| 09 Aralık 2009, Çarşamba | |||
| Günaha iyi denmez | |||
| Sual: (Günah işlemek kötü değildir, kötü olsaydı, sahabeden, evliyadan günah işleyenler çıkmazdı. Kötü olan, günah işlemek değil, günahta ısrar etmek ve işlediği günahın arkasına tevbe etmemektir) demek doğru mudur? CEVAP Günahı kim işlerse işlesin günah işlemek kötüdür. Günah, Allahü teâlâya isyan etmek demektir. Tevbe etmemek, ısrar etmek ise daha büyük günahtır. Tevbe edip ısrar edilmezse affolur. Affedilse bile, günah için iyidir denmez. Günahtan sakınmak dinimizin emridir. Bir âyet-i kerime meali: (Açık da olsa, gizli de olsa, günahlardan sakının!) [Enam 120] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Günah işleyince kalbde siyah bir nokta hâsıl olur. Eğer tevbe edilirse o leke silinir. Günahlara devam edilirse, o leke büyür ve kalbinin tamamını kaplar.) [Nesai]
Bugünkü sesli yayını dinlemek için tıklayın: | |||
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |||
7 Aralık 2009 Pazartesi
* Günaha iyi denmez
* Eşya ile bereketlenmek
| 08 Aralık 2009, Salı | |||
| Eşyalarla bereketlenmek | |||
| Sual: Peygamber efendimizin mübarek saç ve sakalıyla bereketlenmeye, yani Allah’tan başkasına saygı göstermeye şirk diyen Vehhabilerin bir gerekçeleri var mıdır? CEVAP Vehhabiliğin temelini atan, İngiliz casusu Hempher’in ve İbni Teymiyye’nin sapık sözlerini esas almaktan, anlayışlarını din gibi göstermekten başka gerekçeleri yoktur. Allahü teâlâdan başkasına tazim etmek, saygı göstermek şirk değildir. Bir âyet-i kerime meali: (Allah’ın şeairini [nişanelerini] tazim etmek, kalblerin takvasındandır.) [Hac 32] Bunun için, Allahü teâlânın şeairini tazim etmek vacib olmuştur. Şeair, nişanlar, alametler demektir. Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri, (Görülünce, Allahü teâlâyı hatırlatan her şey, Allahü teâlânın şeairi olur) buyuruyor. Bekara suresinin, (Safa ve Merve, Allah’ın şeairindendir) mealindeki 158. âyet-i kerimesinden anlaşılıyor ki, Allahü teâlânın şeairi, yalnız Safa ve Merve tepeleri değildir. Bunlardan başka şeair de vardır. Mekke-i mükerreme şehrinde, Mescid-i haramın yanında bulunan Safa ve Merve ismindeki iki tepecik arasında, İsmail aleyhisselamın annesi Hazret-i Hacer gidip geldiği için, bu iki tepecik, Allahü teâlânın şeairi olup, O mübarek anneyi hatırlamaya sebep olunca, bütün mahlûkların en üstünü ve Allahü teâlânın sevgilisi olan Muhammed aleyhisselamın doğduğu, büyüdüğü, ibadet ettiği, hicret ettiği, namaz kıldığı, vefat ettiği yerler, mübarek türbesi, Hazret-i Ali’nin ve diğer Eshabının yerleri de elbette Allahü teâlânın şeairi olur. (Üsul-ül-erbea fi terdid-il vehhabiyye) Şah Veliyyullah Dehlevi hazretleri de buyuruyor ki: Allahü teâlânın şeairini sevmek demek, Kur’an-ı kerimi, Peygamber efendimizi ve Kâbe’yi sevmek demektir. Hatta Allahü teâlâyı hatırlatan her şeyi sevmektir. Allahü teâlânın Evliyasını sevmek de böyledir. (Eltaf-ül-kuds) Peygamber efendimizin mübarek saç ve sakalıyla bereketlenmek de, bunlar gibi caizdir. Bizzat kendisi, bunların dağıtılmasını emretmiştir. Resulullah, Cemre-tül-akabeye geldi, taşlarını attı, sonra Mina’da konakladığı yere geldi ve kurbanını kesti. Sonra berbere, (Al!) buyurdu ve sağ yanını işaret etti, sonra sol tarafını işaret etti, sonra kesilen saçları halka vermeye başladı. Sağ yandan kesilenleri sağındakilere, sol yandan kesilenleri de Ümmü Süleym’e verdi. (Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud) Uzun zaman Resulullah efendimize hizmetle şereflenen Enes bin Malik hazretleri, kendisiyle beraber bir sakal-ı şerifin defnolunmasını vasiyet etti. Allahü teâlânın huzuruna sakal-ı şerifle birlikte çıkmak istedi. (Buhari) Resulullahın faziletlerinden birisi de şudur ki, Halid bin Velid, başında, sarığı arasında bir sakal-ı şerif taşırdı. Bunu taşıdığı her savaşta zafer kazanırdı. O, mübarek bir kılı sebebiyle muradına kavuşuyor da, Resulullah efendimizin mübarek zat-ı şerifini vesile ederek Allahü teâlâdan dilekte bulunanlar kavuşmaz olur mu? (Kadi İyad - Şifa-i şerif) Resulullah efendimiz çarşıya çıkıp, bir entari satın aldı. Giderken bir a’manın [kör] oturmuş, (Allah rızası için, bana bir gömlek verin, cennet elbiselerine kavuşun) dediğini duyup, aldığı entariyi buna verdi. A’ma, entariyi eline alınca, misk gibi güzel koku duydu. Bunun, Resulullahın mübarek elinden geldiğini anladı; çünkü Resulullahın bir kere giydiği her şey, eskiyip dağılsa bile, parçaları da misk gibi güzel kokardı. A’ma, (Ya Rabbi, bu gömlek hürmetine, gözlerimi aç) diye dua etti. İki gözü hemen açıldı. (Zad-ül-mukvin) Hazret-i Ebu Cuhayfa diyor ki: Resulullah efendimiz, öğle sıcağında çıkıp abdest aldı. Oradakiler kalkıp, Onun ellerini tutup, yüzlerine sürdüler. Bir de ben, onun mübarek ellerini tutup yüzümün üstüne koydum. O sıcakta mübarek elleri, kardan daha soğuktu ve miskten daha güzel kokuyordu. (Buhari) (Ellerini tutup yüzlerine sürdüler) ifadesi, faziletli ve salih kimselere dokunarak bereketlenmenin meşru olduğunu gösteriyor. Hazret-i Âişe validemiz buyuruyor ki: (Resulullah bir yarası olan kimseyi tedavi ederken, işaret parmağını yere sürüp ve kaldırarak, “Bismillahi türbetü erdina biriki ba’dina liyüşfa bihi sekimüna bi-izni Rabbina” derdi.) [Müslim] İmam-ı Nevevi’nin bildirdiğine göre, hadis-i şerifin manası şöyledir: İşaret parmağını mübarek ağız suyuyla ıslatıp, sonra toprağın yapışması için yere koyar, sonra illetli ve yara olan yere sürer ve bu elini sürerken, Allahü teâlânın ism-i şerifiyle bereketlenmek için bu duayı okurdu. Hadis-i şerif kitaplarında, Eshab-ı kiramın, Peygamber efendimizin eşya ve eserleriyle, sakalı, teri, gözyaşı ve ağız suyuyla bereketlendiklerine dair böyle misaller çoktur. Vehhabilerin bunlara şirk demesinin hiç önemi yoktur.
Bugünkü sesli yayını dinlemek için tıklayın: | |||
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |||
* "Tuhfet-ül ihvan" vehhabi kitabı (2) (Mehmet Ali Demirbaş'ın 08.12.2009 tarihli yazısı)
| 08 Aralık 2009, Salı | |
| “Tuhfet-ül ihvan” vehhabi kitabı (2) | |
| 4- (İki görüşten en doğru olanına göre, kazaya kalan namazları kaza etmek gerekmez; çünkü namazı kazaya bırakmak küfürdür. Kâfirse, ibadetten sorumlu değildir) dedikten hemen sonra, (Namazı kasten terk eden kimse, namazın farz olduğunu inkâr etmezse kâfir olmaz diyen çoğunluktaki âlimlerin görüşüne uyarak namazlarını kaza etmesinde bir sakınca yoktur) diyor. Görüldüğü gibi, ikisi birbirine zıttır. 5- (Namazda eller göğsün üstüne bağlanır. Göbek altına bağlamak zayıf kavildir. Elleri bağlamadan yana salmaksa, sünnete aykırıdır) diyor. Resulullah elleri yana salarak da namaza durduğu için Maliki mezhebinde elleri yana salarak durmak caizdir. Hanefiler ise, (Namazda sağ el, sol el üstüne konur, göbek altına bağlanır) hadis-i şerifine göre hareket ederler. (Ebu Davud) Bütün Hanefi fıkıh kitaplarına göre, namazda eller göbek altına bağlanır. Mesela Hazret-i Ali, (Elleri göbek altına bağlamak sünnettir) diyor. Namazda erkek, ellerini göbeğinin altına koyar. Muhtar olan kavil budur. (Dürr-ül-muhtar) 6- (Uçaktan inince, vakit olsa da, namazı ilk vaktinde kılabilmek için, uçakta imayla kılmalı; çünkü Kur’anda, “Gücünüz yettiği kadar Allah’tan korkun” buyuruluyor) diyor. İnip kılmaya gücümüz yetmiyor mu? İnip namazı kâmil olarak farzlarına riâyet ederek kılma imkânı varken ne diye uçakta imayla kılınır ki? Hatta diyelim ki, öğle vakti uçakta geçse, ikindi vakti inilse, seferiyse üç mezhepten birini taklit ederek, ikindiyle birlikte cem etmeye niyet edilir. Seferi değilse, Hanbeli taklit edilerek cem edilir. 7- (Namaz kılarken üç hareketin namazı bozacağını bildiren kavil zayıftır. Hareket etmenin bir sınırı yoktur. Namaz kılanın kendine göre, bu hareket çoksa o zaman namaz bozulmuş olur) diyor. Dinin hükmünü namaz kılanın görüşüne bağlıyor. Bir rükünde üç veya daha çok hareketin namazı bozacağı Hanefi fıkıh kitaplarının hepsinde yazılıdır. Mesela Dürr-ül-muhtar kitabında diyor ki: Bir rükünde, eli üç kere kaldırmak namazı bozar. (Redd-ül-muhtar) 8- Eskiden secdeye giderken dizlerden önce ellerin yere konmasını bildirirken, bu son kitabında, Hanefiler gibi önce dizlerin yere konmasını savunarak, (Önce dizleri yere koymak sünnettir) hadis-i şerifini yazdıktan sonra, (Peygamberimiz, secdeye giderken, devenin çökmesi gibi, yere çökmeyi yasaklamıştır. Elleri dizlerinden önce yere koymak deveye benzemek olur. Dizler ellerden önce yere konmalı. Büyük âlim İbni Kayyım da böyle bildirmektedir) diyor. [Bunu bildirmemizin sebebi şudur: Türkiye’deki selefiler hâlâ İbni Baz’ı örnek alarak ellerini önce secdeye koydukları için, son durumu onlara duyurmak istedik.] (Devamı var) | |
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |
6 Aralık 2009 Pazar
* Dinle, indir, oku...
| 6 Aralık 2009, Pazar | |
| Dinle, indir, oku... | |
| Sitemizde, Hakikat Kitabevi yayınlarının, 1- Bilgisayara indirilebileceği, 2- İnternet üzerinden okunabileceği, 3- Sesli olarak dinlenebileceği, 4- Sipariş verilebileceği yeni bir bölüm hazırlandı. Bu linkten bakılabilir: www.dinimizislam.com/sesliyayinlar/hakikatkitabevi/default.asp | |
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |
5 Aralık 2009 Cumartesi
* Namazda şaşıran
| 07 Aralık 2009, Pazartesi | |||
| Namazda şaşıran | |||
| Sual: Bir kimse, dört rekâtlık bir namaz kılarken, üçüncü rekâtta mı, beşinci rekâtta mı olduğunda şüphe ederse nasıl hareket eder? CEVAP Üçüncü rekâtta mı, beşinci rekâtta mı olduğunda şüphe ederse, hemen oturur. Bir rekât daha kılıp teşehhüdü okur; sonra ayağa kalkar; bir rekât daha kılıp oturur. Sonunda secde-i sehv yapar. Böylece namaz tamamlanmış olur. Eğer üç kıldıktan sonra şaşırmışsa, dördüncü rekâtta oturduğu için o namaz sahih olur. Beşinci rekâta kalktığında şaşırmışsa, yine dördüncü rekâtta oturduğu için o namaz sahih olur. Böyle durumlarda son rekâtta oturmaya dikkat etmelidir; çünkü son rekâtta oturulmazsa namaz sahih olmaz. Namazdan sonra Sual: Sabah ve ikindi namazlarından sonra son sünnet olmadığı için cemaatin yerinden kalkmaması daha iyi olduğu doğru mudur? CEVAP Doğru değildir. Bozmak müstehabdır, son sünneti olmayan namazlar bundan istisna tutulmamıştır. Kitaplarda deniyor ki: Farz namazları kılınca, safları bozmak müstehabdır. (S. Ebediye) Cemaatin farz namazdan sonra safları bozması, sonradan gelen kimselerin onların farz kıldığını sanmaması için müstehabdır. (Halebi-yi sagir) Sabahın farzını üç kılmak Sual: Dört rekâtlı namazlarda yanılıp beşinci rekâtı da kılanın bir rekât kılması her namaz için geçerli midir? Mesela bir kimse, sabah farzını iki rekât kılıp oturduktan sonra, unutarak üçüncü rekâta kalksa ve secdeleri de yapsa bir rekât daha mı kılar? CEVAP Hayır, bir rekât daha kılmaz; çünkü sabahın farzından sonra nafile namaz kılınmaz. Son kılınan iki rekât, nafile oluyor. Bu durum öğle, akşam ve yatsı namazında meydana gelseydi, bir rekât daha kılıp ikiye tamamlardı; çünkü öğleden, akşamdan ve yatsıdan sonra nafile kılmak caizdir.
Bugünkü sesli yayını dinlemek için tıklayın: | |||
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |||
* "Tuhfet-ül ihvan" vehhabi kitabı (Mehmet Ali Demirbaş'ın 07.12.2009 tarihli yazısı)
| 07 Aralık 2009, Pazartesi | |
| “Tuhfet-ül ihvan” vehhabi kitabı | |
| Sual: Hacılara dağıtılan, ünlü vehhabi İbni Baz’ın, sualli cevaplı Tuhfet-ül ihvan isimli kitabı ektedir. Dine aykırı yerleri nelerdir? CEVAP Kitabın tamamı dine aykırıdır. Birincisi, âyet ve hadislere indî yorumlar yapmıştır. Muteber hiçbir İslam âliminden nakil yapmamıştır. Mezhepler üstü, yani mezhepsizce yazmıştır. İkincisi, İbni Teymiye ve İbni Kayyım’ın sözlerini delil olarak almış; fakat dört imamın sözlerine ve hiçbir fıkıh kitabına itibar etmemiştir. Zaten hiçbir mezhebi kabul etmemektedir. (Gücünüz yettiği kadar Allah’tan korkun) âyetini, hiç ilgisi olmayan birçok meseleye delil göstermiştir. Mesela, (Namaz kılarken önünden geçene mani olma gücün olmadığı için, hiç mahzuru olmaz) diyor. Hâlbuki fıkıh kitaplarında herkesin gelip geçeceği yere duran da günah işler buyuruluyor. Ya öne sütre koymalı veya insanların geçmeyeceği bir yere durmalı. Bir hadis-i şerifte de, (Namaza dururken sütre koyun! Geçmek isteyene mani olun!) buyuruluyor. (İbni Mace) (Ameller niyete göredir) hadis-i şerifini de, ilgisiz yerlere delil getirmiş, niyetin düzgünse, yaptığın yanlış olmuş, önemi yok demektedir. Üçüncüsü, kendini bütün âlimlerin üzerinde görüyor. (Âlimlerin iki görüşünden en doğru olanına göre şöyledir) diyor. Farklı ictihadlara, doğru veya yanlış diyebiliyor. İctihadın ictihadla nakzedilemeyeceğini yani iptal edilemeyeceğini bilmiyor. Birkaç örnek verelim: 1- Kitabın büyük bölümünde, kabir ziyaretine, Resulullah’tan ve Evliyadan yardım istemeye şirk denmektedir. Hatta İbni Baz, (Türbede kılınan namaz bâtıldır. İsterse kabir arkada kalsın fark etmez; çünkü kabrin yanında kılınan namaz şirke götürür) diyor. Hâlbuki kabir yanda veya arkada olursa mahzuru olmaz. Hadis-i şerifte sadece, (Kabre karşı namaz kılmayın!) buyuruluyor. (Nesai) Kabre karşı değilse, namaz mekruh olmaz. Kıbleyle kabir arasında, perde, duvar olursa veya kabir yandaysa, namaz mekruh olmaz. (Hindiyye) 2- (Elbisesinde namaza mani olacak necaset bulunduğu halde, unutup necasetli elbiseyle namaz kılsa, (Rabbimiz unutur veya hata edersek, bizi sorumlu tutma) âyeti gereğince namazı sahih olur) diyor. Âyet-i kerime bütün unutmalara, hatalara şamil olur mu hiç? Mesela bir kimse unutup öğleyi kılacakken ikindiye niyet edip kılsa namazı sahih olmaz. Abdestsizken unutup namaz kılsa, sonra hatırlasa namazı sahih olmaz. Demek ki, bu âyeti her yere delil getirmek yanlıştır. 3- (Meşru sebeple 3 gün veya daha az bayılan, ayılınca bunları kaza eder) diyor. Hâlbuki 24 saatten çok baygın kalan kaza etmez. 24 saatten az bayılan kaza eder. (Eşbah) [Devamı var] | |
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |
* Ecel ve takdir
| 06 Aralık 2009, Pazar | |||
| Ecel ve takdir | |||
| Sual: Herkesin ecelini Allah takdir ettiğine göre, başkasını öldüren veya intihar eden kimse niye suçlu oluyor? CEVAP Allahü teâlâ elbette kimin ne zaman ve nasıl öleceğini, intihar edip etmeyeceğini, kimin kimi öldüreceğini bilir. Bilmeyen de zaten ilah olamaz. Allahü teâlâ, kimin cennete, kimin cehenneme gideceğini de biliyor. Allah’ın bilmesi demek, o işi zorla yaptırması demek değildir. Mesela, takvimlere, bir yıl içinde güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağı, hesaplanarak yazılır. Güneş, takvimde bildirilen saatlerde doğup batar. Güneş, takvime öyle yazıldı diye bilinen saatlerde doğup batmaz. Aksine, güneş o saatte doğacağı için, takvime yazılır. Bir kimsenin ne yapacağını, ne zaman ve nasıl öleceğini, cennetlik mi, cehennemlik mi olduğunu Allahü teâlâ elbette bilir. Bu, kaderine yazılır. İnsan kaderine yazıldığı için o işi işlemiyor. Ne iş işleyeceği bilindiği için, kaderine o iş yazılıyor. Falanca intihar edecek, falanca falancayı öldürecek, falanca şu günahı işleyecek diye bilindiği için yazılıyor. Onun için, günah işleyen günahından sorumlu oluyor. Adam öldüren katilliğinden sorumlu oluyor. İntihar eden intiharından sorumlu oluyor.
Bugünkü sesli yayını dinlemek için tıklayın: | |||
| Üye olmak için | Üyelikten ayrılmak için | Dini sualler için | Mail grubu sayfası www.dinimizislam.com | www.mehmetalidemirbas.com | www.evlilikrehberi.net | |||