoruz, yani Tecellî-i ef’âle kavuştuk diyenler de, böyle yanılıyor. Her şeyde, Allahü teâlânın fiilini görüyoruz sanıyorlar. Hâlbuki, o tecelliler, görünenler, fiilin kendisi değil, eserleridir. Zira, Allahü teâlâ, görülemediği gibi, fiili de görünmez, his olunamaz, düşünülemez ve akıl ile anlaşılamaz. Onun fiili de, bütün sıfatları da kadîmdir. Sonradan olma değildirler. Kendisi ile hep vardırlar. Onun fiiline (Tekvîn) denir, mahlukat aynasına yerleşmez ve görülmez. (Mektûbât Tercemesi s. 353) | |
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google Mail grubu sayfası: Google | |
* İmamın hareketlerine uyulur (Osman Ünlü'nün 8.11.2017 tarihli yazısı)
8 Kasım 2017, Çarşamba | |
İmamın hareketlerine uyulur | |
Sual: Cami büyük ve kalabalık olduğunda ve imamın sesi de arkadaki cemaat tarafından duyulmadığında, arkadaki cemaat nasıl hareket etmeli, nereye uymalıdır? Cevap: Cami büyük ve kalabalık olduğunda ve imamın sesi de arkadaki cemaat tarafından duyulmadığında, imamın hareketlerine uymak lazımdır. Sesine uymak şart değildir. İmamı göremeyen, imamı görenlerin hareketlerine uyarsa, imamın hareketlerine uymuş olur. İmamın tekbirleri ve imamı görenlerin hareketleri, imamın hareketlerini gösterdikleri için, bunlara uymak caiz olmaktadır. İmamı görmeyenlerin, imamın hareketlerini görebilmeleri için, caminin muhtelif yerlerine televizyon koymaya ihtiyaç yoktur. İmamın sesini duymayanların da, imamı görenlerin hareketlerine ve müezzinlerin seslerine uymaları lazımdır. Bu kolaylıklar varken, camilere televizyon ve hoparlör koymak, İslâmiyetin bildirdiğini beğenmeyip, kendi aklına göre ibadet yapmak olur. Bu ise bir Müslümanın yapacağı şey değildir. Minarelere hoparlör koymak da böyledir. *** Sual: İmam, farzı kıldırdığı yerde, o vaktin son sünnetini kılamaz mı? Cevap: İmamın, son sünneti, farzı kıldığı yerde kılması mekruhtur. Biraz sağda veya solda kılar. Namazdan sonra, kıbleye karşı oturması da mekruhtur. İlk safta imama karşı namaz kılan yoksa, cemaate karşı dönüp oturmalıdır. Namaz kılan varsa sağa veya sola dönmelidir. Cemaat için ve yalnız kılan için, bunlar mekruh değildir. Son sünneti başka yerde, hatta evlerinde kılmaları daha iyi olduğu İmdâdda yazılıdır. Farz namazları kılınca, safları bozmak müstehabdır. *** Sual: Cemaatle namaz kılarken, imamın yapmadığı veya okumadığı şeyleri, cemaat de yapmaz, okumaz mı? Cevap: Mevkûfâtda bu konuda deniyor ki: "Beş şeyi imam yapmazsa, cemaat de yapmaz: 1- İmam kunut okumazsa, cemaat de okumaz. 2- İmam bayram namazlarındaki tekbirleri okumazsa, cemaat de okumaz. 3- Dört rekatli namazın, ikinci rekatinde oturmazsa, cemaat de oturmaz. 4- İmam secde âyeti okuyup, secde etmezse, cemaat de etmez. 5- İmam secde-i sehiv yapmazsa, cemaat de yapmaz." *** Sual: Ramazan ayında olduğu gibi, vitir namazı diğer zamanlarda da cemaatle kılınabilir mi? Cevap: Vitir namazı, yalnız Ramazan ayında cemaat ile kılınır. Başka zamanlarda yalnız kılınır. | |
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google Mail grubu sayfası: Google | |
19 Eylül 2017 Salı
* Hicri yeni yıl (Osman Ünlü'nün 21.9.2017 tarihli yazısı)
21 Eylül 2017, Perşembe | |
Hicri yeni yıl | |
Sual: Mübarek gün ve gecelerin bulunduğu hicri takvimde, yeni yıl ne zamandır, hangi aydadır, önemi nedir? Cevap: 21 Eylül Perşembe yani bugün, Muharrem ayının ve Hicri yeni yılın ilk günüdür. 1438 hicri yılından, 1439 hicri yılına girilmektedir. Muharrem ayının birinci gecesi, Müslümanların kameri yılbaşı gecesidir. Muharrem ayı, Zilkade, Zilhicce ve Receb ile beraber Kur'an-ı kerimde kıymet verilen dört aydan biridir. Hadîs-i şeriflerde; (Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cumadır.) (Muharrem ayında bir gün oruç tutana, bugüne karşılık otuz gün oruç sevabı yazılır) buyuruldu. Muharrem ayının birinci gecesi, Müslümanların yılbaşı gecesidir. Bu gün ve gecede Müslümanlar, birbirinin yeni yılını tebrik ederler. Böyle günler vesile edilerek dargınlıklar, kırgınlıklar giderilir. Allahü teâlânın emirlerini yaparak ve yasaklarından sakınarak, Allahü teâlânın verdiği nimetlere şükredilir. Günahlara tevbe edilir. Müslümanlar, sene başı gecelerinde ve günlerinde, müsafeha ederek, mektuplaşarak tebrikleşirler. Birbirlerini ziyaret eder, hediye verirler. Sene başını dergi ve gazetelerde kutlarlar. Yeni senenin, birbirlerine ve bütün Müslümanlara hayırlı ve bereketli olması için dua ederler. Büyükleri, akrabayı, âlimleri ziyaret edip dualarını alırlar. O gün, bayram gibi temiz giyinirler. Fakirlere sadaka verirler. Başlangıç zamanına göre, zamanımızda iki türlü takvim kullanılmaktadır: Miladi takvim, Hicri takvim. Miladi sene, İsa aleyhisselamın doğum günü zannedilen zamandan başlamaktadır. Hicri takvim ise, Peygamber efendimizin Medine'ye hicret ettiği seneden başlamaktadır. Müslümanlar için Mekke'de kalmak, tahammül edilemeyecek derecede idi. Peygamber efendimize durumlarını arz ederek, hicret için müsaade istediler. Bir gün, sevgili Peygamberimiz, sevinçli bir hâlde Eshâbının yanına gelip; (Sizin hicret edeceğiniz yer bana bildirildi. Orası Medine'dir. Oraya hicret ediniz. Allahü teâlâ Medine'yi size emniyet ve huzur bulacağınız bir yurt kıldı) buyurdu. Resûlullah efendimizin izni ve tavsiyesi üzerine Müslümanlar, Medine'ye birbiri ardınca, bölük bölük hicret etmeye başladılar. Son olarak da kendileri hicret ettiler ve bu hicret tarih başlangıcı oldu. Hicri yeni yılın, herkese hayırlı olması dileği ile... | |
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google Mail grubu sayfası: Google | |
1 Eylül 2017 Cuma
* Bayramda kabir ziyareti (Osman Ünlü'nün 3.9.2017 tarihli yazısı)
3 Eylül 2017, Pazar | |
Bayramda kabir ziyareti | |
Sual: Akrabaların, tanıdıkların veya evliyanın kabirlerini ziyaret ederken nelere dikkat etmeli, nasıl ziyaret etmelidir? Cevap: İmâm-ı Birgivî hazretleri, Etfâl-ül müslimîn kitabında buyuruyor ki: Müslümanların kabirlerini ziyaret etmek sünnettir. İhyâ-ül-ulûmda; "Ölümü hatırlamak ve ölüden ibret almak için kabir ziyaret etmek ve salihlerin, velilerin kabirlerinden bereketlenmek müstehabdır" denmektedir. İbret almak, meyyitin çürüdüğü, yanaklarının, dudaklarının döküldüğü, karnının şişip patladığı, içine kurtların, böceklerin dolduğu düşünülür. Hâtim-i Esâm hazretleri; "Kabristandan geçen kimse, onları düşünmezse ve dua etmezse, kendine ve onlara hıyanet etmiş olur" buyuruyor. Erkeklerin kabir ziyaret etmeleri emrolundu, kadınların da kabir ziyaret etmelerine izin verildi. Hazret-i Fâtıma, hazret-i Hamza'nın kabrini her sene ziyaret eder, düzeltir, tamir ederdi. Hadis-i şerifte; (Ana-babasının veya ikisinden birinin kabrini her cuma günleri ziyaret edenin günahları affolur. Haklarını ödemiş olur) buyuruldu. Muhammed bin Vâsi hazretleri, her cuma kabir ziyaret ederdi. -Pazartesi günleri ziyaret etsen daha iyi olmaz mı? dediklerinde; -Meyyitler, perşembe, cuma ve cumartesi günleri kendilerini ziyaret edenleri tanırlar buyurdu. Resûlullah efendimiz, mümin olan akrabasının ve Eshâbının kabirlerini ziyaret ederdi. Hadîs-i şerifte buyuruldu ki: (Bir müminin kabrini ziyaret ederken, Allahümme innî es'elüke-bi-hurmet-i Muhammed aleyhisselâm en lâ tü'az-zibe hâzelmeyyit derse, o meyyitin azabı kıyamete kadar ref olur, kalkar.) Şir'a kitabında deniyor ki: "Sünnete uygun ziyaret yapmak için, abdest alınır. İki rekat namaz kılıp, sevabı meyyitin ruhuna gönderilir. Meyyitin yüzüne karşı oturulur. Yasîn-i şerif veya bildiği sûreleri okur, meyyit için dua eder." Kıbleyi arkada bırakıp, ayak tarafında, ayakta durmak efdaldir. Hadîs-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse, kabristandan geçerken, onbir kere İhlas sûresi okuyup sevabını meyyitlere hediye ederse, kendisine ölüler adedince sevap verilir) İmam-ı Gazali hazretleri İhyâ kitabında buyuruyor ki: "Kabir ziyaret ederken, kıbleyi arkada bırakıp, meyyitin yüzüne karşı oturup selam vermek müstehabdır. Kabre el, yüz sürülmez, öpülmez." | |
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo Mail grubu sayfası: Google | Yahoo | |
























