BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM Esselâmü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekâtühü |
14 Şubat 2015, Cumartesi |
İslâm dairesinin dışında ölmek felakettir |
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir ülkeden kaçarken, o ülkenin sınırını aştığımızda kurtulma ihtimalimiz olduğu gibi, vurulma veya hapse girme ihtimalimiz de olur. İslâmiyet’in sınırını aşmak da böyle tehlikelidir. Bütün varlığımızla, bütün gücümüzle bu sınırın içinde olmaya çalışmalıyız. Bazen nefsanî, bazen şeytanî hareketler, bazen kötü insanların yanıltmasıyla sınırı aştığımız anda, o felaketten kurtulmak için tevbe ve istigfar etmek gerekir. İnsanlar nefsine tâbi olarak, şeytana, kötü arkadaşa uyarak bazen sınırı aşıyor, yani haram işliyor veya küfre girebiliyor. O anda ölürse mahvolur. İslâm hududunun, İslâm dairesinin dışında ölmek felakettir. O bakımdan Peygamber efendimizin bildirdiği (Allahümme, yâ mukallibel kulûb, sebbit kalbî, alâ dînik) duasını her gün okumalı. (Ey büyük Allah’ım! Kalbleri iyiden kötüye, kötüden iyiye çeviren, ancak sensin. Kalbimi, dininde sabit kıl, yani dininden döndürme, ayırma! Dinin hudutları içinde kalmamı nasip eyle!) demektir. Sınırın dışında olmak tehlikelidir. O bakımdan dinimizin ilk emri sınırları öğrenmektir. İslâmiyet’in sınırı, önce küfürden, şirkten sakınmak, ikincisi haramlardan sakınmak, ondan sonra mekruhlardan sakınmaktır. Bunlardan sakınınca o sınırlar içinde yapılan her ibadet sahih olur. Allahü teâlâ, sınırın dışında olan ibadetten razı değildir. O insanın kurtulma ümidi de çok azdır. Çünkü sınırın dışında, her an küfre girebilir, haram işlerken ölebilir, kötü bir yerde can verebilir. Yani ibadetleri o anda onu kurtarmaz. Ama sınırı aşmazsa, Allahü teâlânın razı olduğu yerde olduğu için yaptığı her ibadetten ecir alır, ölürse Müslümanların arasında ölür, kabri belli olur, haramlardan her an sakındığı için cihat sevabı alır. Sınırın içinde kalmanın tek yolu sâlihlerin arasında olmaktır. Bunun için Peygamber efendimiz, (Cemaatte rahmet vardır ayrılıkta azab-ı ilâhî vardır) buyurmuştur. Dinimizde sıra, önce iman etmek, ikincisi ilim yani İslâmiyeti bilmek, sonra da bildiğine uygun yaşamaktır. İslâmiyet’in sınırını bildikten sonra insan günah işlemez. Sınırları bildiği hâlde günah işlemeye giderse, bu çok daha tehlikeli olur. Twitter’da paylaş | Facebook’ta paylaş |
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo Mail grubu sayfası: Google | Yahoo www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.myreligionislam.com |
12 Şubat 2015 Perşembe
* İslâm dairesinin dışında ölmek felakettir (Mehmet Ali Demirbaş'ın 14.02.2015 tarihli yazısı)
* Rahmetini esirgeme demek
BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM Esselâmü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekâtühü | |||||||
13 Şubat 2015, Cuma | |||||||
Rahmetini esirgeme demek | |||||||
| |||||||
Sual: Selefî gençlerin dağıttığı yukarıdaki yazıda, Allah için, (Rahmetini, merhametini esirgeme!) deniyor. Bu caiz midir? Bir de dua ederken, elleri Hristiyanlar gibi birleştirmişler. Vehhâbîler böyle mi dua ediyor? CEVAP Evet, Hristiyanlar, Vehhâbîler ve İbni Sebeciler böyle dua ediyorlar. Eshab-ı kiram, (Resulullah efendimiz, bir şiddet isabet ettiğinde, dua ederken ellerini fazla kaldırırlardı. O derecede ki, koltuk altlarının beyazı görünürdü) diye bildiriyorlar. [Ebu Ya’la] Koltuk altlarının beyazlığı görülecek kadar ellerini kaldırıp, üç defa "Allah’ım tebliğ ettim mi?” diye dua etti. (Buhârî) Yağmur duasında, Peygamber efendimiz koltuk altlarının beyazlığı görününceye kadar kaldırırlardı. (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Nesâî) Müslim ve Nesâî’nin rivayet ettiği, (Resulullah, duada koltuk altının beyazı görününceye kadar ellerini kaldırırdı) hadis-i şerifi ile diğer hadis-i şerifleri açıklayan Dürr-ül muhtar ve Hindiyye gibi muteber kitaplarda, dua ederken, avuçlar, yüze karşı değil, semaya karşı açık ve göğüs hizasında, ellerin bitişik değil, aralıklı olması gerektiği bildiriliyor. Dua esnasında ellerini, koltuk altlarının beyazlığı görünecek kadar kaldırmak sünnettir. (El-fıkhü alel mezahibil-erbea) Duada eller birleştirip kaldırılınca, koltuk altının görünmesine imkân yoktur. Eller açık olmalı ki, koltuk altı görülsün. Hristiyanlara, Rafizîlere ve Vehhâbîlere itibar etmemelidir. Birgivî Vasiyetnamesi’nde böyle, (Rahmetini esirgeme!) diye dua etmenin küfür olduğu bildirilmektedir. Esirgeme denince, (Allahü teâlâ bazen de rahmetini esirger) anlamı çıkar. (Yâ Rabbî, rahmetini esirgeme!) demekle, sanki (Cimrilik etme!) denmiş oluyor. Bunun gibi, internetteki herhangi bir yazıyı veya WhatsApp’la gelen mesajları başkalarına göndermemelidir. Yanlış bir yazıyı göndermenin vebali büyüktür. Twitter’da paylaş | Facebook’ta paylaş | |||||||
Cehennem ateşi Kötülerden uzak dur, düşme nefsin peşine! İnsan nasıl dayanır, Cehennem ateşine? | |||||||
Bugünkü ilahi: | |||||||
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo Mail grubu sayfası: Google | Yahoo www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.myreligionislam.com | |||||||
* Herkesten dua istemelidir (Mehmet Ali Demirbaş'ın 13.02.2015 tarihli yazısı)
BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM Esselâmü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekâtühü |
13 Şubat 2015, Cuma |
Herkesten dua istemelidir |
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bütün büyükler, dua almayı yollarının esası kabul edip, herkesten dua istemişlerdir. Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri, herkesten dua alırdı. Onu Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri yapan, bir köylünün, (Yâ Rabbi, bunun kalp gözünü aç!) diye ettiği dua olmuştur. Meğer o köylü, mübarek bir zatmış. Kimin ne olduğunu biz bilemeyiz. Gencin biri bahçelerde bekçilik yapar. Zamanın sultanı Melik Zâhir, bir bahçenin yanından geçerken o genci görür. Gencin gayreti hoşuna gider ve (Ben sultanım, bana bir nar verir misin?) der. Genç, koparıp bir nar getirir. Sultan tadına bakar. Nar ekşidir. (Sen bu bahçede bu kadar çalışıyorsun, narın ekşisini tatlısını daha anlayamadın mı?) der. Genç de, (Efendim bahçe benim değil, ben burada bekçiyim. Bir defa olsun alıp yemedim. Hangisi ekşi, hangisi tatlı, bilemem) der. Sultan ise, (İyi ama ben tatlı nar istiyorum) deyince, genç de, (Allahü teâlâya dua ederim, tatlısını verir) der ve namaza durur. Namazdan sonra Sultan gelip o gencin ayaklarına kapanır. Genç, (Estağfirullah) diyerek buna mâni olmaya çalışınca, Sultan, (Sizinle beraber ağaçların da secde ettiğini gördüm) der ve koca sultan, o gencin müridi olur. O genç bir bekçiydi, ama kalbi daima Allah’la beraber olan Abdullah el-Acemî hazretleri idi. Onun için herkesin duasını almaya çalışalım. Dua almanın ilk şartı tevazudur. Kibirli insan dua isteyemez. Nitekim merhum Hocamız, (Kibir, maddî ve mânevî her iyiliğe engeldir) buyururdu. Evliya zatların hepsi tevazu sahibidir. Allahü teâlâ hadis-i kudside, (Azamet ve kibriya bana mahsustur. Bu hususta bana ortak olmak isteyeni yakarım!) buyuruyor. Cenab-ı Hak, yakacağı adamı evliya yapar mı? Kendimizi kimseden daha üstün, daha iyi görmeyelim. Zaten hangi konuda olursa olsun, dünyalık bir konuda bile, (Daha iyiyim, daha iyi yaparım) demek şeytan sıfatıdır. Çünkü İblis, (Ben Âdem’den daha iyiyim) dedi ve böylece şeytan oldu. Kim (Ben filan kimseden daha iyiyim) derse, artık onun bağlantısı kopmuş, feyz yolu kapanmıştır. Kibirlenmek o kadar tehlikelidir ki, insanın küfre düşmesine bile sebep olabilir. Onun için hatayı her zaman kendimizde aramalı, sadece kendi kusurlarımızla meşgul olmalı, kimseyi küçük görmeden herkesle iyi geçinmeye çalışmalı. Hiçbir Allah kulunun kalbini kırmamalıdır. Twitter’da paylaş | Facebook’ta paylaş |
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo Mail grubu sayfası: Google | Yahoo www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.myreligionislam.com |
11 Şubat 2015 Çarşamba
* Kur'an'a uyduğunu söylemek
BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM Esselâmü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekâtühü | |||||||
12 Şubat 2015, Perşembe | |||||||
Kur’an’a uyduğunu söylemek | |||||||
| |||||||
Sual: (Yalnız Kur’an) sloganıyla ortaya çıkanlar, (Eğer yalnız Kur’an’a uyulsa, herkes aynı şeyi söyler. Hiç ayrılık olmaz) diyorlar. Mutezile ve Cebriye’nin bazı görüşlerini benimseyenlerle, Vehhâbîler ve İbni Sebeciler, (Kur’an böyle söylüyor) dedikleri hâlde, birinin bildirdiği ötekine niçin uymuyor? CEVAP Nakle uymadıkları için Kur’an’dan farklı şeyler anlıyorlar. Bu farklı şeylere de (Kur’an) diyorlar. Ne kadar tuhaf ki, bu farklı şeylere, (Kur’an) diyorlar da, mezhep imamlarının, Ehl-i sünnet âlimlerinin anladıklarına, hattâ Resulullah'ın bildirdiklerine (Kur’an) diyemiyorlar. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uymayan her söz yanlıştır. Peygamber efendimizin, sallallahü aleyhi ve sellem, ömrünün sonuna kadar beş vakit namaz kıldığını, kâfir ve Müslüman herkes bildiği hâlde, (Namaz üç vakittir) diyebilen çıkıyor. Kâfir olan herkesin cehennemlik olduğu meşhur iken, (Hristiyanlar şehit olabilir, Cennete girer) diyen çıkıyor. Allahü teâlâ, her şeyi bildiği hâlde, (Allah her şeyi bilmez) diyen türeyebiliyor. Kurban yalnız deve, sığır ve davardan olduğu hâlde, (Balıktan da kurban olur) veya (İslamiyet’te kurban kesmek yoktur. Kurban kesmek, hayvan katliamıdır) diyen çıkabiliyor. Tesettür farz iken, (Tesettür farz değil) diyen oluyor. Kur’an’da nesh olduğunda icma hâsıl olduğu hâlde, Mutezile gibi (Nesh yoktur) diyenler oluyor. Namaz önce Beytül Makdis'e doğru kılınırken, Kâbe'ye dönülmesi emredildi, eski kıble nesh edildi. Yahudiler bunun üzerine Peygamber efendimize iftira etmeye başlayınca, şu âyet-i kerime indi: (Biz, daha iyisini veya onun gibisini getirmeden bir âyeti nesh etmez veya unutturmayız. Allah'ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin?) [Bekara 106] Nesh ile ilgili başka bir âyet-i kerime meali: (Biz, bir âyetin yerine, bir âyeti değiştirip getirdiğimiz zaman [önceki âyetin hükmünü kaldırdığımız vakit] Allah ne indirdiğini pek iyi bilmişken, kâfirler "Sen, ancak bir iftiracısın" dediler. Hayır, onların çoğu Kur'ân'ın hakikatini ve hüküm değiştirmenin faydasını bilmezler.) [Nahl 101, A. Fikri Yavuz meali] İmanın altı şartını bildiren Amentü hadisi, meşhur ve mütevatir iken, imanın şartlarından kaderi açıkça inkâr edenler oluyor. Bu Mutezile itikadını İbni Sebeciler de savunuyorlar. Kimi de imanın şartını çoğaltıyor, yediye çıkarıyor. Şimdiye kadar gelen bütün İslâm âlimlerini câhillikle suçlayıp, (İmanın şartına Allah'a ulaşmak maddesini de koydum) diyor. Kimi de, (Namaz hiç önemli değildir) diyor. Peki, o âyetlerde Allahü teâlâ ne buyuruyor? Kendi yanlış anlayışları için, Allah adına konuşmaktan ve (Allah böyle diyor) demekten daha tehlikeli ne olabilir? O hâlde yapılacak iş, (Yalnız Kur’an) diyenlere veya (Ben Kur’an’dan söylüyorum) diyenlere değil, Peygamber efendimize ve Onun açıklamalarını esas alan Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uymaktır. Twitter’da paylaş | Facebook’ta paylaş | |||||||
Kalabalığa uyulmaz Hele bak şu alığa, benzer alabalığa, Hakkı çoklukta sanır, uymuş kalabalığa. | |||||||
Bugünkü ilahi: | |||||||
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo Mail grubu sayfası: Google | Yahoo www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.myreligionislam.com | |||||||
10 Şubat 2015 Salı
* "Caiz değil" ne demektir? (Mehmet Ali Demirbaş'ın 12.02.2015 tarihli yazısı)
BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM Esselâmü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekâtühü |
12 Şubat 2015, Perşembe |
“Caiz değil” ne demektir? |
Sual: (Caiz değildir) ifadesi, mekruh anlamında da kullanılır mı? CEVAP (Caiz değil), daha çok (Haramdır) anlamında kullanılırsa da, (Mekruhtur) anlamında da kullanılır. Muteber kitaplardan birkaç örnek: 1- Namaz kılmak için, cami resimli seccadeyi yere sermek caiz değil, mekruhtur. 2- Yatsıyı gece yarısından sonraya bırakmak caiz değil, mekruhtur. 3- Tesbihleri 5, 7, 9, 11 kere okumak müstehab, fakat imamın üçten fazla okuması caiz değil, mekruhtur. 4- Kaba avret yerlerine yapışık dar pantolonla namaz kılmak caiz değil, mekruhtur. 5- Kadınların cenaze namazı kılması caiz değildir, mekruhtur. 6- Önceden hazırlanan cenaze namazını, mekruh vakte bırakmak caiz değil, mekruhtur. 7- Caminin içinde alışveriş yapmak mekruhtur, caiz değildir. 8- Ezanı mescidin içinde okumak caiz değildir, mekruhtur. 9- Domuz ve insan kemiğiyle tedavi olmak caiz değildir, mekruhtur. 10- Kadının kadına süslenmesi caiz değil, mekruhtur. 11- Sıkıntıya sabredemeyenin, kendisi muhtaçken sadaka vermesi caiz değil, mekruhtur. 12- Hanefî’de deniz haşeratını yemek caiz değil, mekruhtur. Diğer üç mezhepte caizdir. 13- Dünyalığa kavuşmak için başka mezhebi taklit etmek caiz değildir, mekruhtur. “Hava çok sıcak” demek Sual: Bir arkadaş, (Uf be, hava çok sıcak) dediği zaman, başka biri (Havayı sıcak yapan Allah’tır, böyle demek Allah’a isyan olur) dedi. (Hava çok sıcak) ya da (Hava çok soğuk, kötü hava şartlarına dayanamıyorum) demekle Allah’a isyan mı olur? Biri de, çok yağıyor anlamında, (Çok kötü yağıyor) deyince, başkası (Yağmur rahmettir, kötü denmez) dedi. Böyle denmez mi? CEVAP Hiçbiri Allahü teâlâya isyan olmaz. (Kötü yağıyor) demek mecazdır, (Çevreye zarar verecek kadar, çok yoğun yağıyor) demektir. (Kötü hava şartları) demekte de mahzur yoktur. Bunların hiçbiriyle Allahü teâlâ suçlanmıyor. (Cehennem çok sıcak) desek, Allahü teâlâ mı suçlanmış olur? (Bu sıcaklarda oruç tutmak zordur) dense, Allahü teâlâ suçlanmış olmaz. (Sabah namazına kalkmak zor oluyor) demekte de mahzur yoktur. Hastalığı veren Allahü teâlâ olduğu hâlde, (Başım çok ağrıyor, dayanamıyorum) demekle Allahü teâlâya isyan edilmiş olmaz. Kaderim çok kötü demenin de mahzuru olmaz. Twitter’da paylaş | Facebook’ta paylaş |
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo Mail grubu sayfası: Google | Yahoo www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.myreligionislam.com |






















