12 Temmuz 2016 Salı

* Zekât vermeyenler

14 Temmuz 2016, Perşembe

Zekât vermeyenler

 

 

Sual: Zekât vermeyenlerin durumu ne olur?

Cevap: (Riyâd-ün-nâsıhîn) kitabının sahibi "rahmetullahi teâlâ aleyh" diyor ki: Emîrülmü'minîn Alî "kerremallahü vecheh" buyuruyor: Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", veda haccında buyurdu ki, (Malınızın zekâtını veriniz! Biliniz ki, zekâtını vermeyenlerin, namazı, orucu, haccı ve cihadı ve imanı yoktur). Yani, zekât vermeği vazife bilmez, farz olduğuna inanmaz, vermediği için üzülmez, günaha girdiğini bilmezse, kâfir olur. Senelerle zekât vermeyenlerin zekât borçları birikerek, bütün malını kaplar. Malı kendinin sanıp, Müslümanların o malda hakkı olduğunu, hatırına bile getirmez. Kalbi hiç sızlamaz. Bu mala sımsıkı sarılmıştır. Böyle kimseler, Müslüman olarak tanınır. Fakat bunlardan, imanını kurtaran pek nadir olur. Zekât vermek, Kur'ân-ı kerimin otuziki yerinde, namazla birlikte emir edilmektedir. Tevbe sûresi, otuzdördüncü âyet-i kerimesi, böyle kimseler için olup, meal-i şerifi, (Malı, parayı biriktirip zekâtını, Müslüman fakirlerine vermeyenlere çok acı azabı müjdele!)dir. Bu azabı, bundan sonraki âyet-i kerime bildirmekte olup, meal-i şerifinde: (Zekâtı verilmeyen mallar, paralar, Cehennem ateşinde kızdırılıp, sahiplerinin alınlarına, böğürlerine, sırtlarına mühür basar gibi bastırılacaktır) buyurulmuştur. (Tam İlmihâl s. 311)

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

Dini sualler için | Üye olmak için

 

Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo

 

Mail grubu sayfası: Google | Yahoo

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

11 Temmuz 2016 Pazartesi

* Rehbersiz doğru yolu bulmak (Osman Ünlü'nün 13.07.2016 tarihli yazısı)

13 Temmuz 2016, Çarşamba

Rehbersiz doğru yolu bulmak

 

 

Sual: İnsanlar, tarihin çeşitli dönemlerinde, kendilerine yol gösteren bir rehber olmadan, doğru yolu bulabilmişler midir?

Cevap: Tarihi inceleyecek olursak, insanların önlerinde, Allahü teâlânın gönderdiği bir rehber olmadan kendi başlarına gittiklerinde, hep yanlış yollara saptıklarını görürüz. İnsan, kendisini yaratan büyük kudret sahibinin var olduğunu, aklı sayesinde anladı. Fakat, ona giden yolu bulamadı. Peygamberleri işitmeyenler, yaratanı önce etraflarında aradı. Kendilerine en büyük faydası olan Güneş'i, yaratıcı sandılar ve ona tapmaya başladılar. Sonra, büyük tabiat güçlerini, fırtınayı, ateşi, kabaran denizi, yanardağları ve benzerlerini gördükçe bunları yaratıcının yardımcıları zannettiler. Her biri için bir suret, alamet yapmaya kalktılar. Böylece, çeşitli putlar ortaya çıktı. Bunların gazabından korktular ve onlara kurbanlar kestiler. Hatta, insanları bile bu putlara kurban ettiler. Her yeni hadise karşısında, putların miktarı da arttı. İslâmiyet zuhur ettiği zaman Kâ'be-i muazzamada 360 put vardı. Kısacası, insan, bir, ezeli ve ebedi olan Allahü teâlâyı kendi başına bir türlü tanıyamadı. Bugün bile hâlâ Güneş'e ve ateşe tapanlar vardır. Bunlara da şaşmamalıdır. Çünkü rehbersiz, karanlıkta doğru yol bulunamaz. Kur'ân-ı kerimde, İsra suresinin 15. âyetinde mealen;

(Biz, Peygamber göndererek bildirmeden önce azap yapıcı değiliz) buyurulmaktadır.

***

Sual: "İnsan ölünce, yok olup gidiyor" diyenler var. Gerçekten insan ölünce yok mu oluyor?

Cevap: Ölmek, yok olmak değildir. Varlığı bozmayan bir iştir. Ölmek, ruhun bedene olan bağlılığının sona ermesi, ruhun bedenden ayrılmasıdır. Ölmek, insanın bir hâlden başka bir hâle dönmesidir. Bir evden, bir eve göç etmektir. Ömer bin Abdül'azîz hazretleri buyurdu ki:

"Sizler, ancak ebediyet, sonsuzluk için yaratıldınız! Lakin bir evden, bir eve göç edersiniz!"

***

Sual: Kabir ziyaretine gidildiğinde, mezarın başında okunanları, o kabirdekiler işitir ve fayda görürler mi?

Cevap: Kur'ân-ı kerimi, ölüler de işitir ve faydalanırlar. Cenaze taşıyanların, kabir ziyaret edenlerin, maddi bir karşılık düşünmeyerek, Kur'ân-ı kerimden birkaç âyet veya sûreyi, Allah rızası için okuyarak, sevabını meyyitin ruhuna hediye etmeleri sünnettir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için | Üye olmak için

 

Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo

 

Mail grubu sayfası: Google | Yahoo

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

10 Temmuz 2016 Pazar

* Akika, şükür niyeti ile hayvan kesmektir (Osman Ünlü'nün 12.07.2016 tarihli yazısı)

12 Temmuz 2016, Salı

Akika, şükür niyeti ile hayvan kesmektir

 

 

Sual: Akika ne demektir, niçin yapılmaktadır, doğan her çocuk için akika kesilir mi ve dinimizdeki hükmü nedir?

Cevap: Akika, çocuk nimetine karşılık, Allahü teâlâya şükretmek niyeti ile hayvan kesmektir. Çocuğa nafaka vermesi vacip olan kimsenin, yedinci günü isim koyması ve başını kazıyıp, saçının ağırlığı kadar, erkek için altın veya gümüş, kız için gümüş sadaka vermesi ve kendi malından, erkek için iki, kız için bir akika hayvanı kesmesi, Hanefi mezhebinde müstehabdır. Akika hayvanı, kurbanlık hayvan gibi olmalıdır. Sonra da hatta her zaman kesilebilir. Kurban Bayramında da kesilebilir. Resûlullah efendimizin nübüvvetten sonra, kendisi için akika kestiği Şir'a kitabında yazılıdır. Ölü olarak doğan çocuğa isim konmadığı gibi akika da kesilmez.

Akika hayvanının etlerinden, kesen yiyebilir ve pişmiş veya çiğ olarak zengin, fakir herkese verebilir.

Akika kesmek, Şâfii ve Maliki mezheplerinde sünnet-i müekkededir. Şâfii ve Hanbeli mezheplerinde, kemikleri atılmaz, kırılmaz. Oynak yerlerinden ayrılıp toplanır. Bir temiz, beyaz bez içinde gömülür. Hanefi ve Maliki mezheplerinde kemikleri kırılabilir.

Akika, çocukları belalardan, hastalıklardan korur. Kıyamette, anaya, babaya, ayrı bir şefaat ederler. Mevâhib-i ledünniyyede deniyor ki:

"Hicretin sekizinci yılında İbrahim dünyaya gelince, yedinci günü, Resûlullah efendimiz İbrahim'in başını tıraş ettirip, saçının ağırlığı kadar gümüş sadaka verdi ve akika olarak iki koç kesti. Saçlarını gömdü."

***

Sual: Selam verirken öncelik kime aittir, selam vermenin sünnet olan şekli nasıldır?

Cevap: Selam vermekte sünnet şöyledir ki, önce büyük küçüğe, şehirli köylüye, devedeki ata binmiş olana, attaki merkepte olana, merkep üstündeki yaya yürüyene, ayakta olan oturana, az olan çok olana, efendi hizmetçisine, baba oğluna, ana kızına verir. Rütbe ve nimeti çok olan önce verir. Nitekim, mirac gecesi, önce Allahü teâlâ selam verdi.

***

Sual: İki Müslüman karşılaştığında, ikisi de aynı anda selam verirse, tekrar cevap vermeleri gerekir mi?

Cevap: İki Müslüman, birbirine aynı anda selam verirse, her ikisinin de, birbirine cevap vermesi farz olur. Birbirinden sonra selam verirlerse, ikincinin verdiği selam cevap yerine geçer.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için | Üye olmak için

 

Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo

 

Mail grubu sayfası: Google | Yahoo

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

9 Temmuz 2016 Cumartesi

* İnsanın ömrü değişebilir mi? (Osman Ünlü'nün 11.07.2016 tarihli yazısı)

11 Temmuz 2016, Pazartesi

İnsanın ömrü değişebilir mi?

 

 

Sual: Bir insanın, yapacağı dua veya vereceği sadaka sebebi ile ömrü kısalabilir veya uzayabilir mi, bir de gelecek olan dertler, belalar, sadaka veya dua ile önlenebilir mi?

Cevap: Konu ile alakalı olarak İmâm-ı Gazâlî hazretleri, İhyâ-ül'ulûm kitabında buyuruyor ki:

"Kazâ-i mu'allak, Levh-i mahfuzda yazılıdır. Eğer o kimse, iyi amel yapıp, duası kabul olursa, o kaza değişir." Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Kader, tedbir ile, sakınmakla değişmez. Fakat kabul olan dua, o bela gelirken korur.)

Duanın belayı def etmesi de, kaza ve kaderdendir. Kalkan, oka siper olduğu gibi, su, yerden otun yetişmesine ve havanın oksijen gazı, canlının hücrelerindeki gıda maddelerini yakıp hararet meydana gelmesine sebep olduğu gibi, dua da, Allahü teâlânın merhametinin gelmesine sebeptir. Bir hadis-i şerifte;

(Kazâ-i mu'allakı, hiçbir şey değiştiremez. Yalnız dua değiştirir ve ömrü, yalnız, ihsan, iyilik arttırır) buyuruldu. Allahü teâlânın takdirinin yani kaderin, Levh-i mahfuzda yazılması kazadır. Bir kimseye takdir edilen bela, kazâ-i mu'allak ise, yani o kimsenin dua etmesi de, takdir edilmiş ise, dua eder, kabul olunca, belayı önler. Ecel-i kazâyı da, iyilik etmek geciktirir. Fakat, Ecel-i müsemmâ değişmez. Ecel-i kazâ denilen, mesela, bir kimse, eğer iyi iş yapar, yahut sadaka verir, hac ederse ömrü altmış sene; bunları yapmazsa kırk sene diye takdir edilmesi gibidir. Vakit tamam olunca, eceli bir an gecikmez. Birinin üç gün ömrü kalmış iken akrabasını, Allah rızası için ziyaret etmesi ile, ömrü otuz sene uzar. Otuz yıl ömrü olan kimse de, akrabasını terk ettiği için, ömrü üç güne iner.

Davud aleyhisselamın yanına iki kişi gelip, birbirinden şikâyet ederler. Dinleyip karar verip giderken, Azrail aleyhisselam gelip;

-Bu iki kişiden, birincisinin eceline bir hafta kaldı. İkincisinin ömrü de, bir hafta önce bitmişti, fakat ölmedi dedi. Davud aleyhisselam şaşıp, sebebini sorunca;

-İkincisinin bir akrabası vardı. Buna dargındı. Bu gidip, onun gönlünü aldı. Bundan dolayı, Allahü teâlâ, buna yirmi yıl ömür takdir buyurdu dedi.

***

Sual: Oruç tutması günah olan zaman veya gün var mıdır?

Cevap: Ramazan Bayramının birinci günü ve Kurban Bayramının her dört günü oruç tutmak haramdır, günahtır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

 

Dini sualler için | Üye olmak için

 

Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo

 

Mail grubu sayfası: Google | Yahoo

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

* Zekât ile cami ve cihad yapmak

11 Temmuz 2016, Pazartesi

Zekât ile cami ve cihad yapmak

 

 

Sual: Zekât parası ile cami ve hayrat yapılır mı? Peygamber efendimizin ve amcalarının evlatlarına zekât verilir mi?

Cevap: Zekât parası ile meyyite kefen alınmaz. Meyyitin borcu ödenmez. Cami, cihad, hac yapılmaz. Zimmiye, yani gayr-i müslim vatandaşa zekât verilmez. Zimmîye fıtra, adak, sadaka, hediye verilebilir. Zenginin kölesine ve zenginin küçük oğluna da verilmez. Zenginin büyük çocuğu veya zevcesi veya babası veya yetim kalan küçük çocuğu fakir iseler bunlara, başkaları zekât verebilir. Küçük çocuk akıllı ise, yani parayı başka şeyden ayırabiliyor ve aldatılarak elinden alınamıyor ise, buna verilir. Böyle âkıl değilse, babasına veya vasisine yahut akrabasından veya yabancıdan çocuğa bakan kimseye vermek lâzım olur. Peygamberimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" ve amcalarının evlatlarından, kıyamete kadar geleceklere zekât verilmez. Çünkü, her muharebede, düşmandan alınan ganimetin beşte biri bunların hakkıdır. Ahmed Tahâvî, (Emâlî) kitabının şerhinde diyor ki, (İmâm-ı a'zam buyurdu ki, bunlara ganimet hakları verilmediği için, zekât ve sadaka vermek caizdir). Câiz olduğu (Dürr-i Yektâ)da da yazılıdır. Zekât ayrılmakla verilmiş olmaz. Ayrılan zekât, kendinde veya vekilinde iken kaybolursa, tekrar ayırıp vermesi lâzımdır. Vekili kaybedince, öder. (Tam İlmihâl s. 307)

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

Dini sualler için | Üye olmak için

 

Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo

 

Mail grubu sayfası: Google | Yahoo

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com

 

 

8 Temmuz 2016 Cuma

* Zekât verilecek kimseler

10 Temmuz 2016, Pazar

Zekât verilecek kimseler

 

 

Sual: Zekât kimlere verilir? Müslüman olmayana zekât verilir mi?

Cevap: Zekât, yalnız aşağıda yazılı, yedi sınıfta bulunan Müslümanlara verilir. Sekizinci sınıf, (Müellefet-ül-kulûb) idi. Yani, azılı kâfirlerin şerlerini def etmek için bunlara zekât verilirdi. Ebû Bekr "radıyallahü anh" zamanında buna lüzum kalmadı.

1- (Fakir): Nafakasından fazla, fakat nisap miktarından az malı olana fakir denir. Maaşı kaç lira olursa olsun, evini idarede güçlük çeken her fakir memur, imanı var ise, zekât alabilir ve kurban kesmesi, fıtra vermesi lâzım olmaz.

2- (Miskin): Bir günlük nafakasından fazla bir şeyi olmayan Müslümana miskin denir. Müslüman olmayana zekât vermek caiz değildir.

3- (Âmil): Yani saime hayvanların ve toprak mahsullerinin zekâtlarını toplayan (Sâî) ile, şehir dışında durup rastladığı tüccardan ticaret malı zekâtını toplayan (Âşir), zengin dahi olsalar, işleri karşılığı zekât verilir.

4- (Mükateb): Yani efendisinden kendisini satın alıp, borcunu ödeyince, azad olacak köle.

5- (Münkatı): Cihad ve hac yolunda olup, muhtaç kalanlar. (Dürr-ül-muhtâr)da diyor ki, din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar da, zengin olsalar bile, çalışıp kazanmağa vakitleri olmadığı için zekât alabilirler. İbni Âbidîn bunu açıklarken buyuruyor ki, (Câmi-ul-fetâvâ)da bildirilen hadîs-i şerifte, (İlim öğrenmekte olanın kırk yıllık nafakası olsa da, buna zekât vermek caizdir) buyuruldu.

6- (Medyun): Borcu olan ve ödeyemeyen Müslümanlar.

7- (İbnüs-sebîl): Kendi memleketinde zengin ise de, bulunduğu yerde yanında mal kalmamış olan ve çok alacağı varsa da, alamayıp muhtaç kalan.

Bunların hepsine veya birine vermelidir. (Tam İlmihâl s. 307)

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinimiz İslam

İnternet Radyosu

 

 

Huzura Doğru TV

 

 

Dini sualler için | Üye olmak için

 

Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo

 

Mail grubu sayfası: Google | Yahoo

 

www.hakikatkitabevi.net

 

www.dinimizislam.com