04 Aralık 2011, Pazar | |
Son nefes belli olmaz | |
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ali Bekka hazretleri çok ağlardı. Gözyaşı tuzlu olduğu için aktığı yerleri kısmen çürütmüş, yüzünde iz bırakmıştı. Çok ısrar üzerine, devamlı ağlamasının sebebini şöyle anlatır: Yıllar önce, olağanüstü hâlleri olan bir arkadaşım vardı. Bir defasında birlikte tayy-i mekânla Bağdat'tan, yaya bir yıllık uzaklıktaki şehre, bir anda gittik. Orada bana (Ali, filan zamana yakın öleceğim. O gün ölürken yanımda bulun!) dedi. (Tamam, söz) dedim. İşimizi görüp, yine tayy-i mekânla döndük. Dediği gün evine gittim, can çekişiyordu, ama yüzü doğuya dönmüştü. Tutup kıbleye çevirdim. Tekrar doğuya döndü. Yine çevirdim, yine döndü. Gözlerini açıp, (Arkadaş yüzümü kıbleye çevirmek için uğraşma, bu tarafa dönmüş olarak öleceğim) dedi. (Neden) diye sordum. (Tanrı üçtür, hak din Hristiyanlıktır) dedi. Sanki dağlar başıma yıkıldı. Gözleri fal taşı gibi patladı, sonra birden çirkinleşti, çırpına çırpına imansız öldü. Bunu duyanlar, cenazeyi dışarı attılar. Cesedin etrafını kalabalık sardı, durumundan korkanlar, bizim sonumuz ne olacak diye ağlamaya başladılar. Ben de, başımı alıp köyden dışarı çıktım. Yürürken, (Benim sonum ne olacak) diye hem ağlıyor hem tevbe ediyordum. Epey uzaklarda, bir Hristiyan köyüne kadar gelmişim. Ortada bir cenaze, köylü etrafında toplanmış, sövüp sayıyorlar. Beni görünce, (Ali hoca, gel) dediler. Hışımla yerdeki cenazeyi gösterip, (Bu, Kelime-i şehadeti getirdi, "Hak din İslam'dır, ben Müslümanım" dedi, Allah diyerek öldü) dediler. Ben de, (Ne güzel, hak din üzere öldü, üzülecek ne var) der demez, iyice köpürdüler. (Bu bizim meşhur rahibimizdi, yüz yıl yaşadı, sonunda bize ihanet etti, dinimizi reddetti, "Gelin siz de Müslüman olun, kâfirlikte kalmayın" gibi hakaretler de etti) dediler. (İleride bir köyde, biraz önce Hristiyan olup ölen biri var. Onun ölüsü de ortada kaldı. İki cenazeyi değişelim) dedim. Kabul ettiler, onu kendi mezarlıklarına gömdüler. Biz de, bizimkini kefenleyip, namazını kılıp, bizim mezarlığa defnettik. İşte bu yüzden yıllardır ağlıyorum, son nefeste benim hâlim ne olacak diye hep korku içindeyim. Şu hâlde son nefese kadar, ibadetlerimize ve hizmetlerimize güvenmemeliyiz. Korku içerisinde yaşayıp o imtihanı kazanmaya uğraşmalıyız. * * * NOT: Bu gece Aşure gecesidir, Muharrem ayının en kıymetli gecesidir. | |
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo Mail grubu sayfası: Google | Yahoo www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |
3 Aralık 2011 Cumartesi
* Son nefes belli olmaz (Mehmet Ali Demirbaş'ın 04.12.2011 tarihli yazısı)
2 Aralık 2011 Cuma
* Aşure günü tebriği
Üye olmak için | Dini sualler için
Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo
Mail grubu sayfası: Google | Yahoo
www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net
Haftalik Bulten (02 Aralik 2011)
* Para geçmez hâle gelirse
03 Aralık 2011, Cumartesi | |||||
Para geçmez hâle gelirse | |||||
Sual: S. Ebediyye'de, (Kâğıt paralar geçmez hâle gelirse, İmam-ı Ebu Yusuf'a göre pazarlıktaki, İmam-ı Muhammed'e göre tedavülden kalktığı zamandaki kıymeti verilir) deniyor. Bu bir örnekle açıklanabilir mi? CEVAP Bir mal veresiye satıldığı zaman, mesela değeri 3 gram altın ise, para geçmez hâle gelince, İmam-ı Ebu Yusuf'a göre, müşteri satıcıya 3 gram altın vermek zorundadır. Yahut 3 gram altının değeri kadar geçer para ne ise, ondan da verebilir. Satıcı bundan fazlasını isteyemez. Şimdi o mal çok pahalansa mesela 5 gram altın olsa, ancak o zamanki değerini isteyebilir, satıcı o değerden ücretini almak zorundadır. (Malım pahalandı 5 gram ver) diyemez. Tersi de olabilir. Malın değeri düşer, 2 gram altın edebilir. Müşteri, (Malın değeri düştü, ben buna 2 gram veririm) diyemez. Malın satışındaki değer geçerlidir. İmam-ı Muhammed'e göre ise, paranın geçmez olduğu zamandaki değerinden verilir. Bir zaman sonra para geçmez hâle gelince, o zaman malın değeri 3 gram altın iken, ya artarak 4 gram olmuştur veya eksilerek 2 grama inmiştir. Yahut yine 3 gram olarak kalmıştır. O zamanki değeri ne ise, satıcı onu ister. Satıcı, (Bakın, malım, paranın tedavülden kalktığı zamanda 4 gram altın oldu) diyerek 4 gram altın isteyemez. Müşteri de, (Bakın, bu mal 2 gram altın alabiliyor, 2 gram altın vereyim) diyemez. O malın, paranın tedavülden kalktığı zamandaki kıymeti ne ise, onu verir. Ama fetva İmam-ı Ebu Yusuf'a göredir. Eğer alıcı ve satıcı anlaşırlarsa İmam-ı Muhammed'in kavline göre de hareket edebilirler. Enflasyon sebebiyle paranın değeri düşünce de veya herhangi bir sebeple artınca da hüküm böyledir. | |||||
Bugünkü şiirimiz: | Bugünkü ilahi: | ||||
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo Mail grubu sayfası: Google | Yahoo www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |||||
1 Aralık 2011 Perşembe
* Üstün hâller ölçü değildir (Mehmet Ali Demirbaş'ın 03.12.2011 tarihli yazısı)
03 Aralık 2011, Cumartesi | |
Üstün hâller ölçü değildir | |
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dinimizde olağanüstü hâller göstermek, üstün olmayı göstermez. Bu hâl, müminde de, kâfirde de olabilir. Dolayısıyla ölçü, bu değildir. Başkasında olmayıp, kendisinde üstün hâller olduğunu düşünen, bundan mutluluk duyan, ucba ve kibre girer, felakete gider. Onun için bizim dinimiz, uçmak dini değildir, yerde yürümek dinidir. Hazret-i Ömer, tayin ettiği bir valiye, başarılı olması için, (Namazlarını vaktinde kusursuz kıl, ramazan orucunu doğru tut, zekâtını tam ver, haccını düzgün ifa et! Kelime-i şehadeti çok söyle, imanını koru! Haydi, Allah selamet versin) diye nasihat edince, Eshab-ı kiram, (Yâ emir-el-müminin, bunları vali de, biz de biliyoruz. Nasıl başarılı olacağını merak ettik. Acaba ne hikmeti var ki, herkesin bildiği şeyleri tekrar bildirdiniz?) diye sordular. Hazret-i Ömer buyurur ki: Din budur. Bunun dışında ne söylenecek ki? Allahü teâlâ, İslam'ın şartlarından razıdır. Başarı ancak Onun yardımıyla olur. Siz başka kimden yardım bekliyorsunuz? Yani Hazret-i Ömer, (Yardım, kişinin, mesleğinden, meşrebinden, parasından veya kabiliyetinden değil, Allah'tandır) demek istemiştir. İnsandaki üstün hâller, açlıktan olur. Biri aç kalsa, ister papaz, ister Müslüman olsun, sonunda ikisinde de hârikulade hâl yani ya istidraç veya keramet mutlaka meydana gelir. Çünkü zayıflayan nefse ruh hâkim olur. Maksat bu değil, dinimizin emir ve yasaklarına ihlâsla uymaktır. İhlâslı olana Allah da yardım eder. Aşere-i mübeşşere, yani Cennetle müjdelenen on kişi hariç, hiç kimse son nefesten emin olmamalı! Daima uyanık olmalı! İmanını, başının üzerinde kaçacak kuş gibi bilip, kaçmaması için dikkatli olmalı! Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Cennete girmeden, beratı elinize almadan sakın sevinmeyin! Çünkü bir mümin ömür boyu cennetlik amel işler ve Cennete girmesine bir zra kalmış iken, bir yanlış iş yapar, bir huysuzluğu veya bir uygunsuzluğu sebebiyle Cehenneme gider. Bir kâfir, 80 yıl küfür içinde yaşar. Cehenneme girmesine bir zra kalmış iken, bir güzel amel eder, imana kavuşur, hiç günahsız Cennete gider.) O hâlde işin sonu önemlidir. Son nefese kadar imanı muhafaza etmeye çalışmalıdır. *** NOT: Aşure orucu, pazar-pazartesi veya pazartesi-salı tutulabilir. | |
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo Mail grubu sayfası: Google | Yahoo www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |
* Cuma tebriği
Üye olmak için | Dini sualler için
Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo
Mail grubu sayfası: Google | Yahoo
www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net
* İmâ ile kılana uymak
02 Aralık 2011, Cuma | |||||
Îmâ ile kılana uymak | |||||
Sual: S. Ebediyye'de, (Ayakta namaz kılan, oturarak kılana uyabilir) deniyor. Buradan îmâ ile kılana da uyabileceği, yani îmâ ile kılanın ayakta kılabilenlere imam olabileceği anlaşılır mı? CEVAP Hayır, oturup îmâ ile kılan yani rükû ve secde edemeyen kimse, ayakta kılan kimseye imam olamaz. Bu hususta fıkıh kitaplarında deniyor ki: Ayakta durarak namaz kılan kimse, oturduğu yerde rükû ve secde eden imama uyabilir, fakat rükû' ve secde ile namaz kılan kimse, îmâ ile namaz kılana uyamaz. (Fetava-i Hindiyye) Oturanın, ayakta durana imam olması caizdir, fakat rükû ve secde ile namaz kılanın, îmâ ile namaz kılana uyması sahih değildir. (Mecmua-i Zühdiye) Rükû ve secde eden, îmâ ile kılana uyamaz. (İbni Âbidin) Ayakta kılan oturarak kılana uyar. Îmâ ile kılan, îmâ ile kılana uyar. Ancak oturarak îmâ ile kılan, yatarak îmâ ile kılan imama uyamaz. Ayakta olan da uyamaz. (Dürer Gurer) Hasta, namazın bir kısmını îmâ ile kılar, sonra ayağa kalkıp rükû ve secde ederek namaz kılmaya gücü yeterse, o kimsenin namazını iade etmesi gerekir. Çünkü namazı rükû ve secde ederek kılanın îmâ ile kılana uyması caiz olmadığı gibi, îmâ ile kılmaya başladığı namazı, rükû ve secde ederek tamamlaması caiz olmaz. (Halebi-yi sagir) Rükû ve secde ile namaz kılanın, îmâ ile namaz kılana uyması caiz olmaz. (Nimet-i İslâm) Hanefi'de, ayakta namaz kılanın, oturarak rükû ve secdeyi yapabilen imama uyması sahihtir. Rükû ve secdeyi yapmaktan âciz olana, ayakta kılanın uyması sahih olmaz. (El-fıkhü alel mezahibil-erbea) | |||||
Bugünkü şiirimiz: | Bugünkü ilahi: | ||||
Dini sualler için | Üye olmak için Üyelikten ayrılmak için: Google | Yahoo Mail grubu sayfası: Google | Yahoo www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |||||









