| 11 Ocak 2010, Pazartesi | |
| Safları doldurmak | |
| Sual: Genelde bir saf cemaat oluyor. Birinci safın ortalarında bir iki kişilik boşluklar oluyor. İmam ikaz ediyor. Herkes yan yana gelerek bu boşlukları doldurmaya çalışıyor. Vakit kayboluyor, imam da namaza başlamış oluyor. Tek başına duran olmuyor, herkesin yanında birkaç kişi oluyor. Arada boşlukların kalması mekruh olur mu? CEVAP Tek başına duran yoksa mekruh olmaz. Müezzin veya başkaları, bir veya birkaç kişiyle arkada dursalar da mekruh olmaz. Vatan-ı asli Sual: Hanımı vefat ettikten sonra başka bir hanımla evlenenin, vatan-ı aslisi değişir mi? Yani ilk evlendiği yer vatan-ı aslilikten çıkıp, son evlendiği yer mi vatan-ı aslisi olur? CEVAP Evet; ama eğer şimdiki yerde temelli kalmaya niyet etmişse, evlilik temelli kalınan yeri vatan-i aslilikten çıkarmaz. Gündüzün ilk vakti Sual: Bostan-ül ârifin kitabında, (Gündüzün ilk vaktinde uyumak mekruhtur) deniyor. Bu vakit, ne zamandır? CEVAP İmsak vaktinden, işrak vaktine kadar olan zamandır. Secdede parmakları birleştirmek Sual: Secdede parmakların hepsini birleştirmek gerekir mi? CEVAP Evet. Dua ederken Sual: Dua ederken, parmakların araları açılır mı? CEVAP Hayır, bitişik olur. Sual: Önemli bir iftar davetine gidince, CEVAP Vaktin girdiği kesin belliyse, önce orucu açıp, sonra
| |
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |
9 Ocak 2010 Cumartesi
* Safları doldurmak (Mehmet Ali Demirbaş'ın 11.01.2010 tarihli yazısı)
* Satarken yemin etmek
| 10 Ocak 2010, Pazar | |||
| Alış verişte yemin etmek | |||
| Sual: Pazarcılıkta yemin edince, bir güven meydana geliyor. Satış daha çok oluyor. Doğru olarak yemin etmenin mahzuru var mıdır? CEVAP Doğru da olsa, çok yemin etmek, Allahü teâlânın ismine ve yemine kıymet vermemek olur. Bunlara kıymet vermeyerek yemin etmek, çok çirkindir. Mal satmak için Allah’ın ismini alet etmemelidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Satışlarda çok yemin etmekten sakının! Çok kazansanız da, perişan olursunuz.) [Müslim] (Yemin malı sattırırsa da, malın bereketini kaldırır.) [Buhari, Müslim] Demek ki çok kazanmak değil, malın bereketli olması önemlidir. Bereket, az malın çok faydası olmak, çok işe yaramak demektir. Hele yalan yere yemin edilirse ve hile yapılırsa çok tehlikelidir. (Malını yalan yeminle satan kimseye, ahirette acı azap vardır.) [Müslim] (Ticarete hıyanet karışınca, bereket gider.) [İhya] Tartıda hile yapmak da büyük günahtır. Bir ayet-i kerime meali şöyledir: (Verirken noksan, alırken fazla ölçenlere acı azaplar yapacağım.) [Mutaffifin 1]
Bugünkü sesli yayını dinlemek için tıklayın: | |||
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |||
* Nefse karşı gelmek (Mehmet Ali Demirbaş'ın 10.01.2009 tarihli yazısı)
| 10 Ocak 2010, Pazar | |
| Nefse karşı gelmek | |
| Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Sebeplere yapışmak ibadettir; çünkü nefse hakarettir. Dinin temeli, esası da, nefse karşı gelmektir. Yani sebebe yapışmaktan maksat, nefse hakaret etmektir; çünkü orda bir acizlik ifadesi vardır. Nefsimiz bunu istemez. Bazıları yardım etmek ister, şunları, bunları yapsana der. O ise, (Lüzum yok, ihtiyacım yok. Ben yaparım, ben ederim) diye cevap verir. Bunları hep nefsimiz dedirtir. Hâlbuki ihtiyaç halini belli etmek rahmettir. Allahü teâlâ, vesileyle yani bir sebeple yapılan duaları kabul eder. Duaların kabul olacağı yerleri yaratmış, mübarek ayları, günleri, geceleri yaratmış. Kişiler yaratmış, sebepler yaratmış. Tabii en büyükleri de, Kâbe-i muazzama, Peygamber efendimizin zatı, mübarek kabri, Arafat... Allahü teâlâ, zamansız ve mekânsız, hiçbir yerde olmayarak, her an, hazır ve nâzırdır. Bir hadis-i kudside Cenab-ı Hak, (Beni zikredenin iki dudağı arasındayım) buyuruyor. O bize bu kadar yakın; biz ise çok uzağız. Günahlar, bedenimiz, her şey, bizi Cenab-ı Hak’tan çok uzaklaştırıyor; ama Kâbe-i muazzama, Peygamber efendimizin huzuru, bizi Cenab-ı Hakk’a yaklaştırır. Biz çok uzağız; ama bu vesilelere yaklaşırsak, işte o zaman, dualar daha çabuk kabul olur, daha bereketli olur. Bir mümin, bir mümin kardeşi için, onun arkasından ne dua ederse, melekler âmin der. Melekler günahsız olduğu için de, Allahü teâlâ onların duasını kabul eder. Bu sefer melekler der ki, ya Rabbi bu mümin, bunun için ne istediyse, aynısını sen de ona ver. Bu duaları da kabul olur. Evliya zatların, Ehl-i sünnet âlimlerinin, Silsile-i aliyye büyüklerinin huy ve ahlakında, verirken sevinmek, alırken de üzülmek vardır. Evliya bir zat, verirken duyduğu zevk ve şevki, başka şeylerde duyamaz. Alırken çektiği sıkıntı ve üzüntü de böyledir. Allah’ın ismiyle, yalan yere yemin etmek çok tehlikelidir. Doğru da olsa, lüzumsuz yere yemin etmemek gerekir. Allahü teâlânın ismini, üç beş paralık dünya için kullanmamalı. Allah’ın ismiyle olunca, karşı taraf elbette inanır. Mesela, Âdem aleyhisselamın Cennetten çıkarılmasının sebebi, şeytanın yemin etmesi oldu. Şeytan ona, vallahi şöyle, billahi böyle diye yeminle söyledi. Allah’ın ismine yemin edince, o da inandı, yalan olmaz dedi... | |
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |
8 Ocak 2010 Cuma
* Bizi rezil etme
| 09 Ocak 2010, Cumartesi | |||
| Bizi rezil etme | |||
| Sual: (Allah zaten bela vermez, “bela verme” diye dua etmek Allah’a suizan olur) deniyor. (Ya Rabbi sabredemeyeceğimiz bela ile bizi imtihan etme! Bizi rezil perişan etme, bizi sıkıntıya sokma!) diye dua etmek uygun değil deniyor. Böyle söylemek uygun değil mi? CEVAP Uygundur, bir mahzuru yoktur. Bela, sıkıntı, onları hak edene veya Allahü teâlânın derecesini yükseltmek istediği evliya zatlara gelir; yani kimseye zulüm edilmez. Ancak, hayır ve şer Allahü teâlâdan olduğu için, (Bizi rezil etme, bizi zor şeylerle imtihan etme) diye dua etmekte mahzur yoktur. Bu konuda birkaç ayet-i kerime meali şöyledir: (Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği işleri yükleme!) [Bekara 286] (Ey Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi kaydırma!) [Al-i İmran 8] (Ey Rabbimiz, kıyamette bizi rezil etme!) [Al-i İmran 194] (Ey Rabbimiz, bizi o zalim kavmin fitnesine uğratma! Onlarla imtihan etme!) [Yunus 85] (Rabbimiz! Bizi, inkâr edenlere ezdirme, onları bize musallat etme, onlarla bizi imtihan etme!) [Mümtehine 5] (İnsanların dirileceği gün, beni mahcup etme, rezil etme!) [Şuara 87] Peygamber efendimizin de böyle duaları çoktur. Birisinin meali şöyledir: (Allah’ım, bizi hayatta bıraktığın sürece kulağımızdan, gözümüzden ve kuvvetimizden bizi faydalandır. Bunları son anımıza kadar bizden alma! Bize zulmedenlerden intikamımızı al! Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et! Bize musibet verme! Dünyayı, bizim en büyük kaygımız ve ilmimizin son hedefi yapma! Bize acımayanları başımıza musallat etme!) [Tirmizi]
Bugünkü sesli yayını dinlemek için tıklayın: | |||
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |||
Haftalık Bülten (08 Ocak 2010)
7 Ocak 2010 Perşembe
* Nefsi aradan çekmek (Mehmet Ali Demirbaş'ın 09.01.2010 tarihli yazısı)
| 09 Ocak 2010, Cumartesi | |
| Nefsi aradan çekmek | |
| Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Müslüman, kimseye kötülük etmez. Kendine zarar verene, karşılık vermeyip sabreder. Ona tatlı dille, güler yüzle nasihat eder. Başarının sırrı, tatlı dil ve güler yüzdür. Âhir zamanın cihadı budur. Bunun aksi ise sıkıntı verir; çünkü dostun kalbini kırar, düşmanın düşmanlığını arttırır. Başarıyla insan arasında nefis vardır. İnsan nefsini aradan ne kadar çekerse, o kadar başarılı olur. Araya nefsimiz karıştığı müddetçe başarısız olur. Başarıdan kastımız, sadece para kazanmak değildir. Cenab-ı Hakkın rızasına uygun iş yapmaktır. Allahü teâlânın rızasına uygun iş yapmak için, elden geldiği kadar nefsi aradan çekmek gerekir. Arada ne miktarda nefis varsa, başarı da o miktarda azdır. Büyükler hep, başkasıyla değil, nefsimizle mücadele etmeyi bildirmişler ve bunu istemişlerdir. Hatta bazı büyükler, işleri idare eden talebelerine, nefsi aradan çekmek için, (Bizimle, hizmetlerimizle ilgili size müracaat edenlere, eğer peki diyebiliyorsanız diyebilirsiniz; ama hayır demeyin! Hayır demek, bize aittir. Öyle bir durumda bize havale edin! Çünkü o bize geliyor, size gelmiyor. Bizim adımıza hayır dediğiniz takdirde, bunun sonucuna katlanmak size sıkıntı verir. Belki biz ona evet diyeceğiz. Evet demekte serbestsiniz; ama hayır diyemezsiniz. Belki biz de, hayır diyeceğiz; ama bizim dememiz başkadır, biz onun ahiretine bakarak evet veya hayır deriz. Onun için faydalı olan cevabı veririz. Bunu siz bilmezsiniz) buyurmuşlar. Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri, (Allah yolunda bir mücahid, bir kılıç sallamakla, bir dervişin, kırk sene riyazet çekerek bir kapalı odada zikretmesinden kazandığı sevabdan daha çok sevab kazanır) buyuruyor. İmam-ı Rabbani hazretleri de, (Bugünün silahı top, tüfek değil, kâğıt, kalemdir) buyuruyor. Bu yüzden, bu büyüklerin yolunda Ehl-i sünnete hizmet edenler, her nerede olursa olsun, hangi vazifede olursa olsun, cephede olan mücahidin tâ kendisidir; çünkü o gemide, o birliğin içerisindedir, o cemaatin, o cemiyetin içindedir. Bu hizmetler, sevaba ortak bir şirkettir. Herkes, âhirette ihlâsı nispetinde pay alacaktır. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Eğer bir insan günahlardan kurtulur da, emr-i maruf yaparsa, onun hiç malı mülkü olmasa da, çok zengin sayılır. Hiçbir askeri, hiçbir kuvveti olmasa da, çok güçlü bilinir. Bütün insanlar arasında, bir şey olmadığı halde, en kıymetli, en aziz o olur.)
| |
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |
* Ya hep ya hiç
| 08 Ocak 2010, Cuma | |||
| Ya hep ya hiç | |||
| Sual: İbadetlerde, (Ya her ibadetin hepsini yap veya hiç birini yapma), günah konusunda da, (Ya günahların hepsinden vazgeç veya hiç birini terk etme, ya hep ya hiç) deniyor. Böyle konuşmak dinimize aykırı değil midir? CEVAP Bu konularda (Ya hep ya hiç) demenin, uygun olan ve uygun olmayan yönü vardır. Uygun yönü: Namaz kıl da nasıl kılarsan kıl, bir şey okumadan kıl, abdestsiz kıl demek yanlıştır. Her ibadeti dinin bildirdiği ölçülere göre yapmaya çalışmak gerekir. Yani yapabildiğimiz kadar yaparız. Mesela oruç tutan kimse, öğleye kadar tutup, öğleden sonra yiyip içse, (Başkaları hiç tutmuyor, ben yine öğleye kadar tuttum) dese, yanlış olur. Bu, emri değiştirmek yani bid’at olur, hatta oruçla alay olabilir. İki rekât sabah namazının farzını kılmaya başladıktan sonra, bir rekât kılıp bıraksa, (Başkaları hiç kılmıyor, ben yine bir rekât kıldım) demek yanlış olur. Namazla alaya sebep olabilir. Hiç yapmamak çok kötü ise de; böyle yapmak, hiç yapmamaktan daha kötü olabilir. Saz çalarak Kur'an okuyanın, (Başkaları hiç okumuyor ya) demesi çok yanlış olur. Böyle okumak, hiç okumamaktan daha kötüdür. Uygun olmayan yönü: (İslamiyet bir bütündür, namaz kılmıyorsan oruç da tutma, açık geziyorsan namaz da kılma, kumar oynuyorsun, içki içmemenin bir faydası olmaz, ya hep ya hiç) demek yanlıştır. Birkaç günah işliyorum diye, diğer günahları da yapmak gerekmez. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (Bütün günahlara tevbe edip hepsinden kaçmak büyük nimettir. Bu yapılamazsa, bazı günahlara tevbe etmek de nimettir. Bunların bereketiyle belki bütün günahlara tevbe etmek nasip olur. “Bir şeyin bütünü ele geçmezse, hepsini de kaçırmamalı” buyuruldu.) Demek ki, ibadetlerin hepsi yapılamasa da, yapılabildiği kadar yapmak, günahların hepsinden kaçılamasa da, kaçılabildiği kadar kaçmak da bir nimettir. Bu konularda, (Ya hep ya hiç) demek dine aykırı olur.
Bugünkü sesli yayını dinlemek için tıklayın: | |||
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |||